5- İmam Sâdık ve Ca'ferî Mezhebinin Şekillenmesi

04 December 2025 56 dk okuma 15 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 15

4. İmametten istifade edilerek imamet ilmi meselesi gündeme getirilmesi, şartlardan kendi stratejilerini hayata geçirerek geliştirmek için faydalanılması ve düşmanların fırsatçılığını önlemek için çok ihtiyatlı davranılması, onu büyük bir başarıya ulaştırdı. Böylece gerçek Müslümanlar, siyasî niyetlerden, hükümete bağlı bulanık düşüncelerden ve sapkın düşüncelere sahip gruplardan kendilerini koruyabildi.

Ca’ferî Mezhebinin Şekillenmesinde Siyasetin Rolü

Belki de şu, her okuyucunun zihnini meşgul edebilecek olan çok önemli bir soru olabilir: Neden İmam Sâdık (a.s) kendisinden önceki diğer imamlar gibi, örneğin Ali (a.s) gibi siyasî hareket veya askerî bir atak girişiminde bulunmadı da yeni ve çok başarılı olan ilmî bir yol seçti?

Daha önce de hatırlattığımız üzere Emevî hükümetinin muhaliflere şiddetle karşı koyması, Kerbela hadisesi gibi çok mühim ve büyük bir facianın gerçekleşmiş olması, Hucr bin Adiyy’in şehadeti ve diğer gaddarlıklar ortadaydı ve Abbasîlerin zamanında da siyasî ve toplumsal kötü vaziyet aynı şekilde devam ediyordu. Öyle ki Abbasî hükümetinin kurucusu lakaplarından biri olan “Seffah (Kan dökücü)” lakabıyla meşhur ve maruftu. Onlar kimseye dostluk göstermiyorlardı. Bu nokta yeni, muhtelif ve sapkın inanç ve düşüncelerin girmesiyle ve inançla ilgili yeni sorunların ortaya çıkmasıyla beraber, yeni bir hareketi de ortaya çıkardı (Edib, s. 176). Sahabe ve tabiinin Kur’an ve sünnetten uzak düşmüş olması, İmam’ın kılıçla kıyam etmeyi uygun bulmamasına sebep oldu (a.e., s. 184). O, inanç ordusunu, askerî ordudan daha önemli görüyordu (a.e., s. 183). İmam Sâdık (a.s) vaziyetin halkın menfaatine olmadığını gördüğünden, silahlı kıyamdan uzak durdu. O, siyasî girişime karşı çok kapsamlı bir şekilde toplum mühendisliği yapma peşindeydi (a.e., s. 185). İmam halkın güvenini kazanmak ve sahih düşünceleri geliştirmekten ibaret olan çok önemli iki hattı çizerek çok değerli bir eylemde bulunmuş oldu (a.e., s. 188). Onun izlediği yeni yöntem, takiyye yöntemiydi. Zira İmam, siyasî hareketlerin sonucunun kesin olacağını düşünmüyordu, bu yüzden de böyle bir harekete girişmedi (a.e., s. 200). Onun esas hedefi, halkın fikrini değiştirme yoluyla hükümeti değiştirme faaliyetinin gerçekleşmesiydi (a.e., s. 204). Abbasî hükümeti siyasî açıdan kendisini sadece görünürde İslâmî hudutları uygulamakta Peygamber’in sünnetinin takipçisi kabul ettiği için yavaş yavaş İmam Sâdık’a (a.s) siyasî açıdan muhtelif baskılar yaparak bir nevi İmam’ın kendisine karşı ilmî harekete yönelmesi doğrultusunda bir hassasiyet oluşturdu (Spuler, s. 86). Bu baskının şiddeti Mansur zamanında o kadar artmıştı ki zamanın halifesi unvanına sahip olan Mansur, Devanikî lakabıyla meşhur olmuştu ve İmam onun hakkında şöyle buyurmuştu:

الحمد اله الذی لطف له حتی ابتلا ب الفقر فی ملکه

(Feyyaz, s. 213). Bu cümle iktisadî açıdan Mansur’un ruhsal vaziyetiyle ilgiliymiş gibi görünse de, bu ruhsal deliller İmam Sâdık’ın (a.s) sıkıyönetime tâbi tutulmasına sebep oldu ve İmam, siyasî yöntemleri bırakıp ilmî ve kültürel faaliyetlere özel bir teveccüh göstermeye mecbur kaldı.

Mansur’un İmam’ı maruz bıraktığı çeşitli sıkıntılar Şeblenci’nin (Nuru’l-Ebsar) ve Sabt b. Cevzî’nin kitaplarında ve Meclisî’nin tezkiresi Biharu’l-Envâr’da, aynı şekilde Şeyh Saduk’un İrşad’ında ayrıntılarıyla işlenmiştir (Muzaffer, s. 187). İmam Sâdık’ın (a.s) elinde her ne kadar hem Peygamber’in ilmi, hem de silahı olsa da hiçbir siyasî iddiaya sıcak bakmadı (Ca’ferî, s. 339). Abdullah b. Hasan’ın iddiada bulunduğu zaman İmam Sâdık’a (a.s) “Ebu Müslim beni, halkın harekete geçmesi için yanına çağırdı” dediği ve İmam’ın da “Onun bu işi yapmaya gücü yoktur, o bu kavmin Mehdi’si değil ve eğer kıyam edip kılıç çekerse öldürülecektir.” diye cevap verdiği meşhurdur (Mes’udî, s. 259). Bu olayın kendisi, siyasî şartların İmam’ın kıyam etmesi için uygun olmadığını göstermektedir. O yeni bir strateji belirledi ve bu meselelerin yanında bazen de yalancı imamlar konusuna eğildi. Kuleynî, Usul-i Kâfi’de Ebu Basîr’den şöyle nakletmiştir: “Ehli olmadığı halde imamet iddiasında bulunan kimse kâfirdir.” (Kuleynî, s. 199). Sonunda siyasî şartların müsait olmaması sebebiyle İmam, mühim ve gizli bir araç olarak kullandığı takiyye örtüsü altında düşüncelerini yaymaya ve İslâm ilimlerini ve kültürünü geliştirmeye başladı (Muzaffer, s. 154) ve bu yoldan hedeflediği sonuca varmak istedi. Abbasî hükümeti siyasî ve askerî meşgalesi, fesat ve meşhur bin bir gece masallarına zemin hazırlaması sebebiyle ilmî alanda gaflete düştü. İmam Sâdık (a.s) ise ihtiyatına, siyasî meselelerin çoğuna dehalet etmemesine ve asil ve pak islâm kültürüne olan özel teveccühüne ilaveten izlediği yolda zafere ulaşmak için takiyye örtüsünden de faydalandı. Böylece hükümetin onu, siyasî hile yapmakla itham etmesinin önüne geçti. İmam Sâdık’ın (a.s) en önemli başarısı, hükümetin Şialar aleyhine tepkisini önlemek ve Şia mektebinin kültürel istikrarı için uygun fırsattan istifade etmek olmuştur.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar