Diğer nokta şudur ki, ilahî vahyin, ulvi âlemden tertemiz nebevî kalbe hangi surette nüzul ediyorsa ümmet arasında da o şekilde zâhir olabilmesi ve nebinin kalbi olan vahyin nüzul mahallinin onu değiştirmemesi için nübüvvet rütbesi ve davet mansıbına göğüs genişliği ve farklılaşmış kalp gerekir. Sinen müşriklerin sözlerinden daralmış durumda ama davet için geniş göğüs gerekir. Öyleyse göğsündeki sıkışmayı gidermek üzere bize hamd ile tesbih et, secde edenler zümresinden ol ve göğsündeki daralmanın senden zail olması için hakikatin olan kendi ubudiyyetine rücu et. Zira secdede bize yaklaşırsın. O halde bizimle senin aranda boşluk bir yer kalmasın. Çünkü izzetimizin nurları başkasını yakar. Senden göğüs sıkışması giderildiğinde sana yakîn ve sükunet gelir. Çünkü göğsünün daralması sebebiyle sen, senden gitmiştin. Bunun nedeni, göğsün sıkışmasıyla yakînin cem halinde bulunamayacak olmasıdır. Burada Allah Teala, Mustafa’nın (s.a.a) ümmetinden evliyaya tenbih etmektedir ki, sizi bize ubudiyyet, secde ve ibadet için yarattık, ilahi tecellilerin mazharı ve sonsuz feyizlerin yeri kıldığımız kalbinizi de ilahi isimlerin uluhiyyet hazretinde cem olduğu suretimizin aynası yaptık. Öyleyse sizi ubudiyyetin hakikati icabınca onun sınırında durdurup ehadiyyetimizin cenab-ı kibriyasında bizi tesbih ve hamde, secde ve ibadete tıpkı izzetimiz ve ubudiyyetinizin iktiza ettirdiği gibi mukim kılar. Çünkü evliyaya, enbiya gibi, halkı ilzam lazım değildir. Zira Allah Teala enbiyaya, dinin ahkamını tesis, ism-i zâhir ve ism-i mübinin ahkamını ızhar için ruhsat vermiştir.
Bununla birlikte, cümle enbiyanın servesi Seyyidimize bak. Çünkü onun hakikati, hakikatlerin aslıdır. Cümle âlemlerin zâhiri olan bu âlemde hakkı ızharda gösterdiği azim o denlidir ki onun bisetiyle ve zuhuruyla zuhur ve ızhar işi kemâl bulmuştur. Hangi gerekçeyle ona “و سبّح بحمد ربّک و کن من السّاجدین و اعبد ربّک حتّی یأتیک الیقین” nazil oldu? Şu halde ehl-i irfanın sûretperestlerinden ve imkan âleminin nazarbazlarından olanlar, ubudiyyet sınırından tasarruf ve riyasete, marifeti ızhara, kerameti ızhara ve harikuladeye yöneldiler. Öyleyse onlar, halk ve kesrete iltifat, riyaset ve izzete teveccüh miktarınca izzet hazretinin takarrüb rütbesinden aşağı düşecek ve halka karışma rütbesinde göğüs daralması ve ferahlama yoksunu olacaktır. Ve billahi’t-tevfik.
Bil ki Allah Teala’nın “حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِين” kavli her ne kadar “و اعبد ربّک” kavli için gayenin nihayeti olmak ve ibadete illet olmak için kâfiyse de, çünkü tam ibadet yakîne yol açacaktır, velakin “و اعبد ربّک”nin “و سبّح” kavline atıf olması, atf-ı âmm ale’l-hâs kabilindendir ve “یأتیک الیقین” kavlinin illet cümlesi olması daha kapsayıcı ve daha uygundur. Çünkü Hakka hamd, O’nu tesbih ve O’na secde olan birinci şık hususi namazdır. Namaz ise Hakkın huzuru ve şühuduyla mevzudur.
Hakka ibadet olan ikinci şık ise her ne kadar tesbih ve secdeden sonra zikredilmesi cihetiyle ibadetten murad, onu tekid eden namazdaki ibadete, namazdaki hamd ve secdeden murad da hakka ibadete delalet ediyorsa da ibadet lafzı âmmdır, namazı ve başka şeyleri de kapsamaktadır. O halde Rabbi tesbih, ona hamd, secde ve ibadet, topluca, keşif ve yakînin birincisinin neticesi olduğunu göstermektedir.
Kaynaklar
Ahmed Nigerî, Abdunnebi b. Abdurrasül, (hicri 1390), Câmiu’l-Ulûm fi Istılâhâti’l-Fünûn el-Mukalleb bi-Destûri’l-Ulema, Beyrut: Müessesetu’l-A’lami, 2. baskı.
Bağdadî, İsmail Başa, (hicri 1402), Hediyyetu’l-Ârifîn, Beyrut: Daru’l-Fikr.
Câmî, Abdurrahman, (hicri şemsi 1370), Nefehâtu’l-Üns min Hadarati’l-Kuds, derleyen: Mahmud Âbidî, Tahran: İntişârât-i Ittılâât.
Corbin, Henry, (hicri şemsi 1373), Tarih-i Felsefe-i İslamî, tercüme: Cevad Tabâtabâî, Tahran: Kevir-Encümen-i İranşinâsi-yi Franse.
Cüneyd Şirazî, Muinuddin Ebu’l-Kasım, (hicri şemsi 1328), Şeddu’l-İzar fi Hatti’l-Evzar an Zevvari’l-Mezar, derleyen: Allame Muhammed Kazvinî ve Abbas İkbal.
Dehhoda, Ali Ekber, (hicri şemsi 1345), Logatnâme, derleyen: Muhammed Muin ve Seyyid Cafer Şehidî, Tahran: Tahran Üniversitesi, yakîn maddesi.
Ezherî, Ebu Mansur Muhammed b. Ahmed, Tehzibu’l-Luga, derleyen: Abdusselam Hârun ve Muhammed Ali el-Neccar, el-Dâru’l-Mısriyye li’t-Te’lif ve’n-Neşr.
Ferâhidî, Ebu Abdurrahman Halil b. Ahmed, (hicri 1410), Kitabu’l-Ayn, derleyen: Mehdi el-Mahzûmî ve İbrahim el-Semarrâî, Dâru’l-Hicre.
Firuzâbâdî, Mecduddin Muhammed b. Yakub, el-Kâmusu’l-Muhit, Beyrut: Dâru’l-Ceyl.
Hacı Halife, (hicri 1402), Keşfu’z-Zünûn, Beyrut: Dâru’l-Fikr.
Hancic, Muhammed, (hicri 1349), el-Cevheru’l-Esna fi Teracimi Ulema ve Şuarai Bosna, Mısır: el-Matbaatu’l-Allamiyye.
İbn Manzur, Ebu’l-Fazl Cemaluddin Muhammed b. Mükerrem, (hicri 1412), Lisanu’l-Arab, Beyrut: Daru Sâdır.
Kâfî, Hasan, (1389), Usülü’l-Hukm fi Nizâmi’l-Âlem, tahkik: Ali Ekber Ziyâî, Tahran: Miras-i Mektub.
Lahmi İskenderî, Sediduddin Abdulmu’ti b. Ebi el-Senâî, (1954), Şerhu’l-Menâzili’s-Sâirîn, derleyen: S. de Laugier de Beaurecueil Bosnjaci I Hercegovci u Islamskoj Knjizevnosti, Sarajevo, 1986.