“ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ” cümle-i kerimesinde tevil ilmi, ilimde derinleşenlere (Peygamber ve Masum İmamlar) özgü ve bunların dışındakilerin ilmî yeterliliğinin ötesinde bir şey olarak tanıtılmıştır. Bu rivayet ve ayetten çıkan sonuç şudur ki, Kur'an'ın tevili ve bâtınî manaları, ilimde derinleşenler için de anlaşılabilir olan manalardan başkadır.
d) İmam Ali'den (a.s) nakledilmiş bir rivayette şöyle buyurulmaktadır:
“İstesem Fatihatu'l-Kitab'ın (Hamd suresi) tefsiriyle yetmiş deveyi yükleyebilirim.”
Yani bu sureyi tefsir ederken yetmiş deve yükü hacminde meseleyi izah edebilirim. İbn Abbas'ın şöyle dediği nakledilmiştir:
“Bir gece Ali b. Ebi Talib (a.s), bir saat “el-Hamdu”nun elif harfinin tefsirine, bir saat lâm harfinin tefsirine, bir saat ha harfinin tefsirine, bir saat mim harfinin tefsirine dair konuştu. Gün ağarırken bana dal harfinin tefsirini anlatıyordu.”
Yine Hazret'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“İstesem 'bismillah'ın şerhine dair kırk deveyi yükleyebilirim.”
Saduk'un Tevhid'inde uzun bir rivayette İmam Bâkır'dan (a.s) aktarıldığına göre, Hazret, “el-Samed”in harflerinin işaret ettiği şeyleri açıkladıktan sonra şöyle buyurmuştur:
“لو وجدت لعلمی الذی اتانی الله عز و جل حمله لنشرت التوحید و الاسلام و الایمان و الشرایع من الصمد”
Bu rivayetlerde işaret edilmiş tefsir ve ilmin Kur'an-ı Kerim'in bâtınî tefsiri ve manası olduğu açıktır. Bu nazariyede Kur'an'ın bâtını ve tevili için beyan edilen tarif ise Kur'an'ın bu tür tefsirlerini ve bilgilerini kapsamamaktadır. Çünkü ayetlerden genel bir anlam çıkarmakla Kur'an'ın bu kısım bilgisine ulaşılamaz.
Bu açıklama aracılığıyla, Kur'an'ın bâtınının bu teoride tanımlanmış anlam olamayacağı sonucuna varıyoruz. Eğer bu anlamı, Kur'an'ın anlam mertebelerinden gizli olanını ifade ettiği gerekçesiyle Kur'an'ın bâtınî anlamlarından biri kabul ediyorsak, onu, bu nazariyede beyan edilmiş anlamıyla Kur'an'ın bâtınına münhasır görmek mümkün değildir.
Rızâyî:
Bâbâyî'nin konuşmasından sonra Dr. Rızâyî, muhterem Üstad'ın cevap vermesi için bazı soruları kendisine yöneltti. Şöyle dedi: Daha önce Üstad'ın dikkatine arzedilen görünmez ilintili delaletin, lafzın zâhirî delaletinden olduğu söylenebilir. Kendisi de bu meseleyi çokça vurguladığına göre, dolayısıyla burada zâhir ve bâtın arasındaki sınırı açıklığa kavuşturmak amacıyla daha fazla izah verilmesine ihtiyaç vardır.
Diğer nokta, Bihar'ın 92. cildinde Allame Meclisî, Kur'an'ın mukattaa harfleri ve sembollerine işaret eden bazı rivayetlere yer vermesidir. Üstad ise et-Tefsiru'l-Esriyyi'l-Câmi kitabında mukattaa harflerini Allah ile Peygamber (s.a.a) arasında şifre olarak kabul etmiştir. Eğer böyleyse ve eğer bütün ayetlerin bâtın sahibi olması gerekiyorsa bu durumda bu rivayetler ne yapılacaktır? Acaba mesaja dayalı genel kurallar mukattaa harflerinden elde edilebilir mi?
Yine bir diğer konu da, Bihar'ın 92. cildinde, vasilerden başka hiçkimsenin Kur'an'ın zâhir ve bâtınından haberdar olduğunu iddia edemeyeceğine ilişkin birtakım rivayetlerin geçmesidir. Dolayısıyla zâhir ve bâtın bahsini vasilerle sınırlı gören rivayetler Üstad'ın ifade buyurduklarıyla nasıl bağdaşabilir? Hâlbuki Üstad'ın söylediklerinden çıkan sonuç, hususiyeti ilgayı herkesin yapabileceği olmaktadır. Ama bu, vasilerden başkasının zâhir ile bâtını biraraya getirmeye güç yetiremeyeceğinin anlaşıldığı rivayetlerle nasıl uzlaştırılabilir? Acaba Üstad Reşad'ın buyurduğu gibi söyleyemez miyiz: Bâtının aşamaları, anlamları ve mertebeleri vardır ve bahsin bir mertebesi ilintili delaletse de daha derin olanı Masum'a mahsustur. Eğer rivayetler arasında böyle bir uzlaşma sağlanabilirse acaba bu, kabul edebileceğiniz bir anlayış olur mu? Özellikle de 92. ciltte tevilin kapısının bulunduğu ve o kapıdan girmek gerektiğini söyleyip tevili anlama kapısının İmamlar (a.s) olduğuna işaret eden rivayetler varken.
Bu rivayetleri, Üstad'ın ifade buyurduğu ve “بطنه تأویله و ظهره تنزیله منه ما قد معنی ما لم یکن یجری کما تجری الشمس و القمر” gibi bazıları gerçekten Üstad'ın görüşüne tam manasıyla delalet eden rivayetlerle yanyana koyarsak (Sayın Reşad'ın görüşünün aksine) muhterem Üstad'ın açıklamalarına tamamen mutabık olacaktır. Fakat vasilerin delaletini sözkonusu eden veya tevil ve bâtın bahsinin kapısını açıklayan bir grup rivayet daha vardır. Bu durumda bu iki grup rivayet nasıl uzlaştırılabilir? Acaba ikinci çözüm yolu (anlatıldığı şekilde) burada önerilebilir mi?
Bu oturumda hâzirun tarafından bazı sorular ortaya atıldı. Bunlara da değinmek gerekir. Toplantıda hazır bulunlardan birinin sorusu, pek çok ayetin bütün medlullerinin onların zâhirinde geldiği zemininde yöneltildi ve buna da “elhamdu lillahi rabbil-âlemin” örnek verildi. Hâzirundan bir diğeri ise bâtın babında ulaşan rivayetler bir yana bırakılırsa, acaba bâtının varlığı ve ispatlanması konusunda Kur'an'ın kendisinden yararlanmanın mümkün olup olmadığını sordu.