İmam Hasan (a) bu meselenin farkındaydı. Bu sebeple bazı sevenleri ve Şiîlerinin şikayet ve eleştirilerine cevaben şöyle diyordu: “ويحكم، ما علمت، واللّه ال ُّذي عملت خير لشيعتي مما طلعت عليه الشمس او غربت”, “Yazıklar olsun, yaptığım işin ne olduğu nereden biliyorsunuz? Vallahi yaptığım iş (Muaviye ile barış) Şiîlerim için güneşin üzerine doğduğu ve battığı şeylerder daha iyi. Bilmiyor musunuz, ben sizin imamınızım. Beni takip etmeniz size vacip ve farzdır. (Bilmiyor musunuz) Allah Rasülü'nün (s) buyurduğu gibi ben cennet gençlerinin efendisi iki seyyidden biriyim.” Dediler ki: “Tabii ki, biliyoruz.” İmam şöyle dedi: “Hazret-i Hızır (a) gemiyi deldiğinde, duvarı inşa ettiğinde ve küçük çocuğu öldürdüğünde Hazret-i Musa'yı (a) rahatsız eden ve kızdıran mevzuyu bilmiyor musunuz? Zira böyle işlerin hikmet ve felsefesi Musa'ya (a) gizliydi ve aşikâr değildi. Halbuki onlar Rabbimizin katında hikmetliydi ve doğru şeylerdi.”
İmam Hasan-ı Mücteba (a), barışı kabul ettikten sonra ona “يا مذلّ المؤمنين”, “Ey müminleri zelil eden” şeklinde seslenen kişiye şöyle cevap verdi: “ما أنا بمذلّ المؤمنين ولكنّي معزّالمؤمنين. انّي لما رأيتكم ليس بكم عليهم قوة، سلمت الأمر”, “Ben müminleri zelil eden kişi değilim. Bilakis onlara izzet kazandıran kimseyim. Çünkü sizin (Şiîler) Şam ordusuna denk olmadığınızı ve karşıya koyacak gücünüz bulunmadığını gördüğümde benim ve sizin bekanız için hükümet işini devrettim. Tıpkı bilge kişinin, sahipleri ve içindekiler hayatta kalsın diye gemiyi kusurlu hale getirmesi gibi. (Kur'an'da Kehf suresinde Hazret-i Musa ve Hazret-i Hızır kıssasına işarettir). Sizin ve benim hikayemiz de işte böyledir. Bu sayede düşmanlarımız ve muhaliflerimiz arasında hayatta kaldık.”
Aynı şekilde İmam Hasan (a), Ebu Said'in Muaviye ile barışı kabul etmenin sebebi hakkındaki sorusuna cevap verirken şöyle dedi: “ولولا ما أتيت لما ترك من شيعتنا علي وجه الأرض احد الّا قتل”, “Eğer bu işi yapmasaydım (ve Muaviye ile barış imzalamasaydım) yeryüzünde Şiîlerimizden hiçbiri hayatta kalamayacaktı. Hepsi (Muaviye'nin ordusu tarafından) öldürülecekti.” Ebu Said Akisa dedi ki: “İmam Hasan'ın (a) yanına gittim ve Hazret'e sordum: Ey Allah Rasülü'nün evladı, hak seninle olmasına rağmen neden sapkın ve zalim Muaviye ile barış yaptın?” İmam cevap verdi: “Eğer bu işi yapmasaydım yeryüzünde Şiîlerimizden bir kişi bile kalmayacaktı. Hepsini öldüreceklerdi.”
İmam Hasan (a) başka bir hadiste şöyle der: “Vallahi, yaptığım iş Şiîlerim için güneşin doğup batmasından çok daha hayırlı ve faydalıdır.” Yine nakledildiğine göre barış macerasından sonra Hucr b. Adıyy üzüntülü bir şekilde Hazret'in yanına gitti ve duruma itiraz ederek şöyle dedi: “Allah'a yemin olsun, ölmeyi daha çok isterdim. Keşke hepimiz seninle birlikte can verseydik de böyle bir hadiseyi görmeseydik. Şimdi yenik ve üzgün şekilde evlerimize dönüyoruz. Düşmanlarımızsa mutlu ve muzaffer halde Şam'a dönüyor.” İmam, Hucr'un elini tuttu ve onu kenara çekip dedi ki: “Ey Hucr, konuşmanı Muaviye'nin meclisinde işittim. Fakat her insan senin sevdiğini sevmek zorunda değil. Görüşü de senin fikrin gibi olmak zorunda değil. Vallahi ben, sizin hayatta kalmanız ve Allah Teala'nın muradı dışında bir barışı kabul etmedim.”
İmam, Emirülmüminin'in (a) ashabından Malik'in barış konusundaki itiraz ve sorusuna cevap verirken de şöyle dedi: “Yeryüzünden Müslümanların kökünün kazınmasından ve onlardan geriye kimse kalmamasından korktum. Bu yüzden gerçekleşen barışla geride din için bir muhafaza ve koruma kalmasını istedim.” Bu sebeple İmam'ın (a) destekçileri bulunsaydı ve şartlar o şekilde olmasaydı asla Muaviye ile barış yapmaya yanaşmazdı. İmam (a) bir hutbede bu konuya değindi ve şöyle dedi: “Eğer yardımcı ve destekçi bulabilseydim hükümeti Muaviye'ye bırakmazdım. Zira hükümet Ümeyyoğullarına haramdır. (ولو وجدت أعواناً ما سلمت له الأمر، لأنّه محرّم علي بني امية)”
3. Muaviye'nin şeytanî planları ve hırsıyla mücadele
İmam Mücteba'nın (a) Medine-i Münevvere'de önemli siyasî programlarından biri de Emevîlerin hırsıyla ve şeytanî planlarıyla mücadele etmekti. Hazret, fırsat bulduğu uygun her zaman ve mekânda Muaviye hükümetinin meşruiyetini sorguluyor ve onların, risalet sülalesiyle iyi ilişkiler içinde oldukları ve onların da Ümeyyeoğullarından razı ve hoşnut olduğu yönündeki zehirli propagandalarının meyvesini toplamalarına izin vermiyordu. İmam'ın Muaviye'nin memurlarıyla barıştan sonraki mücadelesi de üzerinde durmaya değerdir. İmam (a) Muaviye'nin Amr b. As, Utbe b. Ebi Süfyan, Velid b. Ukbe, Muğire b. Şu'be, Mervan b. Hakem gibi taraftarlarıyla ezici münakaşalar ve mücadeleler içindeydi. Velid b. Ukbe bir gün Medine'de İmam'ın huzurunda Emirülmüminin Ali b. Ebi Talib (a) hakkında yakışıksız şöyler söyledi. Allah Rasülü'nün (s) sıbt-ı ekberi büyük bir cesaretle onu rezil etti, hakettiği cevabı verdi ve Muaviye'den nefretini alenen ortaya koydu.