Bu iki ayetin ışığında şunu anlıyoruz: Mesihiyet iddiasında bulunanlardan bazılarının, Mesih ve annesini iki ilah edinmiş olmaları yasaklanmıştır. Yüce Allah ileride Mesih’e şöyle soracak: “Sen mi insanlara, "Allah yerine beni ve annemi iki ilah edinin" dedin?” Mesih de ancak Rabbinin ona buyurduğu şeyi emrettiğini; yani Mesih’in ve tüm insanların Rabbi olan Allah’a kulluğu emrettiğini, dolayısıyla kendisine ibadet edilmesine yönelik bir çağrıda bulunmadığını söyleyecek. Yüce Allah Mesih hakkında tüm bunları bilmektedir. Onun için buradaki soru istifham ve istilam manasında değildir. Zira Yüce Allah her şeyin hakikatini bildiği gibi Mesih’in de insanlara böyle bir şeyi emretmediğini bilmektedir. Buradaki soru insanlara yönelik bir nevi kınamadır. Yüce Allah bu soruyla onlara şunu söylemek istiyor: Sizler nasıl olur da Mesih’i rab edinirsiniz?! Oysaki Mesih size böyle bir emir vermemiştir. Dolayısıyla Hıristiyanlıktaki gulüv, Mesih’i rab ve ilah edinmek, ona ibadet etmek, onun Allah’ın oğlu olduğuna inanmak ve onu üç ilahtan biri saymaktır ki bunlar, dünya genelindeki Hristiyanların iddiasıdır.
Kur’an ayetlerinden anlaşılan şudur: Peygamberler, evliyalar ve meleklerden birinin ilahlığına inanmak dinde gulüvdur (aşırıya gitmektir), küfre ve şirke düşmektir. Bu aynı zamanda evliyaların haddinin beyanında konulmuş sınırların biridir. Yani Vahid’ul-Kahhar olan Allah’ı bırakıp onlardan birini rab ve ilah edinmek, müstakil olarak yarar ve zarar ulaştırmaya kâdir görmek caiz değildir. (Müstakil olarak zarar veya yarar ulaştırmaya kâdir olmadıkları manasını “malikiyet” kavramından anlıyoruz. Yoksa insanların ve hatta hayvanların birbirlerine zarar ve yarar ulaştırdıkları hepimizin kabulü olan bir gerçektir. Ancak malikiyet mutlak manada zarar ve yarar ulaştırmak anlamına gelmez; zira bu herkes için söz konusudur. Bilakis malikiyet birinin Allah’ın izni ve gücü olmaksızın, başka bir ifadeyle Allah’tan bağımsız olarak yarar ve zarar menşei olmasıdır ki böyle bir şey mümkün değildir.)
Buraya kadar arz ettiklerimiz gulüvvun yukarı yöndeki sınırıdır.
Gulüvvun bir de aşağı yönde sınırı vardır. Onu da tayin etmek için araştırma yapmak gerekir. Kur’an’ın açık ayetlerinden şunu anladık ki Allah’ın yarattıklarından birinin rab ve ilah olduğunu iddia etmek gulüvdur ve haddi aşmaktır, küfre düşmektir, tartışmasız olarak haramdır. Allah’tan başkasına ibadet etmek caiz değildir. Meselenin bu yönünde neredeyse hiç tartışma yoktur. Ancak geriye bir şey kalıyor, o da şudur: Kullar için caiz olan sınır nedir? Evliya, enbiya, imamlar ve meleklerin hangi özelliklerle nitelenmesi caizdir? Acaba onların birinden mucizeler, kerametler ve olağanüstü işler görülmesi mümkün müdür? Yoksa olağanüstü denilen herhangi bir işin onlara isnat edilmesi caiz değil midir? Bu tür işlerin sadece hiçbir ortağı bulunmayan ve tek olan Allah’tan mı sâdır olması gerekir? Dolayısıyla burada peygamberlerin mucizelerinden bazıları istisna edilebilir; zira insanların onların sözlerine güvenmesi, çağrılarına uyması ve hidayet görevinin tahakkuku için buna ihtiyaç olmuştur. Geri kalan olağanüstü işlerin evliyalara ve imamlara isnat edilmesi de gulüv olup onların rab ve ilah olduğuna inanmanın farklı bir türü müdür? Yoksa evliyalar ve imamların hastalara şifa vermesi, kalpleri hidayet etmesi, tayyü’l-arz yapması, müşkülleri halletmesi ve ölüleri diriltmesine inanmak; neticede onlardan bunları istemek ve onları Allah’a doğru vesile kılmak da onlara ibadet etmek midir? Yoksa bu işler sadece Allah’ın katında mıdır ve O’ndan başka hiç kimseden bu tür işler sâdır olmaz mı?
Dolayısıyla Allah’ın kullarından birine bunları isnat etmek caiz değil midir? Buna dayalı olarak birinin “Ya Ali, Ya Hüseyin, Ya Resulallah veya Ya Bakiyyetellah, şöyle böyle yap” diye istekte bulunması gulüv mudur, şirk midir ve onları birer ilah ve rab edinme midir? Dolayısıyla bu tarz istekler Allah’ı bırakıp onlara ibadet etmek olduğu için yasak mıdır? Haram mıdır? Küfür müdür? Zındıklık mıdır?
Burada vereceğimiz ilk cevap Kur’an’dan olacaktır: Zira o, Yüce Rabbimizin kelamıdır. Şimdi sunacağımız ayetler konuyu açıklamaya kifayet edecektir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
وَرَسُولًا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُمْ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ أَنِّي أَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ فَأَنْفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللَّهِ وَأُبْرِئُ الْأَكْمَهَ وَالْأَبْرَصَ وَأُحْيِي الْمَوْتَى بِإِذْنِ اللَّهِ وَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ