Binaenaleyh itibarî adalet tabiatla uyum içinde olduğundan dolayı itibarî anlamda da güzel ve değerlidir. (Aynı: 331; Aynı: 478).
İtibarî adaletin güzelliğinin kaynağına dair şu şekilde de istidlal edilebilir:
(1) İtibarî adalet, tüm insanların deruni isteklerine erişmeleri, yani saadet ve kemale ulaşmaları için ortaya konan çabadır;
(2) Saadet ve kemale ulaştırma istikametinde olan her şey güzeldir. O halde itibarî adalet güzeldir. Her ne kadar bu çaba birçok olumlu çaba gibi istenen sonuca belki de ulaşmayacaktır.
b) İtibarî Adaletin Itlak veya Göreceliği
Adaletin güzel olduğu konusunda aralarında ihtilaf olan iki kişi dahi bulunmaz. İnsanların ihtilafı adaletin mısdaklarındadır ki bu da onların yaşam tarzı ile alakalıdır. (Aynı: 331; Aynı: 478). Binaenaleyh buradaki ihtilaflar da aynen hüsün ve kubuh meselesindeki ihtilaf gibi tamamen mısdaklardadır. Hüsün ve kubhu itibarînin göreceliği hakkında yaptığımız açıklama, itibarî adaletin göreceliğini de açıklamaktadır. İnsanlar muhtelif eğitim, ortam ve kültürlere sahip oldukları için doğal olarak saadet ve kemal konusunda, yaşam tarzı ve onları istedikleri saadet ve kemale ulaştıracak fiiller hakkında farklı görüşler ve eğilimlere sahiptirler. Dolayısıyla “her insan kendi zevk ve karihasına göre bir fiili, kendisinin kemal ve saadeti veya onu kemal ve saadete ulaştıracak bir amil zannedebilir.” (Tabatabai, 1362: 135) Bu yüzden çeşitli insanlar hatta bazen bir şahıs farklı zaman ve koşullarda birbirinden farklı ve birbiriyle çelişen fiillere; iyilik, adalet ve diğer değer ifade edici kavramları itibar (farz) edebilir. Esasen “itibar (farz) etmede” kişisel çıkarlar, temayüller ve görüşler etkin olduğu için görecelik de vardır ama itibar (farz) edilen şey; zatî iyilikten, zatî adaletten ve … başka bir şey değildir.
Sonuç
İslami düşünürler arasında sosyal adalet babında teorileştirmeye yönelik çalışmaların bulunmadığı bir durumda Allame’nin adalet nazariyesi büyük bir ganimettir. O, her ne kadar adalet konusunda Kur’an-i görüşlere kifayet ölçüsünde teveccühte bulunmuş olsa da adalet babındaki teorisi şu avantaja sahiptir ki epistemolojik, antropolojik ve sosyolojik felsefi temeller ve analizlere dayanmaktadır. Onun teorisi ile İslam dünyasındaki meşhur görüşler arasındaki tartışmalı farklılıklardan bazıları şunlardır:
Saf, yenilikçi ve özgür düşünen felsefi düşünce; meşhur görüşlerin inhisarını kırmak ve aynı şekilde dini olması kesin olmadığı halde dini telakki edilen şeylerin inhisarını kırmak. Bu görüş, dini ilimlere hâkim olmayı gerektirmekle birlikte şecaat ve cesaret ister. Allame bize şunu öğretmektedir: İnsan dini düşüncelere bağlı olduğu halde felsefi düşünce yönteminden de faydalanarak durgunluğun sınırlarını aşabilir; böylece felsefi, kelamî ve dinî tartışmalara yeni imkânlar sağlayabilir. Binaenaleyh Allame’nin analizleri; “insan doğası itibarı ile medenidir” ve “insan fıtrî olarak adalete meyillidir” düşüncesini, en azından İslami düşünürler nezdinde meşhur olan tefsirini zora sokmaktadır. Onun bu iki alandaki görüşleri İslami adalet araştırmalarına yeni ufuklar açabilir, İslam âlemindeki adalet araştırmasının şiddetle ihtiyaç duyduğu yepyeni ve geniş meydanlar oluşturabilir.
Allame nezdinde adaletin dini ve felsefi açıdan çok değerli bir yeri vardır. Onun bakış açısına göre en önemli Kur’anî emirlerden biri saadetli bir topluma sahip olmak için sosyal adalet emridir. Onun insan ve toplum hakkındaki felsefi analizi esasına göre bitmek tükenmek bilmeyen yok edici çatışma ve kargaşayı medeni ortaklık ve huzura dönüştürecek tek şey, insanların adalete boyun eğmeleridir. Şöyle ki insanların hem kendileri adaleti sağlamalı, hem de diğerlerinin ve toplumun adaletli davranışlarını kabullenmelidirler. Allame, adil bir toplum olmadan insanın saadete ulaşmasının çok zor olduğunu düşünmektedir. Adalet, Âdemoğlunun asi doğasını kontrol etmek için güçlü ve etkili bir dizgindir. Allame adalet hakkında kendi görüşünü ortaya koyarken açıkça kapsayıcı bir adalet nazariyesinden beklenen temeller ve bazı mihverlere değinmiştir. Elbette ilmi çalışmalarla şu da aşikâr edilmelidir ki acaba Allame’nin açıkça ifade ettiği temeller ve mihverlerin yanı sıra onun adalet konusuyla bir şekilde ilintisi bulunan diğer bahislerinden açıkça dile getirmediği ama adalet araştırması bahsinde incelenmesi zaruri olan bazı görüşleri istinbat/elde etmek mümkün müdür?
Kütüphane
1. İbrahimi Deynani, Gulamhüseyn (1389), Kavaid-i Kulliyi Felsefi der Felsefeyi İslami, c.2, Tehran: Pejuheşgahi Ulumi İnsani ve Mutaliaati Ferhengi, Beşinci Baskı.
2. Dad, Sima (1383), Ferhengi Istılahati Edebi, Tehran: Morvarid, İkinci Baskı (Yeni Baskı).
3. Şirvani, Ali (1384), Tercüme ve Şerhi Nihayetul Hikme, c.3, Kum: Bustanı Kitap, Altıncı Baskı.
4. Tabatabai, Seyyid Muhammed Hüseyin (Bita), Usuli Felsefe, Kum, Defteri İntişarati İslami.
5.------------- (1362), Risale-i İtibariyat, Dur: Resail-i Seb’a, Kum, Burgai.