* On ikinci delil de; bazı sahabelerin dini hükümlere kayıtsız kalmaları ve hayatları boyunca Hz. Peygambere bir tek soru dahi sormayışlarıdır. Bu mesele tarih kitaplarında karşımıza sık sık çıkan konulardandır. İbn-i Abbas bir rivayetinde şöyle der:
"Allah Resulünün ashabından daha hayırlı bir topluluk görmedim; bu güne değin yalnızca on üç tane soru sordular ve onlar da Kuran'da geçiyordu. "Sana haram ayı, onda savaşmayı soruyorlar" "Sana kadınların adet halini de sorarlar"-
İbn-i Abbas'ın bu sözleri şu gerçeği önümüze seriyor; birçok sahabe şer'i konulara karşı oldukça ilgisizler ve hatta her hangi bir alakaları dahi yoktu. Halbuki Hz. Peygamberin o aziz varlığı onların arasındaydı; buna rağmen yine de altından daha değerli bu fırsatları değerlendirmemişler ve dini konuları öğrenmek için soru dahi sormaktan imtina etmişlerdir.
İbn-i Abbas'ın dediği gibi Sahabe Allah Resulünün (saa) o bereketli ömürleri boyunca yalnız ve yalnızca o Hazrete on üç tane soru sormuşlardır. Halbuki bu sorulan soruların cevapları Kur'an -ı Kerim'de zaten vardı.
Hal böyleyken nasıl olur da bu şahısların ümmet için önder olabilmesi düşünülebilir?
* On üçüncü delile gelince, Sahabe birçok yerde konuya dair bilgileri olmadıkları halde kendi görüşleri doğrultusunda bazen fetva vermişler ve bazen de görüş belirtmişlerdir. Meselenin aydınlığa kavuşması için bunlardan bazılarına kısaca değinmek istiyoruz:
1- Bir kısım sahabe, Hz. Peygamberin (saa) buyruklarının aksine fetva verip; kadınların ihramlı iken pabuç giymeleri haramdır demişlerdir.
2- Bazıları öpüşmenin abdesti bozduğu yönünde fetva vermişlerdir.
3- Bazıları, bir ölünün arkasından ağlamanın ona azap yaşatacağı şeklinde fetva verip görüş bildirmişlerdir.
4- Bir kısım Sahabe tüm ayların 29 gün çektiği yönünde fetva vermişlerdir.
5- Bazıları Muta Nikahının haram olduğunu şeklinde fetva vermişlerdir.
6- Zinaya bulaşan bir Sahabeye uygulanması gereken cezadan ortak bir kararla imtina etmişlerdir.
7- Cemel Savaşı arifesinde elli sahabeye bulundukları bölgenin 'Hav'eb' olmadığı yönünde şahitlik etmeye mecbur etmişlerdir ve bu da İslam içerisinde cereyan eden Sahabelerin ilk yalancı şahitlik hadisesi olarak tarihe geçmiştir.
8- Sahabenin önde gelen birkaç ismi, Hz. Peygamberin (saa) oldukça önem verdiği Müellefetü'l-kulûb yani gönülleri ısındırılanlara Beytülmaldan verilen ödeneğin kesilmesini onaylamışlardır.
9- Bazı büyük sahabeler, Allah Resulünün kesin emri olan Üsâme'nin ordusuna katılma fermanını görmezden gelip; Peygamber bizi nasıl olur da Üsâme b. Zeyd gibi genç birisinin emrine verir bahanesi ile orduya katılmamışlardır.
10- Bazıları abdest almak için su bulunmadığı takdirde; namazın terk edilebileceği yönünde fetva vermişlerdir.
11- Sahabenin önde gelen isimlerinden bazıları, Hz. Peygamberin 'Kim fatımayı incitirse beni incitmiş olur, beni inciten de Allah'ı incitmiştir.' sözünü duymalarına rağmen bu sözlere kulaklarını tıkamış ve Hz. Fatımayı üzüp, gazaplandırmış ve hatta evinin kapısını yakmışlardır.
12- Sahabenin önde gelenlerinden bazıları Fücâe es-Sülemi'yi elleri bağlı bir halde ateşe atmış ve diri diri yakmışlardır. Halbuki Fahri Kainat Efendimiz (saa) böyle bir şeyi kati suretle men etmişti.
13- Müslümanlarla beraber Hac farizasını yerine getiren Hz. Peygamberin kesilecek kurbandan sonra saçların tıraş edilmesi konusunda verdiği emre uymayan birçok sahabe çıkmıştı.
14- Sahabe arasında içki satmanın caiz olduğunu savunan kimseler vardı ve bu büyük günahı ısrarla işlemeye devam ediyorlardı. Bunu da kendi içtihatları(!) doğrultusunda yaptıklarını savunuyorlardı. Bu duruma karşında II. Halife Ömer İbn-i Hattab o kadar muzdarip olmuştu ki onlar hakkında şunu söylemişti: 'Allah o falan kimseyi içki sattığı için öldürsün.' Hatta Ümmü'l Müminin Aişe de onların yaptığı bu satışın Allah Resulü ile katıldıkları tüm Hac ve cihatlarını batıl ettiğini söyleyerek tenkit etmekle yetinmişlerdir.
15- Bazı sahabelerin dinden çıkıp, mürtet oldukları tarih sayfalarına yazılmıştır.
16- Bir kısım sahabe Kur'an-ı Kerim ile çok alakalı olmadıkları veyahut Arapça lafızların tam manalarına hakim olmadıkları için metaforik ve mecazi sorular karşısında anlamadıkları halde 'Bu konuda bizim farklı bir görüşümüz var; eğer doğru çıkarsa bu Allah'tandır lakin yanılırsak bu bizden ve Şeytan'dan kaynaklıdır.' demişlerdir.
Defalarca halkın soruları karşısında cevapsız kaldıkları olmuş ve bunların cevaplarını ise Ali ibn-i Ebu Tâlib'ten almışlardır. Hatta çokça: 'Eğer Ali olmasaydı, bizler helak olup giderdik.'
Sözün özü; Kur'an-ı Kerim ayetleri, Nebevi hadisler, tarih ve fıkıh kitapları "Asabım gökteki yıldızlar gibidir" hadisinin doğru olmadığı yönünde birer delil ve şahittir. Öte yandan az önceki kaynaklar, Allah Resulü ile sırf yan yana geldikleri için onları önder kılıp, takipçileri olmamızı da caiz bilmemektedir. Çünkü mülahaza ettiğiniz gibi sahabe arasında münafık, fasık ve suça bulaşmış kimseler vardır.