ahlak

04 December 2025 51 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 12

Kur’an’ın önerdiği ahlak anlayışının bu konudaki diğer bütün yaklaşımlardan ayrıldığı temel nokta onun “mutlak iyi” ve “ahlakî değer”in merkezine Allah’ı koymasıdır. Kur’an’a göre “iyi”ye ilişkin mutlak bilgi Allah’ın bilgisidir. Bu, insanın kendi başına “iyi”nin ne olduğunu asla bilemeyeceği anlamına gelmemekle birlikte bu konuda mutlak bir bilgiye sahip olmaması sebebiyle insanın yanılabileceğini ifade etmektedir. Nitekim Kur’an’da “…Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz ise bilemezsiniz” (Bakara, 2/216) denilmek suretiyle insanın kendisi için iyi olan bir şeyi istemeyeceği gibi, kötü olan bir şeyi de sevebileceği açıkça ifade edilmektedir. Dolayısıyla, gerçek anlamda neyin iyi ve neyin kötü olduğunu belirleme hususunda insanlar vahyin rehberliğine muhtaçtır.

Kur’an, içerdiği ahlakî esaslar yönünden incelendiğinde, insanları hidayete sevk eden ve mutluluğu engelleyen davranışlardan kaçınmayı emreden ibarelere sıkça rastlanmaktadır. Bu ayetler Kur’an’ın ahlakı güzelleştirme amacına hizmet etmektedirler. Vahyin, ahlakî yaşayışta kaynak olduğu pek çok ayetten anlaşılabilmektedir. Bu ayetlerde Kur’an’dan, hükümlerine uyulması gereken, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaran, kötülüklerden sakındıran, hidayet, rahmet, şifa ve en doğru yolu gösteren bir kitap olarak bahsedilmektedir.

Kur’an’da ideal müminin bazı ahlakî özellikleri; Allah’tan korkan, sözünde duran, yeminin bozmayan, yapılan her türlü iyilik ve kötülüğün hesabının sorulacağına inanan, her şartta ahlakî tebliğine devam eden, Kur’an’a uyarak Allah’ın rızasına eren, akrabalarına, yoksullara, yetimlere, borçlulara ve kölelere yardım eden, affeden, kendine yapılan kötülüğü en güzel bir şekilde önleyip, düşmanını bile kendine dost yapan, insanların yaptıkları zulüm ve kötülüklerden dolayı üzüntü duyan, zandan, kusur araştırmaktan ve kişileri arkasından çekiştirmekten kaçınan, namus ve iffetini koruyan şeklinde tanımlanmıştır.

1.3. Ahlakın Kaynağı Olarak Sünnet

İslam dininin ahlakî prensiplerinin teorik kaynağı Kur’an ayetleri olmakla birlikte pratik kaynağı sünnettir. Müslümanlar İslam ahlakının teorik yönünü Kur’an ayetlerinden, pratikte uygulanmasını ise Hz. Peygamber’in tutum ve davranışlarını gözlemleyerek öğrenmişlerdir. Zaten dinî ve ahlakî kuralların insanlara aktarılmasında bir insanın ya da toplumun onlara örnek olarak gösterilmesi kuralların sözlü olarak bildirilmesinden daha etkili bir yöntemdir. Allah resulünün ahlakı hakkındaki soruya Hz. Âişe tarafından verilen “Siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kur’an’dı” şeklindeki cevap bu gerçeğe işaret etmektedir.

Kur’an, değişik ayetlerde Hz Muhammed’in yüksek derecesi ve fazileti anlatılarak insanların ahlak yönünden onu kendilerine rehber edinmeleri istenmiştir.

“Allah’a ve Peygamber’e itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.” (Âl-i İmrân, 3/132)

“Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse gerçekten büyük bir kazanç elde eder.” (Ahzâb 33/71)

Bu ve benzeri ayetlerde Allah’a itaat ile Peygamber’e itaatin birlikte zikredilmesi bu açıdan önemlidir.

Hz. Peygamber, Kur’an’da Allah’ın kitabını insanlara okuyup öğreterek onları sapıklıktan kurtaran kişi olarak tanımlanır. Kişiler arasında meydana gelebilecek anlaşmazlıklarda müracaat edilecek makam olarak Allah ile birlikte O’nun elçisi gösterilmektedir. Bu tür anlaşmazlıklar sonucunda Hz. Peygamberin hükmünün herhangi bir tereddüt hissetmeden kabul edilmesi istenir. Allah ve Peygamber’in hükmünü tanımamak ve emrinden uzaklaşmak hem dünyada hem de ahirette hüsrana sebep olur.

1.4. Ahlakın Kaynağı Olarak Sahabe

İslam’ın, cahiliye dönemindeki ahlakî değerleri hiçbir ayırım gözetmeden reddettiğini düşünmek, bir yandan cahiliyeye haksızlık iken diğer yandan İslam’ı yanlış tanımanın bir göstergesi olmaktadır. Çünkü Kur’anî görüş ile eski Arap dünya görüşü arasında bariz farklar olduğu kadar, özellikle ahlakî nitelikler konusunda gözle görülür bir süreklilik de bulunmaktadır. Nitekim cahiliyenin bazı ahlakî prensipleri Kur’an’da İslam giysisi içinde karşımıza çıkmaktadır.

İslam dininin en güzel yılları hiç şüphesiz ki, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in, “Asırların en hayırlısı benim asrımdır.” buyurduğu “Asr-ı Saadet” dönemidir. Kâinat, Risalet nuruyla aydınlanmış, Efendimiz (s.a.v.) ve O’nun güzide ashabı, o ulvi ve kutsi zamanın en kıymetli ziynetleri olmuş ve insan neslinin ulaşabileceği en son seviyeye nail olmuşlardır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar