3- Hz. Ali’nin (a.s) Teorik ve Pratik Siretinde Adaletçilik Modeli

04 December 2025 28 dk okuma 7 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 7

Doğal olarak, bu düşünceyi icra etmede ısrarcı ve azimli olmak ve adaletçilik kültürünü ihata etmek, temelleri zulümde olan hükümetlerin kabul edebileceği bir mevzu olmayacaktır. Ali (a.s) toplumsal tefekkür sahibidir ve bireysel kriterlerle değerlendirme yapmaz. Bu nedenle kendisine “Cömertlik ve bahşetme mi, yoksa adalet mi daha iyidir?” diye sorulduğunda ahlak ve değeri bireysel ahlaki faziletlerde gören kimselerin aksine, adaletin cömertlikten daha üstün olduğu cevabını vermiştir. Çünkü:

“العدل یضع الامور مواضعها و الجود یخرجها من جهتها”.

“Adalet her şeyi kendi yerine yerleştirir ve her hakkı, gerçek hak sahibine ulaştırır. Ama cömertlik ve bahşetme, durumları ve hadiseleri kendi yerinden ve mecrasından çıkartır.”

Cömertlik, açık hak sahibi kişiyi göz ardı edip hak sahibi olmayan başkasına bağışta bulunabilir.

“العدل سائس عام و الجود عارض خاص”

“Adalet, umumu idare etmektir. Kamu hayatının temeli ve esasıdır. Sözleşmenin temelidir. Ama cömertlik ve bahşetme, istisnai bir haldir. Belli bir zamanda bir kimse başka bir kimseye bağışta bulunur ve fedakârlık yapar.” Cömertlik ve fedakârlık, umumi hayatın asli temeli yapılamaz. Buna göre sözleşme ve kanun vazedilip uygulanamaz.

Adalet ve cömertlik yerini açıkladıktan sonra şu sonuca varmaktadır:

“فالعدل اشرفهما و افضلهما”

"Adalet, cömertlik ve bağışta bulunmaktan daha üstündür.”

Eğer toplumda adalet tesis edilir ve denge kurulursa cömertlik ve bahşetmeye ihtiyaç kalmaz. Cömertlik ve bağışta bulunma genellikle toplumda boşluk ortaya çıktığı ve bireylerin hakları düzgün dağıtılmadığı zaman söz konusu olur. Bu nedenle, her ne kadar cömertlik ve bağışta bulunma, bireysel ve ahlaki bir amel olarak adaletten yukarıda veya üstün olsa da bütüne bakan bir düşünce ve siyasi tefekkür açısından adaletin çok özel bir yeri vardır ve daha üstün konumda yer almaktadır. Çünkü adalet toplumda umumi bir kanun olarak tahakkuk edebilir ve toplumda dengeyi kurarak her türlü bağışın zeminini ortadan kaldırabilir. Fakat cömertlik ve bahşetme genel bir kanun olarak ele alınamaz.

Toplumda adalet, binanın temelleri gibidir. İhsan da sosyal açıdan o binanın renk ve desenleri mesabesindedir. Eğer ev çürük ve sakat bir temele oturuyorsa ev sahibinin avlunun peyzajı üzerinde düşünmesi faydasızdır.

Toplum cömertlik ve ihsanla yönetilemez. Toplum binasının temeli adalettir. Bu nedenle, verilen izahattan çıkardığımız sonuç şudur ki, muttakilerin mevlası, adaleti İslam'ın sosyal felsefesi olarak ele almış, onu İslam'ın büyük namusu telakki etmiş ve her şeyden üstün tutmuştur. Siyaseti bu ilke üzerine oturuyordu. Hiçbir amaç ve hedef hatırına ondan en küçük bir sapma ve esneklik göstermesi mümkün değildi. İşte bu, onun başına büyük dertler açan tek şeydi.

Ali'nin (a.s) beş yıllık hükümeti dönemi analiz edilirse gayet net görülecektir ki bütün o karşı koymalar ve alaşağı etme çabalarının sırrı, hep Ali'nin (a.s) adaleti uygulamadaki katı tutumunda gizlidir. Çünkü Ali (a.s) “eskiye referans”ı kabul etmiyordu. Ali (a.s), toplum adaleti icra kapasitesi taşımadığını ve adil olmayan idareden faydalanan kişilerin adil bir hükümetin oluşmasına izin vermeyeceklerini biliyordu. Fakat bütün bu durumlara rağmen adaleti tesis edebilmek için hükümeti kabul etti ve çok fazla olayla karşılaştı. Bu dönemin her anı ve tüm hadiseler, adaletin tahakkuku için en ileri öğretiler ve tecrübeler olarak incelenebilir.

Açıklanan ilkeler, adaletin temellerini ve teorik çerçevesini resmetmektedir. Davranış modelleri de işte bu ilkeler üzerinde şekillenmektedir. Bu ilkeler Ali b. Ebi Talib'in (a.s) pratiği ve siretinde tecelli etmektedir. Bunlar, sosyal adaletin tahakkuku için yol haritası olarak mütalaa edilmelidir.

Hz. Ali'nin (a.s) Siret, Amel ve Davranışında Adalet

Buraya kadar açıklananlar göz önünde bulundurulduğunda İmam Ali'nin (a.s), adalete tevhidin penceresinden baktığı ve adaleti tevhidin basamağı gördüğü anlaşılacaktır.

Adalet, değerleri ölçmenin terazisi ve kriteridir. İyiler ve kötüler adaletle ölçülür. Adalet, bireysel ve ahlaki bir tavsiye değildir ve bir ahlaki fazilet kabul edilemez. Bilakis adalet, faziletlerin tamamıdır. Adalet, İmam Ali'nin (a.s) özünde ve cevherinde mevcuttur. Kökü insanların itikat ve fıtratındadır. Adalet hem başlangıçtır, hem de son; hem köktür, hem de meyve; hem faziletin zemini ve temelidir, hem de zirvesi.

Adalete bu bakış ve düşüncenin şu ana dek adalet hakkında gündeme gelmiş en mükemmel teori olduğu net biçimde iddia edilebilir. Fakat Ali'yi (a.s) tarihin diğer seçkinlerinden tam manasıyla ayırt eden şey, Ali'nin (a.s) çabaları, girişimleri ve plan programıdır. Siyaset teorisyenlerinin ve düşünürlerin aksine, şahsen pratik sahnelerde siyasetini test etmiş; genellikle fikir adamı ve teorisyen olmayan siyasi elitlerin tersine, adaletle ve onun değişik alanlarıyla ilgili en derin görüşlerini ortaya koyarak tüm imkânlarını ve kapasitesini adaletin tahakkuku için kullanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar