3- “Kendini gerçekleştirme” veya “Batıni yeteneklere fiiliyat kazandırma” hususunda külli kaideler hakkında şu soru sorulmalıdır: Acaba iç yeteneklerin salt bir şekilde kuvveden fiile dönüşü mü matlup kemal nedenidir? Eğer böyle olursa Firavun ve Hitler gibi kan dökücüleri ve zalimleri de kamil insanlar içinde bilmemiz gerekmez mi? Zira bunlar da batıni yeteneklerini bilfiil yapmada çok başarılıydılar. Aslında Maslow’un insanın tabiatı hakkındaki faraziyesi yanlıştır. Zira insanda iyilik ve kötülüğe, güzel ve çirkine eğilim vardır. Salt tahakkukun belli bir gayesi ve cihetinin olmaması durumunda insanın aşkınlığına neden olmaz.
4- Bir diğer külli eleştiri de şu konuyla ilgilidir. Maslow’un ölçütlerinin ortak paydasında hümanizm ruhu vardır. İnsanı kendisinin hedef ve gayesi bildiğimiz sürece kesinlikle sabit bir yörüngede oluruz ki bunun da sonucu yücelik ve aşkınlık olmayıp çöküntüdür. Aslında insanın aşkınlığı ve kemali için insan dışında bir noktayı ve daha dakik bir ifade ile insan ötesinde bir şeyi göz önünde bulundurmamız gerekir. Bu konuyu İslam’ın ölçütleri bölümünde daha geniş bir şekilde açıklayacağız.
5- Kamil insanların motiveleri boyutunda her ne kadar onun “ihtiyaçlar ötesi” ile farkı göz önünde bulundurulması gereken bir mesele olsa da bu ihtiyaçlar ötesi durumun zuhuru daha düşük ihtiyaçlar silsilesinin temin edilmesine bağlı değildir. Bilakis Schultz’un ifadesiyle “Bir şahsın muhabbet veya saygıya daha çok önem vermesine göre bu ikisinin sıralamasında değişim olabilir. Maslow da bu olasılığı itiraf etmiştir. Zahiren davranışların tamamını veya bir motiveyi kesin olarak benimseyen her teori içinde yanlışlıklar da barındırır. Maslow’un nazariyesi de bu kaideden istisna değildir. Aslında onun mertebeler silsilesinin aksine davranan kimseler vardır. İnandığı hedef uğruna ölünceye kadar ağzına yemek koymayan kimse cismani ihtiyaçlarını daha yüce hedeflere feda eder.” Dolayısıyla Schultz’un eleştirilerine ilave olarak şunları söyleyebiliriz: bu konu sistematiktir ve sadece Maslow’un düzeni dışında yer alan nadir ve istisnai kimseleri kapsamamaktadır. Bu gibi kimselerin sayısı da az değildir.
6- Cüzzi ölçütler hakkında üçüncü şıktaki genel problemleri göz önünde bulundurmazsak bu ölçütlerin birçoğu kabul edilebilir ölçütlerdir ve her insan bunlara ulaşmak ister. Ancak bunlardan bazıları eleştiriye açıktır. Başkalarını oldukları gibi kabul etmek bunlardan biridir. Bunlar fertlerin tabii ve biyolojik özellikleri hususunda kabul edilebilir. Ancak değerler ve ahlaki inançlar hususunda fertler bir bütün olarak kabul edilemez. Bilakis bunların olumlu ve olumsuz özelliklerinin birbirinden ayrıştırılması ve bunların her birine uygun tepkinin verilmesi ferdin ve toplumun gelişimini ve kemalini hazırlar. Aynı şekilde “İrfani veya yüce tecrübeler” hakkında Maslow’un yorum ve yaklaşımı çok şüphe içerir. Zira bu yorum o kadar geniştir ki cinsi lezzetten kaynaklanan heyecan hallerini de kapsar. Maslow şöyle demektedir: “Benim bu duruma ilgi ve teveccühüm önce şöyle gelişti: deneye tabi tutulanlardan birkaç kişi cinsi lezzetlerinin en üstün seviyesi müphem ama aynı zamanda aşina bir şekilde açıkladı. Bundan sonra bu dilin farklı yazarların irfani tecrübelerini açıkladıkları zaman kullandıkları dil olduğunu hatırladım.”
Maslow başka bir yerde de şöyle demektedir: “Deney konularından elde edilen raporlar bu tecrübeleri öylesine güçlü tasvir etmişlerdi ki bunları aşkın tecrübe olarak isimlendirmem gerektiğini hissettim.” Elbette bu konuda başka problemler de vardır ki değerli okuyucularımız bu konudaki diğer kaynaklara müracaat edebilirler.
2. İslam’a Göre Matlup İnsan
Bu gayeye ulaşmak için en uygun kilit kavram “iman” ve buna yakın anlamlara sahip diğer kavramlardır. Kur’an ve rivayetlerde inceleyebildiğimiz kadar iman ve mümin kavramlarının beyan ve şerhi fazladır. Hatta bazı rivayetlerde her birinin on tane fer’i davranışı olan on sıfat zikredilmiştir (ki toplamda yüz özellik eder) Bazen imani sıfatlar dört temel üzerine ve her temel de dört şube olarak zikredilmiştir (ki toplamda on altı sıfat eder.) Başka bir sınıflandırmada da İmam Sadık’dan (a.s) küfür karşısında iman hakkında 75 özellik nakledilmiştir. İmam Ali’den (a.s) nakledilen başka bir rivayette ise mümin için iki yüz özellik zikredilmiştir. Kur’an ayetlerinden istihraç edilebilecek sıfatlar mecmuası da bu sayıdan az değildir. Dolayısıyla düzenli ve sistematik bir düşünceye ulaşmak için mesleki bir ifade ile müminin profilini tersimlemek için bu geniş özellikleri içine yerleştirebileceğimiz bir kalıp ve çerçeveye ihtiyacımız vardır.
Şahsiyet kavramı İslam aynasında matlup insanın vasıflarını geniş bir şekilde düzenleyebilecek psikolojik bir eğilimdir. Ancak şunu da eklememiz gerekir. Burada sunulacak görüşler sorunsuz değildir. Bu yüzden gelecekte bunun ıslah ve tekmil edilmesi gerekir.