Muaviye, hükümetinin yirmi yılı boyunca İslam'a aykırı hareket etti. Zulüm ve baskı uyguladı. İslam ahkamını değiştirdi. Beytülmalı saçıp savurdu. İnsanların kanını haksız yere döktü. Barış anlaşmasının maddelerine, Allah'ı Kitabına ve Rasül'ün Sünnetine bağlı kalmadı. Kendisinden sonra oğlunu halife olarak tanıttı. Fakat bu durum, İmam Hasan (a) zamanında insanlar nezdinde Muaviye'nin gerçek yüzünün ortaya çıkması için yeterli değildi. Halk hâlâ Muaviye'nin nasıl bir kişilik olduğunu bilmiyordu. İmam Hasan (a) özellikle barıştan sonraki tutumuyla onun gerçek yüzünü halka göstermeyi başardı ve İmam Hasan'ın (a) barışı, İmam Hüseyin'in (a) kıyamına zemin hazırladı. Yani İmam Hasan'ın (a) imzaladığı barış anlaşmasına Hazret tarafında konan maddeler Muaviye'ye her türlü aldatma ve hile yolunu kapatmıştı. Her ne kadar Muaviye daha sonra anlaşma maddelerine bağlı kalmadıysa da bu İslam toplumunda onun aleyhinde rezillik oldu ve İmam Hüseyin'in (a) onun oğluna karşı kıyam etmesine zemin hazırladı.
Öte yandan Muaviye döneminde onun tarafından gerçekleştirilen korkutucu hadiseler Irak halkını derinden sarstı ve uyandırdı. Onları rehavet ve gevşeklikten çıkardı. Emevî hükümetinin asli mahiyetini büyük ölçüde aşikâr etti. Bunun yanısıra kabile reisleri İmam Hasan'ın (a) barış anlaşmasının sonuç ve faydalarından nasiplendiler. Muaviye'nin bahşiş ve ödüllendirmelerinden yararlandılar. Irak'ın sıradan insanları kendi ayaklarıyla gittikleri ve elleriyle kurdukları Muaviye'nin adaletsiz ve bencil hükümetinin asli mahiyetini yavaş yavaş anlıyorlardı. Iraklılar ne zaman Ali (a) zamanındaki hayatı hatırlasa üzüntüye kapılıyor ve Ali'ye (a) destek olmada gösterdikleri gevşekliğe pişman oluyorlardı. Ama aynı zamanda Şamlılarla yapılan barış anlaşmasından da çok pişmanlardı. Karşılaştıklarında birbirlerini suçluyor ve her biri diğerine ne olacağını ve ne yapmak gerektiğini soruyordu. Henüz birkaç yıl geçmemişti ki Kufe'nin temsilcileri, Hasan b. Ali'yi görmek, onunla konuşmak ve anlattıklarını dinlemek için Kufe ile Medine arasında gidip gelmeye başladı.
Bu nedenle İmam Hasan'ın (a) barış dönemi, ümmetin fasit Emevî hükümetiyle savaşmak için vadedilen güne dek tedrici hazırlık ve alıştırma dönemi sayılmaktadır. İslam toplumunun kıyama hazırlık yaptığı gün gelene kadar. İmam Hasan'ın (a) barış yaptığı gün henüz toplum İmam'ın hedefini temin edecek idrak ve görüş seviyesine ulaşmamıştı. O gün Müslüman toplum hâlâ emel ve arzuların zincirlerinde esirdi. Onlara yenik bir ruh enjekte eden emel ve arzulardı bunlar. Bu yüzden İmam Hasan'ın (a) takip ettiği hedef kamuoyunu Emevî hükümetine karşı kıyam için hazırlamaktı. Halkın kendisinin düşünmesine ve Emevî hükümetinin mahiyetini ve gelişmelerin hakikatini anlamasına fırsat tanımaktı. Özellikle de Emevî hükümetinin zulüm ve cinayetlerini ve İslam ahkamını ayaklar altına aldığını gösteren işaretleri Hazret-i Mücteba'nın (a) ortaya koyması halkı tamamen aydınlattı. Bu bakımdan denebilir ki, barış anlaşması Muaviye için her iki tarafından da zarar gördüğü iki tarafı keskin bir kılıç gibiydi. Zira anlaşmanın maddelerini uygulasa İmam'ın hedefi büyük ölçüde gerçekleşmiş olacaktı. Anlaşmayı bozsa bunun sonucu da Emevî hükümetinden halkın nefret etmesi ve hükümete karşı harekete geçmesi olurdu. Bu, İkinci İmamın gözden uzak tutmadığı meseledir.
Denir ki İmam Hasan'ın barışı İmam Hüseyin'in kıyamına zemin hazırladı. Bu nedenle halka gizli olan Emevîlerin mahiyetinin aşikâr olabilmesi için İmam Hasan'ın bir müddet kenara çekilmesi gerekiyordu. Böylece gelmekte olan kıyam gerçekleştirilebilecekti. Tarih açısından kıyam bu şekilde haklılık kazandı. Sonraları Muaviye'nin maddelerine bağlı kalmayacağı anlaşılan barış anlaşmasından sonra bir grup Şiî geldi ve İmam Hasan'a “Artık bu anlaşma yok hükmünde.” dedi. Doğru söylüyorlardı. Çünkü Muaviye onu bozmuştu ve bu nedenle kıyam edilmeliydi. İmam şöyle buyurdu: “Hayır. Kıyam Muaviye'den sonra olacak.” Yani bunlara biraz daha mühlet verilmeliydi ki vaziyetleri daha iyi anlaşılsın. İşte o zaman kıyam vaktidir. Bu cümlenin manası şudur ki, İmam Hasan, Muaviye'den sonraki döneme kadar yaşasaydı ve İmam Hüseyin'in yerinde olsaydı kesinlikle kıyam edecekti.
Sonuç