1. Zatî Adaletin Güzel ve Değerli Oluşunun Kaynağı ve Sebebi
Allame’nin “ان الله یامر بالعدل والاحسان و ایتاء ذی القربی” (Nahl 90) ayeti hakkındaki tefsirine göre adaletin güzel oluşu iki burhana dayanmaktadır: Biri zatî adalet, diğeri ise itibarî adalet hakkında olan bu iki burhanı kendi yerinde getireceğiz. Ona göre insanın bireyselliği her şeyden önemlidir. Fakat şahsın saadeti onun yaşadığı liyakatli bir topluma bağlıdır. Bozuk bir camiada bireyin saadet ve kurtuluşa ulaşması çok zordur.
Allame’nin birinci istidlali şu esas üzerine kurulmuştur:
(1) Bireyin saadeti toplumun salahına/düzgün oluşuna bağlıdır;
(2) Toplumun salahı için bağlı olduğu en önemli şey ise (sosyal) adalettir;
Binaenaleyh bireyin saadeti adalete bağlıdır. (Tabatabai, 1417, c.12: 330; Musevi Hemedani, 1374, c.12: 476).
Bu istidlale (adalet bireyin saadetinin amillerindendir) şunu ekliyoruz: Bireyin saadetine sebep olan şey iyi ve güzeldir, o halde içtimaî/sosyal adalet güzeldir. (Aynı kaynak, c.1: 380; aynı, c.1: 571). Böylece şu neticeye varıyoruz: Adalet, özellikle de sosyal adalet, insan saadetinin gereksinimi olduğu için zatı itibarıyla değerli ve güzeldir.
Burada dikkate şayan bir nükte vardır, o da şudur: Allame’nin Usulü Felsefe’de getirdiği insanın, istihdam/yararlanma huyu vasıtasıyla adaleti riayet ve uygulamanın gerekliliğine ulaştığına dair getirdiği analiz, gerçekte insanın zatî adaletin değerini nasıl idrak ettiğine dair bir analizdir. İnsan toplumda şahsi çıkarları ve yararlarına ulaşmak için kendisini adaleti riayete, adaleti kabule ve adalete boyun eğmeye mecbur görür. Binaenaleyh Allame bu analizde adaletin değerini açıklama sadedinde değil ki şu eleştiri getirilsin: “Demek ki adaletin zatî değeri yoktur ve onun hüsnü/güzelliği, sırf insanın zorunluluğunun mahsulüdür.” Allame’nin tahliline göre zorunluluk, adaletin zatî değerinin anlaşılmasına sebep olan bir etken ve geçittir; insanı adaleti sağlamaya ve sosyal adaleti kabule iter. Buradan adaletin güzelliğinin zorunluluktan başka bir temeli olmadığı sonucu çıkmaz. Nitekim insanların çoğunlukla karşılaştıkları şöyle bir gerçek vardır: Onlar çok zor durumlarda ve tabir yerindeyse bıçak kemiğe dayandığında, tüm çareler tükendiğinde Allah’ın varlığı ve O’nun değerini kavramakta, O’na yönelmekte, velayetine teslim olmakta ve O’na ibadet etmektedirler. Ama bu, Allah’ın; insanın zorunluluğu dışında hiçbir hakikat ve değeri olmadığı anlamına gelmez.
2. Zatî Adaletin Güzel Oluşunun Itlak Veya Göreceliği
Bir: Daha önce şu neticeye vardık ki adalet zatında değerli ve güzeldir. Hüsün ve kubuh bahsinde de hüsün ve kubhun zatında mutlak ve değişken olmadığı sabit oldu. Binaenaleyh zatî hüsnün/iyiliğin mısdakı olan zatî adaletin değeri, iyi oluşu ve istenilirliği mutlaktır.
İki: Aynı şekilde adaletin de zatî değeri vardır; zira insanın saadeti için gereklidir. İnsan daima ve her koşulda kendi saadetini ister. O halde adalet daima ve her koşulda güzeldir, değeri sürekli ve mutlaktır. Allame şuna inanmaktadır ki insanların arasında adaletin güzel olduğu hususunda hiçbir ihtilaf yoktur. (Aynı, c.12: 331; aynı, c.12: 478). Konunun devamında şu soruyu ele alıyoruz: O halde ihtilaflar nereden kaynaklanıyor?
Üç: Allame’nin adalet hakkındaki tanımı (işler arasında müsavat ve muvazene) ve onun özellikle sosyal adalete ilişkin tanımı; mesela “hak olan bir şeye iman etmek”, “saadete sebep olan işi yapmak ve mutsuzluğa yol açan işi terk etmek”, “herkesin layığı olduğu yerde olması” hepsi somut ve gerçek konulara matuftur. Binaenaleyh bu tanımlara mutabık olan adalet kavramı, genel anlamda itibarî olup mâkûli saniyi felsefidir; somut bir vakadır ve dış âleme matuftur, dar anlamda itibarî (salt itibarî) değildir. Dolayısıyla onu işler ve fiillerin derununda gizli olan adalet şeklinde tanımlamak mümkündür. Bu tanımların gerçeğe matuf olması şu açıdandır ki işler arasındaki müsavat ve denge somut bir şeydir; onlar arasında rastgele bir itibar (varsayım) dengeyi sağlayamaz. Ayrıca her fiil insanın saadetiyle muvafık değildir. Aksine bir fiilin saadet veya şekavet vesilesi olması bizzat fiilin kendisine bağlıdır. Hakeza insanların layık oldukları gerçek konumları ve liyakatleri, herkesin gerçek özellikleri ve yeteneklerine bağlıdır, sırf başkalarının veya şahsın isteği, zihniyeti ve itibar etmesine değil. Binaenaleyh Allame’nin adalet hakkındaki tanımlaması da adaletin değerinin mutlak ve zatî olduğuna delalet etmektedir.
İtibarî Adalet
a) İtibarî Adaletin İyi ve Değerli Oluşunun Kaynağı ve Nedeni
Şimdi Allame’nin, Nahl suresi 90. ayetin tefsirine dair sözünden anlaşılan ikinci burhanına değineceğiz. Daha evvel de itibarî adaletin tanımında beyan edildi ki bir fiilin tabiata uyumlu olması itibarî adaletin ölçütüdür. Bu nükte dikkate alındığında Allame’nin sonraki istidlalini şu şekilde yazabiliriz:
(1) Adalet nefse (tabiata) uyumludur;
(2) Tabiata uyumlu olan ve nefsin temayülü olan şey itibarî anlamda güzeldir;
O halde adalet itibarî anlamda güzeldir.