8- Guluv

04 December 2025 46 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 10 / 12

Kur’an’da Allah’ın izniyle rüzgârın Hz. Süleyman için ram olduğuna işaret edilmiştir. Öyle ki sabah vakti rüzgârla bir aylık yol gidebiliyor ve akşam rüzgârının esmesiyle de bir aylık yolu dönüyordu. Yani o, ordusuyla birlikte bir serginin üzerine oturuyor ve bir yolcunun piyade olarak iki ayda yapacağı yolculuğu rüzgârın etkisiyle bir günde yapıyordu. Kuşlar ve cinler onun hizmetindeydi ve ona türlü türlü hizmetler yapıyorlardı. O, kuşların dilini biliyordu ve onlarla konuşuyordu. Kur’an’da Hz. Musa’nın eliyle gerçekleşen bazı mucizelere değinilmiştir. Asayı hızla hareket eden bir yılana dönüştürmesi, asayı taşa vurmasıyla birlikte taşın bağrından on iki pınarın fışkırması ve her topluluğun kendi su içeceği yeri bilmesi, asayı denize vurmasıyla birlikte denizin ortasında İsrailoğullarının geçebileceği kuru yolların ortaya çıkması ve onları takip eden Firavun hanedanının boğulması bunlardan bazılarıdır. Peygamberlerin eliyle tahakkuk eden mucizelerden bazıları da şunlardır: Hz. Yunus’un balığın karnında yaşaması ve oradan kurtuluşu, taşların arasındaki bir dağın bağrından Salih için bir deve çıkarmak, Hz. Yakub’un gözlerinin Hz. Yusuf’un gömleğine değmesi ile şifa bulması, Peygamberimizin (s.a.a) bir işareti ile ayın iki bölünmesi ve güneşin onun için geriye dönmesi, Peygamberimizin (s.a.a) Bedir gününde düşmana taraf attığı çakılların Müslümanların zaferini sağlaması ki Yüce Allah ayette bu atışı kendisine isnat ederek şöyle buyurmuştur :

و ما رمیت اذ رمیت ولکن الله رمی

“Attığın zaman sen atmadın, gerçekte Allah attı.”

Nitekim Resulullah’a itaati kendisine itaat olarak saymış, şöyle buyurmuştur:

من یطع الرسول فقد اطاع الله

"Kim Peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur."

Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere birinden sadır olan fiil, büyük veya küçük olması yönüyle ölçülüp değerlendirilmez; “büyük fiiller Allah’a has ve küçük fiiller ise kullara özgüdür” denilemez. Aksine büyüğü ve küçüğü ile tüm fiiller eğer Allah’ın izniyle kullardan birinden sadır olursa Allah’a isnat edilir; zira gerçekte bu fiil Allah’ın fiilidir. Aynı zamanda kula isnat edilir; zira Allah’ın izniyle onun elinden sadır olmuştur. Dolayısıyla burada merkezde olan şey fiilin türü değildir; bilakis merkezde olan şey tevhit ve şirk gerçeğidir. Eğer failin müstakil olduğuna; Allah’ın izni olmaksızın bir iş yaptığına inanırsa – yapılan iş gerçekten çok basit olsa da – bu düpedüz küfürdür, şirktir. Fakat eğer şuna inanılırsa ki: Allah, kullarından birine – Meryem oğlu İsa gibi – ölüleri diriltme, hastalara şifa verme, kuş yaratma ve gaybı bilme gibi konularda izin vermiş, Peygamberimizi miraç olayı ile üstün kılmış, çakıl onun elinde Allah’ı tespih etmiş, Allah’ın izniyle Hz. Ali b. Ebutalib, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve diğer imamların eliyle birçok keramet gerçekleşmiş… Bunların olanaksız olduğu düşünülmemeli, bu kerametlere inanmak onlar hakkında gulüv sayılmamalıdır. Hatta yaratmak, rızık vermek, öldürmek, diriltmek, tayyü’l-arz ve’s-sema, yağmur indirmek gibi önemli işler dahi eğer Allah’ın izniyle O’nun kullarından biri tarafından gerçekleştirilirse bunları birinin yapıp diğerinin yapamadığı işler olarak görmeyiz. Aksine bunları, ilmi ve kudreti her şeyi kuşatmış olan Yüce Allah’ın kullarından dilediğine verdiği birer fazilet olarak değerlendiririz.

Evet, geriye bir şey kalıyor, o da şudur: Eğer birisi çıkıp derse ki: Tüm bunlar Allah’ın izniyle mümkündür. Lakin birisinin çıkıp da yalan yere bu tür işleri kendisi veya başka birisi hakkında iddia etmesi de mümkündür ki bu durumda gulüv etmiş olur. Biz de diyoruz ki: Evet, iddida yalan mümkündür. Fakat yalan ile gulüv birbirinden farklı iki şeydir. Eğer biri çıkıp da falan şahıs bu mertebelere sahiptir diye bir iddiada bulunursa ve iddiasında sadık değilse ona yalancı denilir, gali/gulüv eden denilmez. Her konunun kendi hükmü vardır. Gulüv eden kimse yalancıdır ama her yalancı gulüvcu değildir. Zikri geçen bu mertebe ve makamlar eğer Allah’ın izni koşuluyla biri hakkında kabul edilirse asla gulüv olmaz. Çünkü gulüv, Allah’ın kullarından birine ilahlık ve rablik isnadında bulunmak, tek olan Allah’ı bırakıp ona ibadet etmektir. Şunu da ifade etmemiz gerekir ki her türlü saygı ve tazim ibadet değildir. Hatta İslam dininde Allah’tan başkasına yapılması haram sayılan secde dahi eğer Allah’tan başkasının karşısında ona saygı ve tazim için yapılırsa ibadet değildir. Ancak secde eden, secde edilenin ilah ve rab olduğuna inanarak bunu yaparsa o başkadır. Nasıl ki Allah’a inanmadığı halde O’na secde ve rükû eden kimseyi Allah’a ibadet ediyor saymayız; çünkü onun inanç ve niyetinin olmaması sebebiyle yaptığı işin şekli her ne kadar namaza ve ibadete benzese de batıldır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar