5- İmam Sâdık ve Ca'ferî Mezhebinin Şekillenmesi

04 December 2025 56 dk okuma 15 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 15

İmam Sâdık’ın (a.s) İslâmî fırkalara, hatta gayrı İslâmî fırkalara karşı tutumuyla ilgili muhtelif meseleleri dikkate almak gerekir. Zira bazı İslâmî fırkaların, başlarda daha çok siyasî tarafları ağır basıyordu, sonraları felsefî ve fıkhî düşünce ve inançlara yöneldiler. Örneğin Zeydiler, Haricîler ve Mu’tezile gibi diğer bazı grupların felsefî ve fıkhî görüşlerle, daha sonraları da siyasî hareketlerle bir şekilde irtibatları olmuştur. Burada sadece İmam Sâdık’ın (a.s) bu fırkalara karşı başvurduğu yöntemlere genel bir bakışla yetinilecektir. İmam Sâdık (a.s) kendisini yalnız belli bir mezhebin veya grubun imamı ve rehberi olarak görmediğinden, her yerde ve her zaman muhtelif mezheplerin fakihleri tarafından sorulan sorulara, onları aydınlatmak amaçlı cevaplar vermiş ve (fıkhî, fikrî, dinî ve ilmî) sorunlarını gidermeye çalışmıştır (Edib, s. 172). Yöntem olarak özel bir açıklıktan ve netlikten istifade ediyor, karanlık bir noktanın kalmamasına dikkat gösteriyordu (a.e, s. 175). Siyasî durumun muhaliflerden çoğunun gözünü korkuttuğunu dikkate aldığımızda, İmam (a.s) öyle bir netliğe sahipti ki bu, onun yönteminin diğerleriyle olan farkını açıkça gösteriyor.

Elbette İmam’ın İslâmî fırkalara karşı tavrı ve onlarla olan irtibatı, sadece onların ilmî açıdan önünü açmakla kalmıyor, bazı durumlarda devrimci hareketleri ve Şiilerin hareketlerini onaylama girişiminde bulunuyordu. Öyle ki devrimci şehitlerin eşlerinin geçimini üstleniyor, Zeydiye ve hatta Hasan oğulları hareketini bile gizliden himaye ediyordu (a.e., s. 197 ve 199). İmam Sâdık (a.s) özel zamanlarda defalarca tasavvuf, gulat ve zındık fırkalarının düşünce ve inançlarını ifşa ederek onların asıl yüzlerini ortaya seriyordu (a.e., s. 191). Bazen uydurma hadislerin çokluğu ve bunları rivayet eden fakihlerin dönemin siyasî kurumuna olan bağlılığı nedeniyle İmam, onların çirkin yüzleri ve tahrifleri üzerindeki perdeyi kenara çekiyordu (Pişvâyî, s. 367-368). İmam’ın zamanındaki faal gruplardan biri Zeydiye fırkasıydı. Bunlar, imametin Fatıma evlatlarına ait olduğuna ama toplumdaki şeyhlerin onlardan birini seçmesi gerektiğine inanıyorlardı (İbn Haldun, s. 379). Onlar dördüncü imamı bile dışarı çıkmadığı için imam kabul etmiyorlardı. Her ne kadar bazı durumlarda İmam bu fırkayı üstü örtülü olarak teyit etmişse de tam anlamıyla onaylamamıştır (a.e., s. 379). Maalesef onların inancı, Şia mezhebinin İmamiye ve Zeydiye olarak iki kola ayrılmasına sebep oldu (Musevî Bojnourdi, s. 158). Bazen Zeydiye’nin ifratı sebebiyle, İmam bu gruba karşı babasının siyasetini izliyordu. Yani pasif ve seyirci kalarak tepki gösteriyordu (Ca’ferî, s. 31). Böylece aşırı grupların ve bu grupların rehberlerinin onun konumunu suistimal etmesinin ve gerçek Şiiler için tehlike oluşturmasının önünü almış oluyorlardı.

Rafızî kelimesinin ilk kez Zeydiye’nin rehberi tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Ca’ferî Şiilerinin kendilerine olan uzaklığı nedeniyle, bu kökten türettikleri “Siz beni bıraktınız” anlamında kullanmışlardır (a.e., s. 310). Bu cümleler ve alınan mevziler, İmam’ın başarısız siyasî hareketler karşısındaki görüşünün derinliğini gösteriyordu. Bu yüzden o, kendine has bir dirayetle onları koruma tuzağına düşmüyordu. Bu doğrultuda İmam Sâdık (a.s), Nefsu’z-Zekiyye’nin Mehdilik iddiasını da defalarca reddediyor ve ihtiyatlı bir siyaset güderek onları takip ediyordu (a.e., s. 319). İslâmî fırkalar alanındaki meşhur yazarlardan biri olan Hutcheson, Kufe Şialarından birçoğunun İmam’a gittiğini ve Zeydiye’yi, nassa fazlasıyla teveccüh göstermesi nedeniyle terk ettiklerini yazmaktadır (a.e., s. 336). Bu fırka, Kisaniye’ye yakınlığı ve birçok benzerliklerine karşı, tek imam üslubunu ortaya çıkardı. Aynı şekilde imametin Ali’den (a.s) ve iki oğlu Hasan ve Hüseyin’den sonra Muhammed b. Hanefiye’ye, ondan sonra da Ebu Haşim’e ait olduğuna inanıyorlardı. Bu sebeple onlara Haşimiye de deniyordu (İbn Haldun, s. 382). Ancak bu hareketler, Kisaniye de, Haşimiye de sonraları Abbasî halifesinin rehberliğine eğilim gösterdiler ve Mansur, halife unvanıyla onları siyasî alanın dışına itti (Lambton, s. 162 ve 167). İmam Sâdık (a.s) Zeydiye’ye gösterdiği tavrın aynısını, Kisaniye ve Haşimiye’ye karşı da gösterdi. Her ne kadar İmam’ın asrında dinî münazara piyasası ve siyasî anlaşmazlıklar çok revaçta olsa da, yukarıda bahsettiğimiz siyasî hareketlerin yanında, bazı fikrî görüşler de ortaya çıkmıştı. Özellikle Mu’tezile ve Mürcie hareketleri, birbirinin iki sıkı rakibi olarak Abbasîler devrinde faaldiler. İmam Sâdık (a.s) gerçek müminlere her birinin ifrat ve tefrit tehlikesini anlatarak onları bilinçlendiriyordu.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar