Erken dönem Şii rical âlimlerinden Necâşî ve İbn Gazâirî, onu zayıf ve güvenilmez biri olarak değerlendirmiştir. Necâşî onu “فاسد المذهب و مضطرب الروایة” olarak niteleyerek şöyle yazmaktadır: “Hattabiyye'den olduğu söylenmiştir.” İbn Gazâirî, Mufaddal b. Ömer'in, “مرتفع القول و خطابی” olduğuna inanmaktaydı. Gulatlar onun hadislerine el sürmüştü ve hadisinin yazılması caiz değildi. Keşî, onu kınayan rivayetler de, öven rivayetler de nakletmişti ve Mufaddal'ın başta doğru yolda olduğuna ama sonra Hattabî olduğuna inanıyordu. Şeyh Tûsî, Fihrist ve Rical kitaplarında ondan kınayarak da, överek de bahsetmemiştir.
İbn Şehrâşûb ve İbn Davud gibi orta yüzyılın rical uleması da erken dönem rical âlimlerinin sözlerine bir şey eklememiştir. Tabii ki Allame Hıllî onun adını kitabının ikinci kısmında zikrederek şöyle yazar: “Rivayetler onun kınandığına delalet etmektedir.” Buna mukabil Şia'nın geç dönem rical âlimleri Mufaddal'ı desteklemiş ve rivayetlerini makbul bulmuştur. Allame Şûşterî ve merhum Ayetullah Hoî (rh), Mufaddal'ı İmam Sâdık'ın (a.s) özel dostlarından, Hazret'in yârânı arasındaki şeyhlerden, muhiplerden, sikalardan ve fukahanın büyüklerinden saymaktadır.
Merhum Ayetullah Hoî, Şeyh Tûsî'nin sözüne dayanarak Tehzibu'l-Ahkâm’daki bir rivayetin şerhinde şöyle yazar: “Bu haberi sadece Muhammed b. Sinan, Mufaddal b. Ömer'den nakletmiştir. Muhammed b. Sinan ashabın ta'na uğramış ismidir ve cidden zayıftır.” Buradan şu sonuca varır: “Şeyhin Mufaddal b. Ömer'e itimat ettiğine dair sözü gayet nettir ve ona ta'n edildiği vaki değildir.” Merhum Şûşterî de bu cümleden benzer bir sonuç çıkarmıştır.
Ayetullah Hoî, Mufaddal'ın, İbn Şehrâşûb tarafından Menâkıb kitabında İmam Sâdık'ın (a.s) yakın ashabından sayılmasını bunun başka bir delili olarak zikreder. Sözünün devamında Mufaddal'ı öven rivayetleri -bir rivayet Şeyh Müfid'den, geriye kalanlar Keşî'den- ve yeren rivayetleri nakleder ve şu sonuca varır: “Aktardıklarımızdan anlaşılan odur ki, Mufaddal b. Ömer'e tefviz ve Hattabiyye nispet edilmesi sabit değildir. Çünkü İbn Gazârî'nin kitabının müellife nispeti ispatlanmıştır. Ayrıca Keşî'nin 'Mufaddal dosdoğru yoldaydı ama sonra Hattabî oldu' sözünün de görünüşe göre şahidi yoktur. 'قیل' lafzıyla bildirilmiş Necâşî'nin sözü de bizim görüşümüzü desteklemektedir. Zira Necâşî'nin bu duruma razı olmadığını göstermektedir. Onu yeren rivayetlere gelince, hepsinin senedi zayıftır ve güvenilmezdirler. Sahih senede sahip, ilmi ehlinin nezdinde olan, Masumlardan sâdır olduğuna ilişkin genel bilgi iddiasına yakın çok sayıda ve birbirini destekleyen rivayetlerle çatışmayan üç rivayet hariç... Mufaddal'ın büyüklüğü konusunda, İmam Sâdık'ın (a.s) onu Tevhid-i Mufaddal adıyla meşhur kitabı rivayete tahsis etmiş olması yeterlidir.” Merhum Ayetullah Hoî, “muztaribu'r-rivaye” ifadesini, sahih olduğu farzedilerek güvenilmezliğe delil saymaz ve fâsit teliflerin Mufaddal'a nispetini de kabul etmez.
Ayetullah Hoî burada Şeyh Müfid'in sözünü Necâşî'nin görüşüne üstün tutmaktadır. Fakat fıkha ilişkin eserlerinden birinde, içinde Mufaddal b. Ömer'in geçtiği senedi incelerken Necâşî'nin ezberinin Müfid'den daha iyi kabul edildiğini dikkate alarak Mufaddal'ın rivayetine itimat etmemiştir.
Ama her halükarda Mufaddal'ın tevsik edilip edilmemesinin ya da mufavvıza akımına mensubiyetinin doğru olup olmamasının bahsin aslına (sözkonusu akaide sahip bir fırkanın mevcudiyetine) pek o kadar da etkisi yoktur ve bu konunun doğru olduğuna ilişkin birçok tarihsel referans inkâr edilemez. Mufaddal'dan nakledilmiş birçok rivayet, ya Fazl b. Şâzân, İbn Ukde, Şeyh Müfid, Necâşî, İbn Gazâirî ve Şeyh Tûsî tarafından zayıf kabul edilmiş ve sika kabul edilmesi imkânı bulunmayan ünlü talebesi, Muhammed b. Sinan Zâhirî (vefatı hicri 220) yoluyla, ya da Mufaddal'ın diğer talebesi Muhammed b. Kesir Sakafî aracılığıyla gelmiştir. Bazı muhakkiklerin inancına göre bu akım, ikinci yüzyılın başlarında Keysani gulatlarından iki aşırılıkçı görüşün buluşmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu tefekkürün kurucusu aslında Hattabiye'nin reisi Ebu'l-Hattab Esedî'dir (vefatı hicri 138). Bu fikrî akım, Mufaddal b. Ömer tarafından da Mufavvıza biçimine dönüştürülmüştür.
“Gulat” ıstılahı, rical ve rivayet kitaplarında Mufavvıza için de kullanılmıştır. Ama bu grup Şia mezhebi içinde devam etmiş ve bir tür grup içi gulat olmuştur. Bunlar, rical ulemasının ifadelerinde “ehlu'l-irtifa fi mezhebihi”, “fi hadisihi irtifa”, “mürtefiu'l-kavl” veya “fihi ğuluv ve tereffu” gibi lafızlarla ayırt edilmişlerdir. Bu tabirler, İmamların (a.s) makamı konusundaki mübalağayı ve aşırı gitmeyi belirtmektedir. Fakat İmamlar (a.s) için ulûhiyet aşamasına varmamışlardır. Bazen Mufavvıza gulattan net bir şekilde ayırt edilmiş ve yanyana kullanılmıştır. Bir rivayette şöyle geçer:
“الغلاة کفار و المفوّضة مشرکون”
Şeyh Müfid de Evâilu'l-Makâlât'ta “İmam'ın gaybı bilmediği” bahsinde şöyle yazar:
“و علی قولی هذا جماعة أهل الامامة إلا من شذّ عنهم من المفوّضة و من انتمی إلیهم من الغلاة”