Gulüv ve tefvizi birbirinden ayırmanın kriteri konusunda ulema arasında epeyce ihtilaf görülmektedir. Geç dönem rical âlimlerinin çoğu, eskilerin bazı ravilerle ilgili ta'n ve cerh değerlendirmelerinin itikadî bahislere bakıştaki ihtilaflardan kaynaklandığını düşünmekte ve bu suçlamaları amelin ölçütü kabul etmemektedir. Ama Şia İmamlarının rububiyetine veya Allah'ın ruhunun onlara hülul ettiğine inanan birey veya fırkaların dinin zaruriyatını inkâra vardıklarından “gulat” sayıldıkları konusunda hiçbir ihtilaf yoktur. Şeyh Müfid (rh) imametin ilkelerini üç genel asılda özetler: İmametin vacipliği, ismet ve imamete nas.
O dönemde Şiiler arasındaki dördüncü kol, kendi içinde değişik kollar barındıran, genel anlamda “guluv”dur. Ama her halükarda İmamların (a.s) makamı konusundaki aşırılık, her şekliyle o büyük şahsiyetlerin kınama ve ta'nına maruz kalmıştır. Kufe, gulatın faaliyet gösterdiği en önemli şehirdi. İmam Sâdık (a.s) bu kişiler hakkında şöyle buyurur:
“و الله لو أقررت بما یقول فی أهل الکوفة لأخذتنی الارض و ما أنا إلا عبد مملوک لا أقدر علی شیء ضرّ و لا نفع”
“Allah'a yemin olsun ki, Kufe halkının benim hakkımda söylediklerine inanacak olsam yer beni yutar. Oysa ben Allah'ın emrinde bir kulum. Fayda ve zarar vermeye gücüm yetmez.”
Yine İmam Sâdık'ın (a.s) alaka duyduğu Şiiler ile gulatlar arasındaki ihtilaflar konusunda bu dönemden gelmiş haberler vardır.
Bu zamanın meşhur gulatları arasında, bizzat İmam Bâkır (a.s) tarafından tekfir edilmiş Muğire b. Said ve Beyan b. Sem'an vardı. Ali b. Muhammed Nevfelî şöyle der:
Muğire b. Said, İmam Bâkır'ın (a.s) yanına geldi ve şöyle dedi: “Sen insanlara gaybın ilmine sahip olduğunu söyle, ben de Irak'ı bunu kabul etmesi için hazırlayayım.” İmam Bâkır (a.s) onu sert bir dille yanından kovdu ve sonra meseleyi Ebu Haşim b. Muhammed b. Hanefiyye ile dertleşti.
Bu nakil, Kufelilerin, yeni ve aşırılık içeren yeni konuları kabul ettirmedeki büyük yeteneğini göstermektedir.
Ebu'l-Hattab Esedî adıyla tanınan Muhammed b. Ebi Zeyneb Kufî (Miklâs) ve İmam Sâdık (a.s) zamanının diğer gulatları da Hazret tarafından sert şekilde lanetlenmiştir. İmam şöyle buyuruyordu:
“Gençler kendinizi gulatlardan koruyun.”
Kufe'de Ebu'l-Hattab'ın takipçileri o kadar çoktu ki Keşî şöyle nakleder: “Ebu'l-Hattab Kufe'yi ifsad etti. Hatta onlar, şafak gizlenene dek mağrip tarafına namaz kılmazlar.” Onlar, her zamanda iki peygamber olması gerektiğine inanırlar. Biri nâtık, diğeri sâmit. Mesela Muhammed (s.a.a) nâtık resul, Ali (a.s) ise sâmit resuldü. Bu fırkanın zuhuru, her taraftan hükümete karşı kıyamlar ve hareketlerin patlak verdiği ve hükümranların henüz duruma tamamen hâkim olamadığı Beni Ümeyye'nin sonları ve Beni Abbas'ın başlarındaydı. Ebu'l-Hattab bu sırada Ehl-i Beyt İmamlarını (a.s) gündeme getirip onlar hakkında aşırılık ve kendisinin vesayet ve nübüvvetini iddia ederek -belki kıyam için- kuvvet toplamaya çalıştı. Başına buyrukluk, fesad, herşeyi mübah görme ve şehvetleri caiz saymayı yaygınlaştırarak Kufe'de o zamanın fâsidlerinden kalabalık bir grubu etrafında toplamayı başardı. Kufe'de Kenâse mahallesinde bir çadır kurdu ve ashabını İmam Sâdık'a (a.s) ibadet etmeye çağırdı. Fakat netice itibariyle işi ilerletemedi, kendisiyle birlikte etrafındaki yetmiş kişi, Kufe mescidine sığınmışken Mansur'un Kufe valisi İsa b. Musa b. Ali b. Abdullah b. Abbas (hicri kameri 138 yılında) tarafından katledildi. Bir görüşe göre Ebu'l-Hattab'ı Kufe'nin Kenâse mahallesinde darağacında sallandırdılar. Bu maceradan sadece bir kişi, yani Ebu Hadice adıyla tanınan Ebu Seleme Sâlim b. Mükerrem Cemmâl canını kurtarabildi. Katliamı yapanlar onu ölü sanmıştı. Gece ağır yaralı bir halde kaçtı ve daha sonra da tevbe etti. Aynı şekilde bazı kitaplarda Hattabiyye fırkasıyla İsmailiyye arasında yakın ilişkiden bahsedilmiştir. Hatta halis İsmaililerin aslında Hattabiler olduğu, Ebu'l-Hattab'ın da İsmailiyye fırkasının oluşmasını sağlayan asıl kişilerden ve onların liderlerinden biri kabul edildiği bile söylenmiştir.
Ebu'l-Hattab öldürüldü ama akidesi bâki kaldı. Öyle ki kendinden sonra ortaya çıkan bütün gulat fırkaları etkisi altına aldı. Birçok gulat, ondan sonra kendi akaidlerini ondan iktibas ettiler. Ebu'l-Hattab'ın takipçileri onun ölümünden sonra beş gruba ayrıldı: Muammeriyye (Muammer adlı kişiyi Ebu'l-Hattab'tan sonra imam kabul ettiler), Beziğiyye veya Bezi'iyye (Beziğ veya Bezi' b. Musa Hâik'in takipçileri), Umeyriyye veya İcliyye (Umeyr b. Beyan İclî'nin takipçileri), Mufaddala veya Mufaddaliyye (Mufaddal Sayrafî'nin takipçileri) ve Hattabiyye-i Mutlaka (Ebu'l-Hattab'a bağlı kalanlar).
5. Mufavvıza
Bu zamanda ortaya çıkan bir diğer önemli mesele, Mufaddal b. Ömer Cu'fî (hicri 183'ten önce hayattaydı) zamanından itibaren gündeme gelen, işleri İmam'a (a.s) bırakma meselesiydi. Şia'nın rical âlimleri Mufaddal hakkında farklı görüşler bildirmiştir: