3- Hz. Ali’nin (a.s) Teorik ve Pratik Siretinde Adaletçilik Modeli

04 December 2025 28 dk okuma 7 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 7

Dünyadaki adalet yanlılarının ve adaletçilik şiarıyla ayaklananların hayatına kısa bir bakış, hükümetler oluştuktan, iktidar ve imkânlara kavuştuktan sonra devlet idarecilerinin yakınlarının elde edilen mevkiyi istismar ettiğini ve adalet hareketini başarısızlıkla karşı karşıya getirdiğini açıklıkla ortaya koymaktadır. Dolayısıyla adaletin siret ve modelinden son derece net anlaşılmaktadır ki, İmam Ali (a.s), adalet yolunda herkesten fazla kendisine karşı katı davranan, ikinci aşamada ise yakınlarına ve akrabalarına tavizsiz olan biriydi.

Ali (a.s) Nehcu'l-Belağa'da Akil'in öyküsünü örnek olarak nakleder ve şöyle buyurur:

“والله لقد رایت عقیلاً و قد املق حتی استماحنی من برکم صاعاً و رایت صبیانه شعث الشعور غبر الالوان من فقر هم... فظن انی ابیعه دینی”

“Allah'a andolsun ki, Akil'i perişan ve çok muhtaç halde gördüm. Benden sizin buğdayınızdan kendisine bir avuç vermemi istedi. Çocuklarını gördüm, sefaletten saçları darmadağınıktı. Renkleri solmuştu, çivit gibiydi. Bana ardı arkası kesilmeyen ziyaretler yaptı ve aynı sözü tekrar etti. Fakat onu dinlemedim. Dinimi ona satacağımı sanıyordu.”

Akil'in öyküsünden başka, Ali'nin (a.s) adalet yüzünden, oğlu İmam Hasan'a (a.s), kızı Fatıma'ya ve diğer yakınlarına oldukça katı davrandığının onlarca tarihi örnek vardır. Hatta kızına, beytülmaldaki kolyeyi bir geceliğine bile ödünç almasına izin vermedi. Yahut oğlu Hasan'a (a.s), balı paylaştırmadan önce kendi hissesini misafirleri için kullanmasına müsaade etmedi.

Dördüncü aşama

Hükümetin memurlarına nezaret ve onları kontrol altında tutmak. Çünkü adalet vaaz ve nasihat yoluyla uygulanmaz. Hükümetin memurları, adaleti gerçekleştirmek zorunda olan bütünün parçalarıdır. Dolayısıyla eğer bu kesim adil olmaz ve adaleti kendi nefislerinde ve yakınlarıyla karşılaşmada tecrübe etmezse adaleti toplumda hâkim kılamazlar.

Ali'nin (a.s) Muaviye'nin Şam'daki hükümetine bir an olsun katlanmadığını veya Osman'ın öldürülmesinden sonra beytülmalın iadesi için bir an bile bekletmiyorsa, ya da kendi valileri ve memurlarına, izahı imkânsız biçimde misafir olmayı kabul ettiklerini yahut anormal bir ev yaptıklarını mektupla yazdığını görüyorsak, işte bütün bunlar İmam'ın, adaletin tahakkukuna olan inancından ve onu uygulamaktaki kararlılığından kaynaklanmaktadır. Ali (a.s), devletin üst düzey memurlarından olan Osman b. Hanif'e şöyle yazdı:

“و ما ظنت تجیب الی طعام قوم عائلهم مجفو و غنیبهم مدعو”

“Muhtaçlara cefa çektiren ama ihtiyacı olmayanları davet eden insanların misafiri olmayı kabul edeceğini sanmazdım.”

Başka bir yerde, Şureyh b. Haris 80 dinara bir ev satın aldığını doğruladığında:

“فنظر الیه نظر مغضب ثم قال له”

“İmam ona hışımla baktı ve buyurdu ki...”

Beşinci aşama

İnsanlar arasında adaleti icra edebilmek için adalete dayalı hükümet tesisi. Ali (a.s), insanların kültürüne ilişkin yüksek toplumsal ve epistemik görüşle adaleti her ıslahın kökeni kabul etmektedir. Toplumun gelişmesi, sıçraması ve yaşaması için gereken şeyin adaleti uygulamak olduğu ilkesi üzerinde durmaktadır.

“العدل حیاة”

"Adalet, hayattır.”

Buna ilaveten, Allah'ın diğer ahkâmını uygulamayı da adaletin icrasına bağlı görür.

“العدل حیاة الاحکام”

"İlahi ahkamı diri tutmak adalete bağlıdır.”

Ali (a.s), dünyadaki politikacıların ve egemenlerin aksine, insanlar arasında adaletin uygulanmasına zemin hazırlamak üzere adaleti kendisinden ve ailesinden başlatır, kendi memurlarının davranışlarına nezaret eder. Ali (a.s) toplumun maddi ve manevi gelişimini toplumsal adaletin icrasına bağlar, başka bütün hareket ve girişimlerin başarısız olacağına hükmeder. Şehirler ve ülkelerin bayındır hale gelmesinin adaletin ışığında mümkün olacağını savunur.

“ما عمرت البلدان بمثل العدل”

“Adalet gibi, şehir ve ülkelerin bayındır hale gelmesini sağlayacak hiçbir etken yoktur.”

Ali (a.s) toplumun maddi ve manevi olarak çiçeklenmesini toplumsal adaletin yaygınlaştırılıp genişletilmesine bağlar. Adaletin icrasını ise sadece adil memurların onun gerçekleşmesi için dik durması halinde mümkün görür. Çünkü Ali'nin (a.s) ifadesiyle, “العدل سائس عام” Adalet umumi bir kanundur, idare eden ve çekip çeviren şeydir. Bütünseldir ve tüm toplumu kapsar. İbn Ebi'l-Hadid bu sözü açıklarken şöyle der:

“ان العدل سائس عام فی جمیع الامور الدینیة و الدنیویة و به نظام العالم و قوام الوجود”

“Adalet, dünya ve ahirete ait tüm alanlarda umumi bir tedbirdir. Varlık nizamı ve mevcudatın ayakta durması ona bağlıdır.”

Ali (a.s), birey ve toplumun ıslahını adil bir toplum oluşturma ve adaletin tahakkuku sayesinde mümkün görür. Bu ilkeyi çeşitli ifadelerle beyan etmiştir. Örnekleri aşağıda verilmiştir.

“العدل یصلح الریة” Adalet vesilesiyle toplumlar ve insanlar ıslah olur.”

Başka bir yerde ise şöyle buyurur:

“العدل قوام الرعیة” İnsanların dayanağı ve desteği adalettir.”

İmam Ali (a.s) adaleti, tespih tanelerini birbirine bağlayan ve devlet-millet uyumu sağlayan sicim gibi görür.

“العدل نظام الإمرة” Adalet, hükümet ve mülkü birbirine bağlayan sicim ve nizamdır.”

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar