İnsanlara karşı iyi davranmak, İyilik ve ihsan, işbirliği ve dayanışma, yardımlaşma ve ilişkilerde insanın kendisini ölçtü karar kılması. Aynı şekilde ittihat ve birliktelik, iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama, fedakârlık, gereksiz işlerden sakınma ve bilhassa toplumdaki her durum için adaletin uygulanması amacıyla ayağa kalkmaya vurguda bulunulmuştur.
“Ey iman edenler! adaleti titizlikle ayakta tutun.”
“Adalet imanın başıdır”
“Adalet imanın ziynetidir.”
Bu açıdan halka karşı sadakat, sefa ve birlik çok önemlidir.
“Sana zararı dahi olsa doğruluk imanını etkiler ve sana yararı dahi olsa yalan imanını etkiler.”
“Doğruluk imanın en güçlü savunucusudur.”
“Doğruluk imanın başı ve insanın ziynetidir.”
Elbette bu sadakat hali dilde ve fiilde eşit olmalıdır.
Bu bölümde müminin toplumsal ilişkilerine hâkim olan diğer ahlaki özellikleri de sayabiliriz: Sorun ve sıkıntılarda sabır, emanete riayet, ahde vefa, iffet, tevazu, başkalarına karşı nefsin izzeti, nefsin ve şehvet yetisinin istek ve hevalarına hâkim olmak.
Genel bir ifade ile toplumsal ilişkilere hâkim asıl ölçütü, “Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek” ilkesi zikredebiliriz ki bu durumda bütün toplumsal ilişkilerde sınıflandırma olacaktır ve insanlar Allah’a yakın oldukça müminlerle ilişkiler de güçlü ve daha yaygın olacaktır. Köklü derin duygularla yoldaş olan bu toplumsal ilişkiler mertebesine velayet denir ki iman dairesi içindeki insanlara hastır.
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar bazıları diğer bazılarının velisidir.”
Ancak bu dairenin dışında mevcut olan zayıf toplumsal ilişki de yasaklanmamıştır. Özellikle başkalarıyla ilişkide edep ve saygı İslami emirlerin umumi boyutlarındandır.
Marifet zemininde de şunları zikredebiliriz: “Su-i zandan kaçınma ve zanna uymama” “Müminlere karşı hüsnü zanda bulunma” “Akide ve düşünce özgürlüğü” ve “Hak ve hakikat peşinde olmak.”
“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”
Bu bölümün genel sonuçları şöyledir: Öncelikle İslam toplumsal ilişkilerde dışsal vasıflara ve halkçı yaklaşımlara vurguda bulunmaktadır. Tabii bunun için mabudu ile halvette sahip olduğu özel ilişkiyi, nefsin izzet ve istiklalini elden vermemeyi ve başkalarında yok olmamayı şart koşmuştur. İkinci olarak halk ile (en azından) ilişkisinde adalet ve insafa riayet ve iyi ahlaklı olmayı (güzel davranış ve tatlı dilli olmayı), kendinden geçme, fedakarlık ve infak (daha üstün mertebede). Üçüncü olarak fertlerle olan derin duygusal ve nitelikli ilişkileri onların Allah Teala ile olan imani ilişkileri arasında doğru bir nispet vardır.
d) Meslek ve ilmi hayat ile ilgili özellikler: Amelde ihlas, emanete riayet, iyi çalışmak, geçim için durmadan çabalamak, “Allah muhakkak ki meslek sahibi mümin kulunu sever.” “Allah muhakkak ki meslek sahibi emin kullarını sever” Haram ve helal ölçüsüne riayet, haram işler ve kazançlardan ve genel bir şekilde haram gelirden sakınmak.
e) Tabiatla ilişki ile ilgili özellikler: Doğadan doğru şekilde yararlanma, helal ve temiz olanlardan istifade etme ve haramlardan sakınma, tabiatta ibret alıcı yolculuk ve seyahat, tabiatı tahrip etmeme, tabiattan yararlanmak için israftan sakınmak.
“Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar.”
“De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra (peygamberleri) yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!”
“De ki: Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın.”
f) Beden ile ilgili özellikler: Sağlık ve taharet, açlık, susuzluk ve cinsel ilişki gibi içgüdülerin ve fizyolojik ihtiyaçların itidalli doyumları, dinlenme ihtiyacı, gezme ve seyahat… ruhbaniyette ve zor bedeni riyazetlerden sakınma ve kısaca tek bir kelime ile “itidale riayet”
4- Düşünceler, Duygular ve Ameller:
İslam’a göre tek tek davranışlar genel anlamıyla düşünceleri, duyguları ve amelleri kapsar ve iman ile ilahi motivenin ışığında kendisine has bir renge sahip olabilir.
İslam’ın Tatbiki Görüşlerinin Matlup Şahsiyete Nispeti:
1- Motive:
Hakk Teâla’nın mukaddes dergâhına yakınlaşma veya onun muhabbet ve rızası İslam’a göre matlup insanın asıl motivesidir. Nitekim bu motive insanın kendisini aşmasına ve aynı zamanda belli bir yönelime sahip olmasına yani en üstün yaratılış mebdesine doğru hareket etmesine neden olur.
Müminin bütün hayatını kapsayabilecek bir daire olan bu motive ibadet ile ilgili meselelerde başlar. Her ne kadar “Frankel”in nazariyesi bu alanda İslam’ın bu düşüncesine benzese de o acı, aşk ve yaratıcılık gibi diğer anlamları göz önünde bulundurmuştur ve bununla ilahi yüce dergâha doğru ilerleme zaruri değildir.
2- Bilinç ve Bilinç Altına Vurgu:
Burada her ikisine de vurgu vardır. Ancak asıl insanın özgürce yaptığı işlerinde sembolü irade ve çaba olan bilinç bölümüne vurgu vardır.
“İnsan için ancak çalıştığı vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.”
“Kim de mü'min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.”