“İmamların ismeti” bahsinde esaslı görüşleri olan Hişam b. Hakem, Şia'da bu bahsin kurucularından sayılmaktadır. Öyle ki, Muhammed b. Ebi Umeyr şöyle der: “Hişam'la ahbablığım boyunca, ondan, İmamların ismeti bahsinden sağladığım istifadeyi başka hiçbir bahiste görmedim.” Hişam b. Hakem, Darar'la yaptığı münazarada İmamı; ilim, ismet, cesaret ve cömertlikte insanların en üstünü kabul eder ve imametin kıyamet gününe kadar devam edeceğine inancını belirtir. Hişam'dan sonra ismet bahsi daha kâmil hale geldi ve kelamcılar ondan tafsilatlı olarak bahsederek değişik boyutlarını incelemeye koyuldular. “İsmet” İmamın özelliğidir. Şeyh Müfid'in ifadesiyle, Allah Teâla’nın, ismete bağlı kalacağını bildiği kimseye lütfudur. Fakat ismet, çirkin şeyi yapma kudretine mani olmak veya iyi fiili yapmaya mecbur tutmak değildir.
Bu dönemin büyük kelamcılarından bir diğeri de “Sâhibu't-Tâk” ve “Mü'minu't-Tâk” adıyla tanınan Muhammed b. Ali b. Nu'man'dır. Şiirde kendi zamanının dâhilerindendi. Kelam meselelerinde oldukça hazır cevaptı. Muhalifleriyle girdiği münazaralar ve hikâyeleri kitaplarda kayıtlıdır. O da Hişam gibi imamet bahislerinde uzmandı ve İmam Sâdık (a.s) ona kelam tartışmalarına girmesi talimatını vermişti.
Hişam b. Sâlim, İmam Sâdık'ın (a.s) ashabından ve diğer talebelerinden biridir. Tevhid ilmindeki uzmanlığı nedeniyle daha ziyade bu mevzuda tartışma ve münazaralara katılırdı. Aralarında miraç hakkındaki kitap da bulunan bazı kitapların müellifi olarak bilinir.
Bu zamanda Şiiler arasında yoğun tartışmalara sebep olan çeşitli kelam akımları mevcuttu. Bu meselenin şahitleri rical ve hadis kitaplarında, özellikle de Rical-i Keşî'de bol miktarda görülebilir. Bu konu, fihrist yazarlarının kitaplarındaki ravilerin kitap adlarından da çıkartılabilir. Mesela Hişam b. Hakem'in Hişam b. Sâlim ve Mü'minu't-Tâk'a reddiyelerine dair kitaplar gibi. Hişam b. Hakem ile Hişam b. Sâlim arasındaki ihtilaf o kadar ciddiydi ki, Şia'nın reisleri, ihtilafı çözmeleri için bu ikisi arasında münazara tertipledi. Buna rağmen Hişam b. Sâlim, Hişam b. Hakem'in ilmini övmüştür. Dikkat çekici olan şu ki, bazen bir grubun mensupları, İmamların imametini kabul etme ilkesi dışındaki fikrî ilkelerin tamamında kendi ilmî rehberi ve lideriyle görüş ayrılığı yaşayabiliyordu. Mesela Ebu Cafer Sekkâk Bağdadî, Hişam b. Hakem'in talebesi olmasına rağmen imamet dışında diğer akaid konularında Hişam'a muhalefet etmiştir.
4. Aşırılıkçılar / Guluvcular
Aşırılık ve aşırılıkçılık bahsi, Şia başta olmak üzere Müslümanlar arasında sürekli gündeme gelmiş önemli ve tartışmalı konulardandır. Aşırılık akımı ve gulatların müfrit inançları Şia için tehlikeliydi. Çünkü akaidde karmaşa yaratmasına ve Şiiler arasında ihtilaf ve tefrika çıkarmasına ilaveten, Şia'yı başkaları nazarında dinî füruatla ilgili olarak ipini koparmış kimseler gibi gösteriyor, Ehl-i Sünnet'in mutaassıpları ve idarecilerinin eline koz veriyor ve onlar da sapkın gulat fikirler bahanesiyle bütün Şiileri ezmeye, tahkir edip kötülemeye girişiyorlardı.
“Ğuluvv” lugatta herşeyde ifrat, irtifa, had ve hududu aşma manasına gelmektedir. Istılahta ise dinde ifrat veya gerçeğe aykırı olarak bir şeyi ya da şahsı büyük görmektir. Kur'an ayetleri ve Masumların (a.s) rivayetleri de bu anlamı teyit etmektedir. Kur'an-ı Kerim Ehl-i Kitaba hitaben şöyle buyurur:
“قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لاَ تَغْلُواْ فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ”
“De ki: Ey Ehl-i Kitap, dininizde haksız yere abartıya kaçmayın.”
Allah Rasülü (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:
“Ey insanlar, dinde aşırılıktan kaçının. Çünkü sizden öncekilerin helak olmalarının sebebi dinde aşırılıktı.”
Bazı rivayetlerde aşırılık “tenetta” olarak ifade edilmiştir. Nitekim Peygamber (s.a.a) şöyle buyurur:
“هلک المتنطّعون”
Dolayısıyla aşırılığın kökü, geçmiş dinlerde ve tüm İslamî fırkalardadır. Ama bu lafız çoğunlukla Ali (a.s) ve Ehl-i Beyt hakkında aşırıya kaçan Şiiler için kullanılmıştır. Şeyh Müfid şöyle yazar:
“Gulat yalnızca İslam'la tezahür eder. Onlar, Emirulmüminin ve İmamlara (a.s) ulûhiyet ve nübüvvet nispet etmişlerdir. Din ve dünyada üstünlük bahsinde de haddi aşmış ve orta yoldan ayrılmışlardır. Bunlar sapkın ve kâfirdirler. Emirulmüminin onları katlederek veya yakarak ortadan kaldırdı. İmamlar (a.s) onların hükmünü küfür ve İslam'dan çıkmak olarak beyan etti.”
İbn Haldun da gulatı Şia taifesinden kabul eder. Akıl ve iman haddini aşmış, beşer olan İmamlara ilahî sıfatlar atfetmiş veya “Allah beşer zâtında geldi” demişlerdir. Bu söz, Hıristiyanların İsa (a.s) konusundaki itikadından alınmış hulüle inanmaktır.
Aşırılığın Çerçevesi ve Gulatın Akaidi