Hicap, çarşaf veya özel bir kıyafet giyme anlamında değil, Kuran’da örtünme anlamında fıtrî bir emir telakki edilmiştir. Araf suresi 20. ayette Âdem ve Havva hakkında şöyle buyrulmuştur: “Şeytan, onlara gizli kalmış olan avret yerlerini belirtip göstermek için ikisini de vesveselendirdi ve bu ağacın meyvesini yerseniz mutlaka iki melek haline gelir yahut da ebedi ömre kavuşursunuz, onun için Rabbiniz sizi nehyetti dedi.” Uzun lafın kısası, fıtrî özellikler olan hayâ ve utanmanın, örtünün ortaya çıkışı ve devamındaki rolü görmezden gelinerek zahirî başka bir sebep peşine düşülemez. Bu insanî özellik, insanın örtünmesinin temel felsefelerinden biri olmuştur. İnsanın sadece sıcaktan ve soğuktan korunmak için örtünmeye yöneldiği söylenemez. İslam şeriatı da örtüyü, bu özellik esasına dayanarak savunmuştur.
Bununla birlikte hayâ, bütün insanların fıtratında olan sabit bir esastır ki insanın ruhsal tarafına dönmektedir. Elbette halkın kendisinden hayâ ettiği ölçüler ve konular, onların kültür, düzen ve değerlerine tabidir. Neredeyse bütün fıtrî konular da böyledir; ölçüleri kültürlere tabidir. Ancak bununla beraber bu ölçüler, ilahi kanunlarla uyumlu olmalıdır. Mukaddes şeriatın fıtrî meselelerdeki konumunun kendisini gösterdiği ve fıtrata göre ölçüyü belirlediği yer burasıdır (Bankipurferd, 1383, s. 19)
Hicabın sınırları
İslam toplumdaki mümin fertlerin hepsine sınırları koruma emrini vermiştir ve bu konu hakkında kadın ile erkek arasında fark yoktur. Önce erkeklere bakmamalarını emrediyor, sonra kadınların vazifelerini açıklıyor. Nur suresinin 30. ayetinde ve 31. ayetin başında şöyle buyuruyor:
“İnananlara söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, bu, daha temiz bir harekettir size. Şüphe yok ki Allah, ne işlerseniz hepsinden de haberdardır. İnanan kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar ve açığa çıkanlardan, görünenlerden başka ziynetlerini göstermesinler ve örtülerini, göğüslerini örtecek bir tarzda omuzlarından aşağıya doğru salsınlar.” Bu ayetten, kadınların yüzleri ve bileğe kadar elleri dışında kalan bedenlerinin tamamını örtmelerinin vacip olduğu anlaşılıyor.
Yüzü ve bileğe kadar elleri istisna ettikten sonra şöyle buyuruyor: “Örtülerini, göğüslerini örtecek bir tarzda omuzlarından aşağıya doğru salsınlar.” Himarın çoğulu olan humuru tanımlarken, gerdanı örtecek magna veya başörtüsü denmiştir. Yani şapka veya fular gibi başka bir şeyle sadece başın ve yakanın örtülmesi Kuran’ın kastını karşılamamaktadır ve bu örtü yeterli değildir; himarın sınırları (ki yüz dışında başın ve gerdanın örtülmesidir) korunmalıdır.
Bu iki ayet –Ahzap suresinin 59. ve Nur suresinin 31. ayetleri- hicabın bir kısmını beyan etmektedir, tamamını değil; yani Kuran’ın tabirinden de cilbap ve himarın farklı olduğu anlaşılmaktadır. Cilbap, beden giysisidir ama himara asla beden giysisi denilmemektedir. Öyleyse cilbabın himardan daha genel olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte saçların, gerdanın ve göğsün örtülmesi vaciptir. Hatta kadının ziynetlerini göstermesi de haram kılınmıştır.
Bununla beraber Nur suresi 31. ayetin devamında bir gurup erkek istisna edilerek mahremler gösterilmiştir. Yani kadının ziynetlerine bakabilecek ve kadının, yanlarında ziynetlerini örtmek zorunda olmadığı bir gurup erkek tanıtılmıştır. “Kocalarından yahut babalarından yahut kocalarının babasından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut erkek kardeşlerinden yahut erkek kardeşlerinin oğullarından yahut kız kardeşlerinin oğullarından yahut Müslüman kadınlardan yahut kendi malları olan kölelerden yahut erkeklikten kesilmiş veya kudreti olmayan erkek hizmetçilerden yahut da henüz kadınların gizli hallerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başka erkeklere ziynetlerini göstermesinler.”
Özetle, kadının kocasına ve mahremlerine ziynetlerini göstermesinin sakıncasının olmadığı söylenebilir. Baba, oğul, kardeş, dayı, amca ve diğer mahremlerin yanında başını, gerdanını, kollarını, bilekten itibaren ayaklarını açık bırakabilir, örtmeyebilir.
Nur suresi 31. ayetin devamında şöyle buyruluyor: “Gizledikleri ziynetler bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar ve tövbe edin hepiniz Allah'a, ey inananlar da kurtulun, erin muradınıza.” Yanlarında ziynetleri örtmenin vacip olmadığı mahremlerin istisna edilmesinin ardından, ziynetlerin sesini duyurmamalarıyla ilgili takva meselesini öğütlüyor. Arap kadınları genellikle halhal takarlardı ve diğerleri pahalı ve çeşitli halhallar taktıklarını bilsinler diye ayaklarını sertçe yere vururlardı.
Bu ayetten toplumda hicabın türü ve sınırları anlaşılabilir. Şöyle ki erkeklerin, özellikle de hasta kalplilerin ilgisini çekebilecek her şeyden kaçınmak gerekir. Hakikatte, ne şekilde olursa olsun tahrik ve cezbetme men edilmiştir. Çünkü Kuran’ın deyimiyle hasta kalplileri tahrik ve cezbetme, kadınların kendi başına iş çıkarmakta, sorun yaratmaktadır. İş ve çalışma özgürlüğünü ondan almaktadır.