Daha evvel de ifade ettiğimiz gibi “Usulu Felsefe”de itibarî algılardan söz etmemizin sebebi bilginin sabit ve değişken oluşundan dolayıdır. Sabitlik ve değişkenlik meselesi, bilgi (nazarî hikmet) üzerinde ele alındığı gibi değer (amelî hikmet) mevzusunda da kendini göstermektedir. Bazılarına göre ahlaki/etik değerler ve değersizlikler (hüsün ve kubuh); zaman, mekân, kültürel koşullar, coğrafi şartlar ve benzeri durumlara göre değişkendir. Ahlak felsefesinde bu görüşe “kültürel görecelik” (cultural relativism), bazen de “etik görecelik” (ethical relativism) denilir. Buna göre toplum tarafından kabul görmüş şey iyi sayılır. (Glancer, 1392: 41 ve 334). Allame “itibarî kavramlar” bahsini burada da açarak şunu belirtiyor ki itibarî kavramlardaki değişim; bizim yapıp karar verdiğimiz bir değişimdir, değer kavramlarının zatındaki bir değişim değil. Yani değişen; hüsün ve kubhu itibarîdir, hüsün ve kubhu zati değil. İtibar; bir kavramın mısdaka tatbikidir. Hüsün ve kubuhtaki ihtilaf, tatbiklerde ortaya çıkan ihtilaftır. Dolayısıyla buradaki ihtilaf suğravidir; yani mısdakın teşhisi ve tatbikinde meydana gelen bir ihtilaftır, kubravi ve kavramsal değildir. (Tabatabai, 1417, c.1:381; Musevi Hemedani, 1374, c.1, s.572; Tabatabai, 1362: 135). Allame, hüsün ve kubhun (zati) ıtlağını ispat için şu istidlalde bulunuyor:
1- Topluluğun hedefi beşer türünün saadetidir;
2- Bu hedefle uyumlu olan her şey iyidir, bununla uyuşmayan her şey kötüdür;
3- Saadet her türlü fiil ve davranışla uyuşmaz. Aksine daima birtakım fiiller vardır ki onları yapmak insanı saadete ulaştırır ve netice itibarıyla bunlar iyidirler. Birtakım fiiller vardır ki onları yapmak şekavete/mutsuzluğa yol açar ve netice olarak bunlar kötüdürler.
Eğer böyle olmasaydı; o zaman beşerin ve toplumun saadetiyle uyuşmayan hiçbir fiil olmaması gerekirdi; hâlbuki vardır ve hiç kimse bunun aksini düşünmemektedir. Şu halde her türlü şartlar altında ve her toplumda hüsün ve kubuh (iyilik ve kötülük) söz konusudur. Neticede iyilik ve kötülük mutlak ve daimi şekilde mevcuttur.
2- Hüsün ve Kubhu İtibarînin Itlak ve Göreceliği
Allame Tabatabai’ye göre bir toplumda fazilet addedilen şeyin başka bir toplumda rezalet sayılması, toplum hükmünden kaynaklı bir ihtilaf değildir. Yani bir topluluk faziletlere tabi olmayı gerekli sayarken başka bir topluluğun aynı faziletlere tabi olmayı gereksiz ve lüzumsuz görmesi söz konusu değildir. Aksine buradaki ihtilaf mısdakın teşhisi ve hükmün ona tatbiki üzerindedir. Başka bir ifadeyle ihtilaf hüsün ve kubhu zati üzerinde değil, bilakis hüsün ve kubhu zatinin mısdak üzerindeki itibarındadır. Allame toplumların; adalet, iffet, hayâ, kanaat, tevazu ve diğer ahlaki sıfatlar üzerindeki ihtilafını, mısdaklardan kaynaklanan bir ihtilaf olarak görmektedir, bu sıfatların fazileti ve güzelliğinden kaynaklı bir ihtilaf değil. (Tabatabai, 1417, c.1: 381; Musevi Hemedani, c.1: 572-573).
Allame’nin faziletler konusundaki ihtilafın mısdakla ilgili olup hükümden kaynaklanmadığına dair istidlali şudur: Bu faziletler aslında tüm toplumlarda ve bütün kavimlerde kabullenilmiş bir husustur. Örnek verilecek olursa mesela; herkes hâkim ve yargıcın iffetli şekilde verdiği hükmü över, bağımsızlığı savunur, medeniyet ve kutsallardan övgüyle söz eder, bir kişinin yasal haklarıyla yetinmesini beğenirler ve toplumun önderleri karşısındaki tevazudan hoşlanırlar (Tabatabai, 1417, c.1: 381). Görüldüğü gibi bu ahlaki faziletler özünde tüm beşeri toplumlarda iyi sayılmaktadır. Binaenaleyh ihtilaflar mısdaklara ilişkindir.
Allame’nin görüşüne göre insanların yaşadıkları coğrafi ortam ve yaşam tarzları birtakım özel gereksinimleri icap eder ki bu değişkenliğin neticesinde her bölgenin akil insanları nezdinde bazı özel ve birbirinden farklı gelenek-görenekler, normlar ve kültürler ortaya çıkar. Bu da yerine göre bazen bir fiilin, bir bölgede iyi sayılırken başka bir mıntıkada kötü karşılanmasına sebep olabilir. Bu şundan dolayıdır ki bir fiil bir numaralı bölgede, yaşam ortamı ve kültürel gereksinimlerle mütenasip olup tabiata uygun; kemal ve saadete ulaşmada lazım sayılırken iki numaralı ortamda onu terk etmede bu özelliklerin olduğu varsayılmaktadır. (Aynı, 1362: 137-140).
3- Sosyal Adalet Görüşü