“Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.”
“İman ve rıza yoldaştır”
Bu yüzden iman ile rıza arasındaki irtibat çok açıktır. Rıza bir müminin gayeleri arasında olmakla beraber müminin şahsiyetini oluşturan asıl unsurlardan biri de sayılmaktadır ki hadise ve musibetlerde, duygusal ve heyecani boyutlarda ve hayatın bütün aşamalarında kendisini gösterir.
d) Fıtrat: Bu şu anlamdadır. İnsan beyaz bir levha gibi dünyaya gelmez. Bilakis varlıksal yapısının kendisine has rengi vardır.
“Her çocuk fıtrat üzeri doğar. Ancak ailesi onu Yahudi, Hristiyan… yapar.”
Merhum Seyyid Murteza bu rivayetin açıklanmasında iki olasılık zikretmiştir. Bir ihtimale göre şöyle yorumlanır: “Her çocuk Allah Teala’nın vahdaniyetine delalet eden bir hal üzere ve Allah Teala’ya iman edip ibadet etmesi için yaratılmıştır.” Diğer ayetlerde bu anlama işaret ile bu fıtratın ikame ve ihyası emredilmiştir.
“Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur.”
Fıtrat konusuna girmeden (şunun gibi; acaba bunun muhtevası marifetle mi ilgilidir, yoksa yönelimlerle mi? ve nedir ve hangisidir?) şu kadarıyla burada yetineceğiz ki birçok ayet ve rivayete göre en azından insanın Allah Teâla’ya imanı için kendisine fıtrat denilen bir tür varlıksal ve yapısal hazırlık ispatlanır. Buna göre mümin; zaaf göstermeden bu varlıksal yapıdan istifade eden ve bunu canlandıran kimsedir.
3- Merkezi Karakter ve Temayüllerin Zahir İle Uyumu:
Bu bölümde müminin şahsiyetini Allah, aile, toplumsal ve iktisadi kurumlar ve tabiat gibi kendisi dışındaki durumlarla ve hatta kendisi ile olan ilişkisi has bir yönteme sahiptir ki buna şahsiyet türü veya yaşam tarzı denilmektedir.
a) İlahi ubudiyet: İbadetler daha çok özel bedeni (rükû, secde, tavaf, itikâf… gibi) görevlerin yapımı ile ilgilidir. Daha dakik bir ifade ile bedeni sembollere (Elbette kalbi bölümler de göz önünde bulundurulmaktadır) sahip durumlardır. Ancak ibadetin hakikati Allah Teâla’ya kulluk ve ubudiyettir. Yani insanın Allah’ı kendisine malik ve tedbir sahibi bilmesidir. Aynı zamanda bu kulluk ve ubudiyetin bir de duygusal boyutu vardır ki bunun sembollerini duygular, düşünceler ve ameller şeklinde namaz ve dualarda, Kur’an tilavetinde, tahaccütlarda, zikirlerde ve ağlaman, mutlu olmak ve sevinmek gibi şiddetli heyecanik mazharlarda ve daha dakik bir ifade ile şahsiyetin kazanılan birimlerinin kendisini burada zikredebiliriz. Duygusal boyut için de korku, tırsma veya şevk ve ilgiyi zikredebiliriz. Aynı şekilde mümin için bazen sadık rüyalar şeklinde ve bazen de uyanıklık halinde mukaşefe şeklinde görünen yüce irfani tecrübeleri dillendirebiliriz.
Marifet boyutunda da ilahi yaratılış ve varlık hususunda –kendisiyle irtibatlı olması hasebince- derin düşünce ve tefekkür, bilgi ve marifet talebi bu alanda gündeme gelir.
“Onlar göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. ‘Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın’ derler.”
Aynı şekilde Hakk Teâla’ya hüsnü zannı da bu makuleden bilebiliriz.
“Ben kulumun zannı üzereyim”
b) Aileye ihsan: Anne ve baba, eş ve çocukları kapsayan aile ile ilişki ve muamele meselesinde anne ve babaya iyilik en önemli meseledir.
“Allah’tan başkasına ibadet etmeyiniz ve anne ve babaya iyilik yapınız”
İhsanın anlamı adaletten daha üstündür. Yani hakkından bir miktarı da onlara bağışlar. Bu yaklaşım farklı davranış mısdaklarında “beğenilmiş ve övülmüş işler, iyi ve yumuşak söz, tevazu, muhabbet, lütuf, hayırlı dua ve…” ortaya çıkar.
Kısaca aile konusunda İslam’a göre matlup insan için önemli ölçütler şunlardır:
- Her türlü inziva ve ruhbaniyet yasaktır ve hatta manevi süluk… bahanesiyle insan eşinden ve ailesinden uzaklaşamaz.
“Ümmetimde ruhbaniyet yoktur…”
“Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin.”
“Nikâh benim sünnetimdir ve her kim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”
“İslam’da bekârların evlenmesinden daha çok Allah’ın sevdiği bir şey yoktur”
- Ailenin sevgi, muhabbet ve ihsan ile yoldaş olan bir ortamı olmalı ve iyi ilişkiler ve güzel ahlakla yönetilmelidir.
- Aile ve çocuklar müminler için sınama alanlarıdır. Aile çocukların manevi ruhiyelerinin gelişim ve tekâmüllerine engel olmamalı bilakis gelişim yeri olmalıdır.
“Bilin ki çocuklar ve mallar birer sınama sebebidir.”
c) Toplumsal ilişkiler: Müminlerin toplumsal ilişkilerinde hakim olan ilkeler (aslında bu merkezi temayül ve karakterin dış ile ilişkisinin kendisidir) şunlardır: iyi bir dil ile insanlarla konuşmak
“İnsanlara güzel sözler söyleyiniz.”