adalet allame

04 December 2025 47 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 12

Değer kavramlarından söz ederken karşımıza çıkan önemli konulardan biri, bunların hüsn- kubuh/iyilik ve kötülük konusuyla ne şekilde irtibatı olduğu hususudur. Dolayısıyla Allame’nin sosyal adalet nazariyesinde iyiliğin kaynağı ve adaletin değerinin yanı sıra onun ıtlak veya göreceliği incelenmelidir. Bu yüzden bahsimizin devamında Allame Tabatabai’nin hüsn-ü kubuh/iyilik ve kötülük hakkındaki görüşünü sunacağız; böylece onun sosyal adalet görüşünün incelenmesi için gerekli altyapıyı oluşturacağız.

a) Hüsün ve Kubuhun/İyilik ve Kötülüğün Bölümleri

Allame Tabatabai hüsnü/iyiliği iki kısma ayırmıştır: “Haddizâtında bir fiile sıfat olan iyilik ve ortaya çıkan bir fiilin lazım ve ondan geri kalmayan sıfatı olan iyilik” (Aynı kaynak: 317) Birinci hüsün/iyilik fiilin zâti sıfatı olup onun tabiatından kaynaklanır. İkincisi, fiilin güzelliği olup ortaya çıkış merhalesinde ve amel makamındadır. Tabir yerindeyse salt itibarî iyiliktir. Her fiil zatında iyi veya kötüdür. Bununla birlikte her fiil – hatta kötü fiil olsa bile – onu işleyen şahıs tarafından iyi olduğuna inanılır ve güzelliği itibar (farz) edilir. Binaenaleyh hüsün ve kubuh (iyilik ve kötülük), (haddizatında) zati ve (ortaya çıkış merhalesinde) itibarî olmak üzere iki kısma ayrılır.

b) Hüsün ve Kubhun (İyilik ve Kötülük) Tanımı

Hüsün ve Kubhu Zati

Allame’nin görüşüne göre topluluk oluşturmadaki hedef insan türünün saadetidir. O, hüsün ve kubhun bu esasa göre tanımlanması gerektiğine inanır. Yani insanı saadete ulaştıracak her şey güzeldir, bu hedefe zarar verecek ve bedbahtlığa sebep olacak her şey ise çirkindir. (Tabatabai, 1417, c.1: 380; Musevi Hemedani, 1374, c.1: 571). Mâkûl-i sâni-yi felsefi babında itibarî algılar hakkında yaptığımız üç tanımın sonunda ifade ettiğimiz nükte esasına binaen “hüsün ve kubuh/iyilik ve kötülük”, mâkûl-i sâni-yi felsefi türündendir. Zira (insan ve topluma ait) saadet/mutluluk ve şekavet/mutsuzluk – ki burada güzellik ve çirkinliğin tanımına mihenk taşı olmuştur – tamamen insana ve onun zihnindeki itibara (tasavvura) bağlı değildir. Tam aksine bunlar gerçek mefhumlardan olup insandan bağımsızdırlar. Bunun göstergesi şudur ki saadete ulaşmak ve şekavetten uzaklaşmak her fiille ve her türlü davranışla uyuşmamaktadır. (Aynı kaynak).

Hüsün ve Kubhu İtibarî/Farazî İyilik ve Kötülük

Allame, hüsün ve kubh-u itibarînin tahlilinde şöyle der: Biz, doğal olaylar ve özelliklerden (kokular, renkler, tatlar ve …) birçoğunu severiz ve güzel görürüz; birçoğundan da nefret ederiz ve kötü sayarız. Binaenaleyh iyilik ve kötülük doğal bir özelliktir; ölçü bu özelliğin akılla muvafakat etmesi veya etmemesidir. Allame, doğal özellikler ve keyfiyetlerdeki iyilik ve kötülük bahsinin ardından fiillerdeki iyilik ve kötülüğe değiniyor. Doğal keyfiyetlerde iyilik ve kötülüğün kriteri, her keyfiyetin ona özgü idrak edici mekanizmayla uyuşması veya uyuşmaması olduğu gibi fiillerdeki iyilik ve kötülüğün de ölçütü bir fiilin, onunla ilgili fiili gücün muktezasıyla uyum içinde olması veya olmamasıdır. (Tabatabai, Bita:317) Dolayısıyla hüsün ve kubhu itibarî/farazi iyilik ve kötülük; “tabiatla uyuşmak veya uyuşmazlık” anlamına gelir.

Daha önce de işaret edildiği gibi her fiil, haddizatında iyi veya kötüdür. Fakat amel aşamasında insan, her fiili – her ne kadar zatında kötü olsa da – iyi telakki (itibar) ederek yapar. Aynı şekilde her terk etme (yapmama) durumu, fiili yapmanın kötü addedilmesi anlamına gelir. Bu telakkideki ölçüt, “fiilin tabiatla uyumu veya uyuşmazlığıdır”. Buna göre insan bir işi iyi sayar ve yapar ya da kötü görür ve terk eder. Binaenaleyh hüsün ve kubhun; “tabiatla uyum veya uyuşmazlık” olarak tanımlanması, “saadet veya şekavet/mutsuzluk sebebi” şeklinde tanımlanmasından başka bir tanım değildir. Aslında gerçek maksat, insanın eşya hakkında zatî iyilik veya kötülük telakkisini dayandıracağı ölçüyü zikretmektir.

c) Hüsün ve Kubhun Itlak veya Göreceliği

1- Hüsün ve Kubhu Zatinin Itlak ve Göreceliği

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar