Mufavvıza, gaybın bilgisinin İmamlara (a.s) atfedilmesini caiz görüyordu. Şeyh Müfid (rh) onları bu mevzuda gulatla aynı hizaya koymaktadır. Müfid, gaybın bilgisinin İmamlar (a.s) için konu edilmesini inkâr etmekte ve fesat görmektedir. Bu görüşün, Mufavvıza ve gulat dışında İmamiyenin çoğunluğunun görüşü olduğunu belirtir.
İmamların (a.s) gaybı bilmesi hususunda iki grup rivayet vardır:
Rivayetlerin bir grubu, gaybın bilgisini İmamlardan (a.s) nefyeder. Emirulmüminin Ali (a.s) Basra'da gelecekte olacakları haber verdiğinde ashaptan biri sordu: “Bu söyledikleriniz gayp ilmi mi?” Hazret gülümsedi ve şöyle buyurdu:
“Bu gaybın bilgisini değildir. Bilakis muallimden öğrendiğim ilimdir. Gaybın bilgisi kıyameti bilmektir.”
Sonra gaypla ilgili beş konunun Allah'a mahsus olduğunun zikredildiği Lokman suresi 34. ayete işaret etti. İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurur:
“Bizim gaybın bilgisine vakıf olduğumuzu zanneden güruha şaşıyorum. Hâlbuki Allah Teâla’dan başkası gaybı bilmez.”
Bu rivayetin devamında şöyle yazıyor:
Gaybın ilmini Nübüvvet ailesinden nefyeden İmam'ın sözüne şaşıran Sedir, “Biz sizi gayba nispet etmiyoruz. Fakat çok fazla ilminiz olduğunu da biliyoruz.” diyerek daha fazla bilgi istedi. İmam (a.s):
“وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَسْتَ مُرْسَلاً قُلْ كَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِندَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ”
“Kâfir olanlar diyor ki, “Sen gönderilmiş elçi değilsin.” De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve elinde kitaptan ilim bulunan kimse kâfidir.”
İki kere şöyle buyurdu: “Allah'a yemin olsun ki kitabın bütün ilmi bizim elimizdedir.”
Bu rivayet, İmamların (a.s) ilminin menşeinin Kur'an olduğunu beyan etmektedir. İlahî kelam için onun dergâhındaki en iyi kul Resul-i Ekrem'dir (s.a.a) ve İmamlar (a.s) bu ilmi Hazret'ten beri nesilden nesile ecdadından öğreniyordu.
Seyyid Murtaza (rh) şöyle der: “İmam için velayetin icabı ve şer'î ahkâm dışındaki ilmi vacip görmekten Allah'a sığınırım. Gayp ilmi bunların dışındadır.” O, İmamın, şeriatla ilgisi bulunmayan tüm sözleri ve meslekleri bilmesinin zorunlu olmadığına inanmaktaydı. Çünkü bu alanların her birinin kendine has uzmanlığı vardır ve İmama tek gereken, ahkâmı bilmesidir.
Şeyh Tûsî (rh) İmamı Allah'ın kullarından bir kul kabul etmektedir. Tabiat ve sıfatlarda diğer insanlar gibidirler. Onların tek üstünlüğü, icabı şeriat ahkâmını bilmek olan din ve dünyada genel riyasettir. İmamiyye Şia'sının, İmamların gaybı bildiği görüşüne nispet edilmesi doğru değildir. Çünkü Şiiler Allah'ın kitabına iman etmekte ve onda Peygamber'in şöyle buyurduğunu okumaktadır:
“لَوْ كُنتُ أَعْلَمُ الْغَيْبَ لاَسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِ”
“Eğer gaybı biliyor olsaydım daha fazla hayır biriktirirdim.”
“إِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّهِ”
“De ki: Gayp sadece Allah'a mahsustur.”
“قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا ال”
“De ki: Göklerde ve yerde olan gaybı Allah'tan başkası bilmez.”
Tabersî, Hud suresi 123. ayeti tefsir ederken şöyle yazar: “İmamiye Şia'sına İmamların gaybı bildiği görüşünü nispet edenler Şia'ya zulmetmiştir. Biz, bütün bilgilere vakıf Allah Teâla dışında gaybı bilme sıfatını herhangi birisi için caiz gören bir Şia tanımıyoruz.”
Emirulmüminin'den (a.s) fitnelere ilişkin hutbelerde nakledilmiş haberlerin ve buna benzer diğer rivayetlerin Peygamber'den (s.a.a) ve Hazret'in ilahî ilimlerinden alındığını düşünmektedir. Çağdaş ulema arasında da bazıları gaybın bilgisini İmamlardan (a.s) nefyetmektedir.
Buna mukabil gaybın bilindiğini teyit eden rivayetler de vardır. Ravi, İmam Sâdık'a (a.s) sorar: “İmam, bilmediği şeylere nereden cevap verir?” İmam şöyle buyurur:
“یکنت فی القلب نکتا او ینقر فی الأذن نقرا” (Kalbe iner veya kulakta çınlar)
Bu rivayet, İmamın ilminin gaybî menşeini beyan etmektedir. Yine Ammar Sâbâtî, İmam Sadık'a (a.s) şöyle sordu: “İmam gayp ilmini bilir mi?” İmam cevap verdi:
“Hayır. Lakin bir şeyi bilmek istediğinde Allah ona bildirir.”
Bu rivayetten, İmamın gelecekteki olaylarla ilgili bilgisinin sürekli olmadığı, İmamın iradesi ve Allah Teâla’nın izniyle belli bir anda İmamlara (a.s) feyz edildiği anlaşılmaktadır. Nitekim İmam Sâdık (a.s) İsa b. Hamza Sakafî'ye verdiği cevapta şöyle buyurur:
“Ne zaman gelir veya çınlarsa sözümüzü söyleriz. Ne zaman kesilirse dururuz.”
Bu yüzden Şeyh Hürr Âmulî, el-Fusûlu'l-Mühimme kitabında bu bahisle ilgili babı şöyle adlandırmıştır: “Babu inne'n-Nebiyy ve'l-Eimme (a.s) lâ ya'lemûne cemia ilmi'l-ğayb ve innemâ ya'lemûne ba'dahu bi-i'lâmi'llahi iyyâhum ve izâ erâdû en ya'lemû şey'en alemû” (Peygamber ve İmamlar (a.s) gayp ilminin tamamını bilmez. Bilakis Allah Teâla ne zaman onlara bildirirse bir kısmını bilirler. Ne zaman bir şeyden haberdar olmalarını irade ederse onu bileceklerdir.)
Merhum Muzaffer de rivayetleri inceledikten sonra, irade edilmiş ve Sübhan Allah'ın tevfizi olan İmamın ilmine dair bu grup rivayetleri mutedil tavır kabul eder ve onu çeşitli delilleri uzlaştırmak için münasip görür.