Allah Rasülü'nün (s) sıbt-ı ekberinin mektubu Ziyad b. Ebih'e ulaştığında onu okudu. İmam'ın (a) siyasî himayesinden ve Hazret'in emir ve nehyinden çok öfkelendi. İçindeki pisliği olduğu gibi dışarı akıttı. Ehl-i Beyt (a) ailesinin Emirülmüminin'in (a) hakimiyeti zamanındaki lütuf ve şefkatini unuttu ve Hazret'e şöyle bir cevap gönderdi: “Ziyad b. Ebi Süfyan'dan Hasan b. Fatıma'ya. Mektubun bana ulaştı. Neden adını benim adımdan önce yazdın? Halbuki sen muhtaçsın, bense muktedirim. Sen sıradan insanlardan birisiyken nasıl olur da benim gibi güçlü bir idareciye emir verirsin? Sana sığınan ve senin de rıza gösterip sığınma sağladığın kötü düşünceli birini nasıl himaye edersin? Allah'a yemin olsun, onu kanlı canlı da tutsan saklayamayacaksın. Sana ulaştığım an hiçbir kurala riayet etmeyeceğim. Yenecek en leziz eti senin etin kabul edeceğim. Said'i bir başkasına bırak. Eğer onu affedersem senin aracılığınla olmayacak. Onu öldürürsem de babana muhabbeti cürmüyle olacak. Vesselam.”
İmam (a) bu tehditler ve hakaretamiz cevaba rağmen Said b. Ebi Serh'ten siyasî desteğini çekmedi. Ziyad b. Ebih'in baştan sona hakaret ve sövgü içere mektubuyla birlikte Muaviye'ye bir mektup gönderdi. Ondan Ziyad b. Ebih'in saldırganlıklarını önlemesini ve Said b. Ebi Serh'in güvenliğini sağlamasını istedi.
İmam Mücteba'nın (a) konumunu iyi kavrayan ve Hasan b. Ali'nin (a) net tavır almasının kendisine ucuza malolmayacağını anlayan Muaviye bu mektup üzerine Ziyad b. Ebih'e bir mektup gönderdi ve şöyle yazdı: “Hasan b. Ali, Said b. Ebi Serh hakkında yazdığın cevabı içeren senin mektubunla birlikte bana bir mektup gönderdi. Yaptığın iş konusunda çok şaşkınım. Elbette ki iki hususiyete sahip olduğunu biliyorum. Tahammüllü ve iyimsersin. Birini Ebu Süfyan'dan miras aldın, diğerini de annen Sümeyye'den. İkincisi Hasan'a mektup yazıp babasına sövmene ve fasık olarak adlandırmana sebep oldu. Halbuki canım elinde olana yeminle, fasıklık ve günah sen daha layıksın.”
Muaviye mektubun devamında Ziyad'ın mektubunda zikredilmiş noktaların tamamına cevap verdi ve şöyle yazdı: “Adını senin adından önce yazmak onun hakkıdır. Çünkü yüksek ve yüce bir makamı var. Bu da senin makam ve şanından hiçbir şey eksiltmez. Biraz düşünürsen mektubunda sana talimat vermeye hakkı olduğunu teslim edersin. Eğer aracılık ve şefaatini kabul etmezsen büyük bir iftiharı kaybedersin. Çünkü o her bakımdan senden üstündür. Evini yeniden inşa et. Mallarını geri ver. Artık ona eziyet etme. Said'e mektup yazdım. O mektupta onu serbest bıraktım. İster Medine'de kalır, ister şehrine geri döner. Ey Ziyad, Hasan'ı annesine nispet etmişsin. Hakarete cüret etmişsin. Yazıklar olsun sana, onu hangi anneye nispet ettiğinin farkında mısın? Şuurlu biri olsaydın ve düşünebilseydin bunun onun için en büyük iftihar ve izzet olduğunu anlardın. Onun annesi Fatıma, Allah Rasülü'nün (s) kızı.” Mektubun sonunda Hasan b. Ali'yi (a) öven bir şiir yazdı: “Hasan, ondan önce nereye saldırsa ölümün düşmanlarının peşine düşeceği kimsenin oğlu. Aslan kendisine benzeyen dışında bir şeyden dünyaya gelir mi? Hasan her bakımdan babasına benziyor. Onun sabrını ve bilginliğini ölçmek istesek tartıya yüksek dağları koymamız gerekir.”
İmam'ın (a) mektubu emr-i maruf ve nehy-i münker içeriyor ve Said b. Ebi Serh'i açık şekilde destekliyordu. Güçlü ve sağlam bir metindi. Mektupta Said ve ailesine zarar gelmemesi ve sebep olunan bütün mali zararın telafi edilmesi isteniyordu. Hepsinden önemlisi, İmam (a) Said'i suçsuz kabul ediyor ve cezayı hakettiğini düşünmüyordu. Öte yandan mektupların genelinden Muaviye'nin ve Ehl-i Beyt düşmanlarının İmam Mücteba'nın (a) konumu ve şahsiyetiyle ilgili itirafı açıkça görülebiliyordu. Hasan b. Ali'nin (a) Ehl-i Beyt'in (a) mevalisiyle ilgili siyasî, sosyal ve iktisadî destek bariz ortadaydı.
6. Etkin güçlerin eğitimi ve uzmanlaştırılması
İmam (a) tarafından sevenlerin yönlendirilmesi ve güçlerin uzmanlaştırılması onun barıştan sonraki önemli işlerinden biri sayılmaktadır. Samimi dostları ve sevenlerinin eleştirilerine maruz kaldığında güler yüzle ve şefkatle cevap verirdi.
İmam Hasan'ın (a) Medine'ye taşınmasından sonra muhaddisler, râviler ve büyük âlimler bu şehre akın etti. Feyz almak üzere Hazret'in etrafında toplandılar. Bu süre boyunca gaflet ve sapkınlık uykusuna dalan çoğu kişi Hazret'in aydınlatması sayesinde uyandı ve İslam'ın kendine has temellerini Peygamber'in (s) pâk sülalesinden öğrendi.