7- İmam Seccâd’ın (as) Duâ Diliyle Kültür İnşâsı

04 December 2025 49 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 11

Üçüncü takrir; akla göre zararın def’i, ister geçici olsun ister muhtemel, bir kudreti gerektirir. Şüphesiz dünya afetler ve belalar mahallidir ve insan her zaman bunlara maruzdur. “دار بالبلا محفوفه” (30, 217. Hutbe). Bu zorunlu ve kesin bir hakikattir ve İslâmî metinlerde bundan çok söz edilmiştir. Kur’ân ayetleri ve mütevatir haberler (25, c. 4, s. 215) her durumda duâyı kazaları ve şerleri önleyebilecek tek yol ve araç olarak tanıttıklarından, akıl da insanın daima Allah’a dua ve ilticâ halinde olması gerektiğine hükmeder.

Hz. Ali (as) şöyle buyuruyor:

“Şiddetli belâya uğrayan kimse, duâya, belâdan amanda olmayan kimseden daha çok muhtaç değildir.” (30, 294. Hikmet).

Başka bir yerde de şöyle buyuruyor:

“Belâlara düşmeden önce, belâ dalgalarını duâ ile def edin.” (27, c. 9, s. 289).

İmam Seccâd (as) bir duâsında şöyle buyuruyor:

“Duâ hem inmiş olan, hem de henüz inmemiş olan belâları def eder.” (25, c. 4, s. 216).

2.1.4. Naklî Delil:

a) Kur’ân.

“(Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.” (Furkan/25)

Bu ayete göre duâ, kulların Yaradan’la tek irtibat yoludur ve Allah’ın özel inayeti, duâ ile kullara nasip olur. Allah katında insanın değeri ve makamı, onların duâsına bağlıdır.

“Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.” (Mu’min/60)

Bu ayetteki ibadetten kasıt duâdır. Duâ etmeyi bırakanlar, bir tür kibire kapılmışlardır.

İmam Seccâd (as) duâsında bu ayete işaret ederek şöyle buyurmuştur:

“…Böylece seni çağırmayı (duâyı) ibadet, terkini de büyüklük taslamak olarak adlandırmış ve terki için aşağılanarak cehenneme girmeyi vadetmişsin…” (13, 45. Duâ, s. 225)

Sayıları üç yüze varan bu konudaki ayetlerin hepsi, insanı duâya çağırmaktadır. Bu davetin sırrı da insanın zâtî fakirliğine ve Allah’ın zenginliğine dönmektedir.

b) Hadis.

Bu konuyla ilgili elimize merhum Kuleynî (c. 4, s.210-393), Allâme Meclisî (c. 90 ve 91), merhum Feyz (c. 2, s. 228) ve Reyşehrî (c. 3) tarafından nakledilen çok sayıda rivayet ulaşmıştır. Bunlara ilaveten en iyi rivâî delil, Sahîfe-i Seccâdiye’deki çok sayıdaki örneklerdir. Bununla beraber bu rivayetler ve duâlar hiçbir Müslümanın, özellikle de Şiî’nin duâya yönelmemesi hususunda mazur olmadığını göstermektedir. Burada birkaç örneğin zikredilmesiyle yetinilecektir.

İmam Sâdık (as) şöyle buyuruyor: “ان عند الله مسألة لا تنال الا بمسألة” ( 23, c. 2, s. 283)

İmam başka bir yerde şöyle buyuruyor:

"Çokça dua edin, zira dua tüm rahmetin anahtarı ve tüm sıkıntıların da çıkış yoludur." (25, c. 4, s. 216)

Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur:

“Hacetiniz olduğunda Allah’ın nezdinde ricada bulunun, sıkıntılarda ona sığının, onun huzurunda ağlayıp duâ edin. Zira duâ, ibadet çekirdeği ve aslıdır.” (27, c. 93, s. 302)

Sahîfe-i Seccâdiye’nin ortaya çıkması da beşerin duâya olan ihtiyacı ve zaruretinde yatmaktadır. Duâ mektebinin Hz. Ali’yle (as) başladığına ama yerleşmesinin ve yapılaşmasının Sahîfe-i Seccâdiye ve İmam Seccâd’ın (as) duâlarıyla olduğu noktasına dikkat etmek gerekir. Ortaya çıkma şartları ve ortamı, İmam’ın imlâ şekli ve Zeyd b. Ali ve İmam Bâkır (as) tarafından yazımı, İmam’dan sonraki nesilde onun korunma şekli ve bilahare İslâm ümmeti arasında yayılması bu konunun şahididir.

2.2. Duâ Kültürünün Duâ Diliyle Anlatılması

İmam Seccâd (as) Şiî duâ kültürünü iki şekilde öğretti. Birincisi Sahîfe-i Seccâdiye duâlarıyla. Yani duânın kendisiyle duâ kültürünü öğretti ve onu yerleştirip sağlamlaştırdı. Gerçekte Sahîfe-i Seccâdiye duânın amelî ve uygulamalı bir öğretim dönemidir. İkinci yol duâ kültürünün Sahîfe-i Seccâdiye’deki duâların duâ diliyle öğretilmesidir.

İmam (as) kendi duâlarında, duânın boyutlarını ve yönlerini duâ diliyle beyan ediyordu.

2.2.1. Duânın Hedefi:

Aslında duânın hedefi, insanın kemâle ulaşmak veya yaşamını sürdürebilmek için yapması gereken işlere güç yetirebilmesi için mutlak kâdir olan Allah’tan yardım istemesidir. Diğer bir deyişle duânın hedefi, salt fakir olanın “olmak” kelimesinin anlamını bulabilmek için mutlak ganiye bağlanmasıdır.

“…Ey muhtaçların kendisine olan ihtiyacı bitmeyen” (13, 13. Duâ, 10. Cümle, s. 71) “Yaratıklarına muhtaç olmamakla övünmüşsün ve de öylesin, onlara hiçbir ihtiyacın yoktur.” (13, 13/12, s. 71) “Onları da muhtaçlıkla nitelemişsin ve de öyledirler, her yönleriyle sana muhtaçtırlar. Kim ihtiyaç gediklerini senin katından kapamak ister ve seninle fakirliğini gidermeye azmederse, hiç kuşkusuz hacetini, bulabileceği yerde aramış, dileğine kavuşabileceği yöne yönelmiştir.” (13, 13/14, s. 71) “Allah’ım! Benim kendi çabamla ulaşamayacağım, kendi planlarımla elde edemeyeceğim bir hacetim var.” (13, 13/15, s. 72)

2.2.2. Duâya Çeken Etkenler:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar