İmam Bâkır (a.s), Hamran b. A'yen'in “عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَداًۙ” (Gaybı bilir ve gaybından kimseyi haberdar etmez.) Ayeti hakkında sorduğu soruya verdiği cevapta bir sonraki ayete (اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ / Razı olduğu peygamber hariç) istinat ederek şöyle buyurur:
“Allah'a yemin olsun ki, Muhammed (s.a.a) Allah'ın razı olduğu kullardandı.”
Sonra şöyle devam eder:
“Allah'a mahsus olan gaybın ilmi, takdir edilmiş olup ilahî ilimde gerçekleşmeden ve meleklere bırakılmadan önce kazaya dönüşmüş ilimdir. Bu ilim Allah'ın nezdindedir ve ilahî kaza onda yürürlüktedir ama henüz imzalanmamıştır. Fakat kazaya dönüşüp imzalanmış ilim, Allah Rasülü'ne (s.a.a) ulaşan ve ondan sonra bize intikal eden ilimdir.”
Şeyh Müfid'in inancı da şudur: “İlham yoluyla gelen ilim inkâr etmek mümkün değildir. Çünkü peygamberler ve vasilerin mucizelerinin büyük bölümü ve onlar tarafından gayptan haber verilmesi bu yolla gerçekleşmiştir.” İmamların (a.s) bütün meslekleri ve dilleri bilmesini mümkün görür. Gerçi akıl ve kıyas bakımından bu zorunlu değildir. Ama bunu tasdik eden haberler mevcuttur. Müfid, İmamların (a.s) kalpler ve kâinatla ilgili ilmini de kabul eder, ama vacip görmez. Zira imamın sıfat ve şartları arasında bu yoktur. Sadece Allah'ın lütfu ve kerametidir.
Kum Ulemasının Mufavvıza'nın Fikirlerine Tepkisi
Şiiler arasından dışlanmayan Mufavvıza'nın fikirleri sonraki yüzyıllarda da devam etti. Üçüncü yüzyılın sonlarında Şia'nın asli merkezi olan Kum'da ulema, Mufavvıza'nın fikirlerine tepki gösteriyor ve İmamlara (a.s) her türlü insanüstü sıfatlar nispet edilmesine karşı çıkıyordu. Bir karar aldılar: Kim İmamlara insanüstü durumlar nispet ederse onu gulat ilan edecek ve şehirden sürüp çıkaracaklardı. Sehl b. Ziyad Âdemî, Ebu Sumine Muhammed b. Ali Karaşî, Hüseyin b. Ubeydullah Muharrir ve nakildeki dikkatsizliği yüzünden ihraç edilen Ahmed b. Muhammed b. Halid Berkî gibi kişiler bunların arasındadır.
Bu cezalandırmalar, bu tür meseleleri nakledenler içindi. Fakat bu konulara gerçekten itikat edenler küfürde sayılıyordu. Hatta ölümle bile cezalandırılabilirlerdi. Bir defasında Kum halkı, bu fikirlere inanan bir raviyi katletmek istedi. Fakat onun namaz kıldığını görünce vazgeçtiler. Bu olay, Kum Şiilerinin gulat ile Mufavvaza arasında fark gözetmediğini ve İmamları insanüstü varlıklar kabul eden kimselerin oruç, namaz ve diğer ibadetlerle meşgul olmadığına inandıklarını göstermektedir. Onlara göre Peygamber-i Ekrem (s.a.a) veya Eimme-i Athar'ı (a.s), ilahî mesajı tebliğle irtibatı bulunmayan şahsî işlerininin detaylarında dahi hata ve yanlışlıktan masun görenler gulattır. Kum ulemasından bir kesim, hatta İmamları (a.s) şeriatı öğrenme tarzı bakımından diğer âlimler gibi görüyorlardı. Yani İmamlar da teferruat hükümleri keşfetmek için içtihada başvuruyor ve füruatı usüle arzederek ahkâma ulaşıyordu.
Kum ulemasının karşısında Mufavvaza onları “mukassıra” olarak niteliyordu. Bu, daha önce Osmancılara ve Emevilerin taraftarlarına atfedilen bir isimdi. Çünkü onlar, Ali'nin (a.s) makamıyla ilgili olarak saygısızlık ediyorlardı. Onların izahına göre mukassıra, İmamların (a.s) makamının hakikat ve özüne vakıf olmada aciz ve kusurluydu. Hatta bu adlandırmada Âl-i Ali’ye (a.s) zıdlık ve nâsibilik kokusu da geliyordu.
Sonuç
Aktarılanlardan, Şia rivayetlerinin, çeşitli gruplara mensup ve muhtelif görüşler taşıyan raviler eliyle nakledildiği anlaşılmaktadır. Bu rivayetlerin sahih mi, zayıf mı olduklarını teşhis ederken rivayetin sâdır olduğu ortama ve ravinin itikatlarına daha fazla dikkat edilmesi gerekmektedir. Buna göre, çoğunlukla Zürâre b. A'yen, Ebu Basir, Büreyd b. Muaviye ve Muhammed b. Müslim gibi sika raviler tarafından nakledilmiş fıkıh rivayetlerinin en sağlıklı rivayetler olduğu anlaşılmaktadır. İtikatların prensipleri alanında Şia'nın kelamcı ravileri İmamlar (a.s) tarafından teyit edilmiştir ve mevcut rivayetlerin birçoğu güvenilirdir.
Halifeler ve İmamların (a.s) tarihiyle ilişkili rivayetlerin ağırlıklı kısmı Emeviler döneminden kalmış ve Emevilerin Şia'ya yoğun baskısı altında nakledilmiştir. Bu yüzden de o dönemin zulüm görmüş insanlarının arzusu, ricat ve Mehdilikle ilgili bazı rivayetlerin oluşmasında etkisiz sayılamaz. Kelam bahislerine dair sade ve basit düşünce tarzı bu rivayetlerde gözlenmektedir. Bazen kimi itikatlar sonraki dönemlerde köklü değişikliklere maruz kalıyordu. İmamet bahsinde, özellikle İmamların (a.s) makam ve faziletleri konusunda Şii rivayetler gulat ve Mufavvıza'nın düşüncelerinin etkisine maruz kalmıştır. Dolayısıyla günümüzde elimizde olan herşey, epeyce inceleme ve araştırmaya muhtaçtır.
Kaynakça
Akîlî, Duafâu'l-Akîlî, kameri 1418, tahkik: Dr. Abdulmu'ti Emin Kal'acî, Beyrut, Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, ikinci baskı.
Allame Hıllî, Hasan b. Yusuf b. Ali Mutahhar, el-Elfin fi İmameti Emirulmüminin Ali b. Ebi Talib (a.s), kameri 1405/1985, el-Kuveyt, Mektebetu'l-Elfin.