Durum böyleyken Abbasîler sadece Karmatilerin, Haricîlerin ve Şiaların düşüncelerine tepki vermişlerdir. İranlılara yapılan zulümler, bir tür tepkiyle sonuçlandı ve Araplarla İranlılar arasında, milliyetçi bir hareket sayılabilecek olan Şuubiye hareketini ortaya çıkardı (Spuler, s. 87 ve 94). Şianın inanç ve düşüncelerindeki bu karmaşıklık ve maalesef uzak düşmüşlük, İslâmî felsefe alanında ve diğer ilimlerde daha çok Yunanlı filozofların inanç ve düşüncelerine, sünnî mütekellimlere ve hatta sufilere özel bir teveccüh gösterilmesine yol açtı (Corbin, s. 40). Nefîsî, tasavvuf meselesine dair yaptığı araştırmasında şu sonuca varıyor: Coğrafî yakınlığı nedeniyle Buda düşüncesi İslâm öncesi İran’da ve sonraları tasavvuf şeklinde revaç bularak İranlılar yoluyla diğer memleketlere girmiştir. Buda takipçileri sahip oldukları düşünceleriyle Maniheizm hareketi ve Şuubî görüşleri üzerinde çok etkili olmuşlardır (Nefîsî, s. 16 ve 33). İlmî açıdan şartlar o kadar uygundu ki Abbasîlerin altın çağına hâkim olan İran unsuru, o dönemin en belirgin özelliği olmuştu. Edward Brown bu teoriyi ispat etmek için çeşitli deliller ortaya koymuştur (Sabbagh, s. 91). Bu doğrultuda İmam Sâdık’ın (a.s) ve babasının zamanında iki çeşit tefekkür vardı: 1. Mu’tezile liderliğinde akılcı tefekkür. 2. Mürcie tefekkürü. Şia imamları çok dakik bir yöntemle onlarla mücadele etmek zorunda kalmıştır (Musevî Bojnourdi, s. 162-163). Hatta vaziyet o kadar karmaşıklaşmıştı ki içtihatla savaş havası Şia fıkhı mahfillerine bile hâkim olmuştu (a.e., s. 167). Allah’ın sıfatları, kader, günahkârların konumu, cebir ve ihtiyar gibi konular en meşhur ilmî ve kültürel meseleler arasındaydı (a.e., s. 163). Maalesef siyasî ve askerî çekişmeler de felsefî düşünce ve inançların gidişatı üzerinde oldukça etkili olmuş, husumetler ve muhalefetler o ilmin yükselmesini veya alçalmasını sağlayabilmiştir (Dînânî, s. 1).
Şimdiye kadar bahsedilenleri özetlemek istersek: 1. İlmî ve kültürel faaliyetlerinin çok yakın irtibat halinde ve iç içe olması, bu ikisinin siyasî durumun etkisi altında kalması. Öyle ki Emevî hükümeti muhalif inançları eziyor ve Abbasîler düşünceleri dağıtma yoluna gidiyor, bazen de ilmî hareket adı altında mevcut durumdan kendi faydalarına olacak şekilde yararlanıyorlardı. 2. Batılı düşüncelerin tesiri (Örneğin İskenderiye okulu ve tercüme kitaplar). Bazılarına göre İslâm dünyası sadece batının kazanımlarından istifade ediyordu. 3. Müslümanların, İranlıların düşüncelerinden ve inançlarından etkilenmesi. Müslümanların ilmî hareketi de, Şuubiye gibi hükümete muhalif inanç ve düşüncelerin revaç bulması da İranlıların imtiyaz elde etmesine ve genel olarak Abbasîlerin siyasî kurumlarında hızla ilerlemelerine sebep oldu. 4. Akılcı hareketler, Mu’tezile ve Cebriye önderliğindeki çatışmalarıyla vaziyeti iyice karıştırmışlardı. Abbasîlere muhalif olanlar, geleneksel Cebriye görüşüyle Emevîleri destekliyorlardı ve Abbasîler de Mu’tezile’nin özgür düşüncesini kullanarak kendilerine taraftar toplama peşindeydiler. 5. Hıristiyan inancı ve hurafeler ve de bunların bazı Müslüman âlimlerine ve medreselerine sirayeti. Maalesef bu hurafe düşüncelerin ve bozuk Yahudi, Hıristiyan ve Yunan düşüncelerinin sirayetiyle ilgili ciddi ve dakik hiçbir araştırma yapılmıyordu. Bundan kaynaklanan ilmî ve kültürel sorunlar uzun bir müddet İslâm dünyasını kendisiyle meşgul etmiştir. 6. Emevîlerin son, Abbasîlerin başlangıç döneminde siyasî durumların kötü olmasına rağmen ilmî hareket şaşırtıcı değişimler ortaya çıkardı. Her ne kadar bu düşüncelerden bir kısmı, ilmî düşüncelere bağlı sayılsa da, İslâm dünyası çoğu ilimde ilerleme sağlayarak insanlığın ve İslâm’ın kültür ve medeniyetinde altın dönemini yaşadı. 7. Şiilerin ilmî havzalarına içtihat ve akıl karşıtı düşünce ve inançlar nüfuz ediyordu. Bunun asıl sebebi Abbasîlerin gücünün başlaması ve Emevîlerin hükümetinin sonlanmasıyla ilgili olabilir. Zira İmam Sâdık (a.s), imametinin kesinleşmesiyle beraber bu alanı aydınlatma çalışmalarına başladı.
İmam Sâdık (a.s) ve İslâmî Fırkalar