“Mufavvıza ve onların yolundan giden gulatlar gibi çok azı dışında tüm İmamiyye bu görüşte benimle aynı düşünmektedir.”
Bu mesele, gulatın tamamen ayrı bir şey olması karşısında Mufavvıza'nın grup içi konumunu göstermektedir.
Mufavvıza'ya Ait İtikatlar
1. Tefviz: Allame Meclisî, “tefviz” konusunda birkaç mana ortaya koymuştur. Bunların tümünü iki kısımda ele almak mümkündür: Birincisi, yaratma ve rızık verme işini İmama bırakma; ikincisi, din ve siyaset işini İmama bırakma. Bu ikisinden her biri de kendi içinde “mutlak” ve “mukayyed” olmak üzere iki kısma ayrılır. Özetle, bütün işlerde esas hâlik, sâni' ve şâri' Allah Teala'dır. Kur'an ayetleri pek çok yerde buna işaret etmektedir. İmamlar da (a.s) kendilerini bu anlamdan tefvizden beri görmüşlerdir.
Ama mukayyed manada tefviz, İmamların (a.s), Allah Teâla’dan bir şey istediklerinde Allah'ın bu isteğe icabet ederek bir şeyi onlar için gerçekleştirmesi anlamına gelir. Bu mevzu, Hazret-i Mehdi’nin (a.f) Şiilerin ihtilafına verdiği cevapta teyit edilmiştir. Allah, ecsamı yaratan ve rızımları taksim edendir. Ama İmamlar (a.s) Allah'tan ister, o da onlara icabet etmek ve onların hakkının büyük olduğunu göstermek için yaratır ve rızık verir.
Başka bir yerde Hazret (a.f), Mufavvıza'yı yalancı olarak nitelemiş ve şöyle buyurmuştur:
“Kalplerimiz, Allah'ın dilemesi için kaplardır. O dilerse biz de isteriz.”
Yani bizim irademiz Allah'ın iradesine tabidir. İşler üzerinde tasarrufta bulunuyorsak, bu, onun izni ve iradesiyledir. Dolayısıyla İmamların (a.s) mucize ve kerametleri de Allah'ın izniyle gerçekleşen şeyler oldukları şeklinde izah edilebilecektir. Nitekim İsa (a.s) Allah'ın izniyle körün gözünü açıyor ve ölüleri diriltiyordu. Ebu Basir'den bir rivayette İmam Bâkır (a.s), İmamın ölüleri diriltmek ve körlere şifa vermeye gücü yetip yetmediği konusunda şöyle buyurmaktadır:
“Evet, ama Allah Teâla’nın izniyle.”
Bu olayda Ebu Basir'in görmeyen gözlerine, onun talebi üzerine ilk haline dönecek şekilde şifa verdi.
Fakat Mufavvıza'nın söylediği bu rivayetlerin ötesine geçiyordu. Mufavvıza, Peygamber (s.a.a) ve İmamlar (a.s), Allah'ın yapması gereken bütün işleri yerine getirmektedir. Şu farkla ki, Allah'ın kudreti aslî, onların kudreti ise bağımlıdır. Şöyle diyorlardı: İnsanların rızkı, göğün ve yerin işleri İmamların (a.s) elindedir. Bu anlamda tefviz, yani tekvinî işlerde ilahî kudret elinin bağlı olması Şiilerin teyit ettiği görüş değildir ve bu akaid küfür sayılmaktadır. İmam Rıza (a.s), meşhur bir rivayette, İmamlar (a.s) için hakettiklerinden daha yüksek bir makama inananlardan hoşnutsuzluğunu dile getirmekte ve yaratma, rızık ve kulluğu Allah Teâla’ya mahsus kabul etmektedir.
2. Hilkat-i ezelle: Mufavvıza'ya ait itikatlardan bir diğeri de bedenlerin yaratılmasından önceki gölge yaratılışa inançtır. Bazı rivayetlerde geçtiğine göre İmamlar (a.s) yaratılıştan önce misal âleminde idiler. Mufaddal b. Ömer'in İmam Sâdık'tan (a.s) aktardığı bir rivayette bu konuya açıklık getirilmiştir. Başka bir rivayette şöyle beyan edilmiştir: Ehl-i Beyt (a.s) yaratılıştan önce nuranî gölgeler şeklindeydi. Şeyh Müfid, gölgelerin kadim oluşunu yanlış kabul eder ve âlemin sonradan yaratılmış olmasına aykırı bulur. Çünkü ezeli kadim, yalnızca bir olan Allah'tır. Ondan başka herşey hâdistir ve yaratılmıştır. Şeyh Müfid, İmamların (a.s) zâtının, beşerin babası Âdem'den önce yaratılmış olmasını sahih görmez. Ona ögre İmamların ruhlarının Âdem'e (a.s) önce yaratılması, bu büyük şahsiyetlerin yüce şan ve şereflerine fazla bir şey katmaz. Gölge ruhlar konusunda gelmiş haberlerin, lafızda farklı farklı ve manada birbirine uzak olduğunu belirtir ve onları gulatın uydurduğunu söyler. Örnek vermek gerekirse, gulat olmakla suçlanan Muhammed b. Sinan'a ait el-Eşbah ve'l-Ezelle kitabının adını zikreder ve şöyle yazar: “Bu kitabın ona ait olduğu doğruysa o, haktan sapmış biridir.” Yine, İmam Sâdık'ın (a.s) Mufaddal'a derslerini içeren Mufaddal b. Ömer'e ait el-Heft ve'l-Ezelle isimli kitabın, bir çeşit varlığın ve bazı dinî ilkelerin bâtınî izahı olduğuna işaret eder.
3. İmamın gayp ilminden mutlak haberdar oluşu: Çok sayıda rivayet, İmamın, gelecekte insanların başına gelecek olayları bildiğini teyit etmektedir. İmam Ali (a.s) Meysem Temmar'ın şehadetini günü ve saatiyle haber vermişti. Hatta dilinin kesileceğini bile öngörmüştü. Kâfî, Besâir ve İrşad'da bunu ispatlayan birçok rivayet vardır. Mesela Ravza-i Kâfî'nin rivayetinde İmam Bâkır (a.s) Karkisya hadisesini ve Kays'ın öldürüleceğini önceden bildirmektedir. Başka bir rivayette İmam Sâdık (a.s) bazen gelecekteki olayları bilmeyi İmamın insanlara hüccet oluşunun ihtiyacı olarak adlandırır.
Fakat sorulması gereken şudur ki, acaba önceden haber vermek gaybı bilmek manasına mı gelir? Gayp ilminin İmamlara (a.s) atfedilmesi caiz midir?