8- sadıkeyn ve şialar

04 December 2025 49 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 12

Fakat Şeyh Müfid zamanında Şia ulemasından sadece bir azınlık İmamların (a.s) masum olduğunu reddediyordu. Bahru'l-Ulûm da masumiyete muhalif olanları tenzih etmeyi sadece o zamana özgü görür ve sonraki dönemler için caiz kabul etmez. Bu grubun en önemli üyelerinden diğerleri şöyle sıralanabilir: Büreyd b. Muaviye Iclî, Zürâre b. A'yen, Ebu Basir Leys b. Bahterî Muradî, Ebu Basir Yahya b. Kasım Esedî, Muhammed b. Müslim, Hamran b. A'yen, Cemil b. Derrac, Eban b. Osman, Hammad b. İsa, Hammad b. Osman, Abdullah b. Bekir Şeybanî, Abdullah b. Muskân ve Muaviye b. Ammar Dühenî. Bu kişilerin çoğu, ilim ve fakihlikleri epeyce anlatılmış ashab-ı icmanın parçasıydı. Onlardan dört kişi de İmam Sâdık'ın (a.s) alakasına mazhar olmuş Şiilerdendi: Büreyd, Zürâre, Ebu Basir ve Muhammed b. Müslim. Hazret, bu dört kişiyi şu ifadelerle anmıştır:

“Ehl-i Beyt'in (a.s) hatırasını diriltenler”, “dinin muhafızları”, “babamın (a.s) eminleri”, “sâbıkîn”.

Hatta İmam Sâdık'ın (a.s) ilgisine mazhar olan Şiiler ile gulat arasındaki ihtilaf konusunda o zamandan aktarılmış haberler vardır. Ebu'l-Hattab ve takipçilerini izleyen o dönemin aşırılıkçıları bu dört kişiden nefret ederdi. O kadar ki, Cemil b. Derrac şöyle der: “Ebu'l-Hattab'ın ashabını, onların bu dört kişiye öfkelerinden tanıyorduk.” Nitekim Zürâre, Muhammed b. Müslim ve Ebu Basir'i kınayan rivayetin isnadına baktığımızda bu rivayetlerin çoğunun senedinde Cebrail b. Ahmed'in, Muhammed b. İsa b. Ubeyd Yaktinî'den naklettiği tarikin bulunduğunu görmekteyiz. Birincisi meçhuldür. Muhammed b. İsa ise Şeyh Tûsî vasıtasıyla zayıf kabul edilmiş ve gulat olarak niletenen kimseler zümresinden sayılmıştır. Merhum Ayetullah Hoî de (rh) bu durumlarda Cebrail'in meçhul olduğuna ve bu rivayetlerin senedinin zayıflığına dikkat çekmiştir., Yine bu senedlerde Keşşî'nin gulat olduğunu belirttiği Muhammed b. Bahr Rehenî Nermâşirî vardır.

İmamların (a.s) siretinden, onların fıkhî meselelerde vazifelerini, net bir şekilde, genel ilke ve kaideleri beyan etmek olarak görmüş, detay hükümleri çıkarma ve teferruatı bulmayı ise takipçilerine bırakmışlardır. Bunlar, sahih haber ile sahih olmayanı birbirinden ayırt edebilen, Şii ravilerin mercii, şüphe ve ihtilafları bertaraf edebilen kimseler sayılıyordu. İmam Sâdık (a.s), Feyz b. Muhtar'a talimat verdi:

“Ehl-i Beyt'in hadislerini araştırırken Zürâre b. A'yen'e müracaat et.”

Bu tür göndermeler dikkate alındığından dolayı Ömer b. Üzeyne, Kitabu İrs'ini bütünüyle Zürâre'ye arzetti ve aktardığı rivayetlerde ondan izin aldı. İbn Ebi Umeyr, Şuayb Akarakûfî'den rivayet eder:

İmam Sâdık'a (a.s) arzettim ki, “Bazen bir mesele hakkında tahkike ihtiyaç duyuyorum ama size de ulaşamıyorum. Böyle durumlarda kime müracaat etmeliyim?” Hazret şöyle buyurdu: “Yapman gereken, Ebu Basir Esedî'ye başvurmaktır.”

Yine rivayet edildiğine göre çok kıymetli muhaddis Abdullah b. Ebi Ya'fûr, Hazret-i Sâdık'a (a.s) şöyle dedi:

“Her zaman yanınıza gelme imkânı bulamıyorum. Kimi zaman bazı Şiiler bana gelip cevabını bilmediğim birtakım sorular soruyorlar. Böyle durumlarda ne yapmalıyım?” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Muhammed b. Müslim'e müracaat et. O, babamdan hadis işitmiş ve makam yüksek biridir.”

3. Şii Kelamcılar

O zamanın Şiileri arasında üçüncü kol, Şii kelamcılar grubuydu. Kendilerinden kelam meselelerine dair ayrıntılı görüşler nakledilmiş Kays Mâsir, Hişam b. Hakem, Mü'minu't-Tâk, Hişam b. Sâlim, Zürâre b. A'yen, Ali b. Mansur Kufî (Hişam'ın talebelerinden) ve Ali b. İsmail b. Meysem Temmâr gibi isimler. Mezhebin rivayetlerinden anlaşıldığı kadarıyla Şia İmamları, kendi Şiileri arasında akıl ve istidlale dayalı tefekkürün zeminini oluşturma ve harekete geçirmeye büyük ilgi duyuyorlardı. Kendi zamanlarındaki Şii kelamcıları, özellikle de Hişam b. Hakem ve Mü'minu't-Tâk'ı kelam ve akaid bahislerine teşvik ediyor, hatta onlara münazara metodunu öğretiyorlardı. Kelamcılar da sonraki nesillerdeki mezhebî tartışmalar için talebelerine yardımcı oluyordu. Nitekim Fazl b. Şâzân, kendisini Muhammed b. Ebi Umeyr ve Safvan b. Yahya'nın halefi olarak adlandırıyor, Yunus b. Abdurrahman'ı ise muhaliflerle münazara için Hişam b. Hakem'in halefi kabul ediyordu.

Bu isimlerin bir kısmı, Mutezile'nin ortaya çıkışından önce bile kelam meseleleriyle uğraşıyordu. Kays b. Mâsir Kufî, Mutezile oluşmadan önce İmam Seccad'ın (a.s) yanında eğitim görmüş Şii kelamcılardandır. Şii kelamcıların yaptığı tartışmalar imametle sınırlı değildi. Bütün meselelerle ilgiliydiler. Mesela Hişam'dan kalan üç eser, Aristo, Dualistler ve Naturalistlere reddiye idi.

O dönemin Şii kelamcıları Şia itikadının temellerini atarken takdire şayan bir rol oynadılar ve muhalifleriyle yaptıkları başarılı münazaralar sayesinde Şii akaidini sonraki nesillerde sağlamlaştırmanın yolunu hazırladılar.

Hişam b. Hakem Kufî, Şia'nın ünlü kelamcısıdır. İmamet mevzusunda kelam babı açtı ve derinlikli bir bakışla Şia mezhebine yeni bir ruh bahşetti.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar