Hz. Peygamber Arap toplumunun önceden sahip olduğu örf ve adetleri ne tamamen terk etmiş, ne de tamamen almıştır. Bu konuda mutlak kabul ve ret şeklinde bir yol izlemek yerine İslam’ın prensiplerine uygun olanların İslam döneminde devam etmelerine izin vermiş, uygun olmayanların ise terk edilmelerini istemiştir. İslam dininin örf, adet ve gelenekler karşısındaki tavrı, dinin genel prensiplerine uygunluğuna, ahlakî ve insani bakımdan taşıdıkları değere bağlı olmuştur. Hz. Peygamber'in insanlar arasında iyi bir çığır açan ve bu suretle güzel bir eylemin ortaya çıkmasına önderlik eden kimsenin o yoldan gidenlerin sevabınca sevap kazanacağını, aynı şekilde kötü bir uygulamanın ortaya çıkmasına sebep olanın da kötü yoldan gidenlerin günahınca günah kazanacağını bildiren hadisi İslam’ın örf ve adetler karşısındaki tavrını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Örf ve adetlerin içerisinde toplumun geçmişten beri gelen ahlakî yaşayışı görülmektedir. Örf ve adetin, ahlakî kuralların ortaya çıkmasında etkisinden dolayıdır ki örf ve adet farklılıklarına bağlı olarak farklı ahlak anlayışları oluşmaktadır: Hz. Peygamber'den itibaren, Müslüman toplumlar arasında temelli farklılıklar olmamakla birlikte uygulamada farklı ahlak anlayışlarının ortaya çıkmasının en önemli nedeni toplumlar arasındaki örf, adet ve gelenek farklılıklarıdır. Bu tür farklılıklar İslam toplumlarında ahlakî davranışın arka planındaki özü değil, daha ziyade şeklini değiştirmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki, her ne kadar örf ve adetler kişilerin ahlakî düşünüş ve yaşayışlarında etkili oluyor ve farklılıklar oluşturuyorsa da ahlak, hiçbir zaman örf, adet ve geleneklerden ibaret değildir. Kur'an ve Sünnet'teki ahlakî ilke ve tavsiyelerin belirli sayıda ve daha ziyade genel olması, insan hayatının ise dinamik ve sınırsız bir yapı arz etmesi dolayısıyla, nasslarla uyumlu olmak şartıyla toplumların örf, adet ve gelenekleri de ahlakın hayata geçirilmesinde kaynaklık ederler. Bu, İslam ahlakı için de böyle olmuştur. Örf ve adetler Kur'an ve Sünnet ‘teki ahlakî ilkelerin toplumun sosyal hayatına uyumunu sağlamak açısından İslam ahlakının kaynağı olmuştur.
Örf, adet ve gelenekler naslarda belirtilmiş olan ahlakî normların anlaşılması, yorumlanması ve uygulanması ile naslar tarafından herhangi bir belirlen me yapılmamış olan ahlakî konular da İslam ahlakına kaynaklık ederler. İslam ahlakının bir rivayet bir de dirayet kısmı vardır. Rivayet kısmı, onun varlığı ve bilgisi ile alakalı iken, dirayet kısmı bir davranış düzeni ve davranış düzeninin bilgisini kendisine konu edinerek, bunu daha üst bir dilde ele alıp, bir taraftan bunların anlaşılması ve karşıtlarına karşı savunulmasını sağlama yanında, yeni yetişen nesillere sistematik bir şekilde İslam ahlakını öğretmeyi mümkün kılmak ile alakalıdır. Dolayısıyla İslam ahlakının kaynakları dediğimizde kesinlikle ihmal edilmemesi gereken bir 'tarihi ve sistematik boyut olduğunu ve İslam ahlakının felsefî dilde ifade edilme sürecinde ortaya çıkan eserlerin de İslam kültür geleneği içinde kaynak değeri kazandığını söyleyebiliriz. Bundan dolayı ahlak ilmi ve ahlak ilminde telif edilmiş temel eserleri de İslam ahlakının kaynağı olarak zikretmek gerekmektedir.
İslam ahlakının kaynaklarından biri olan ahlak kitaplarını kendi içerisinde felsefî, tasavvufî ve kelamî ahlak kitapları olmak üzere üç kısma ayırabiliriz. Felsefî ahlak kitapları, İslam ahlakının teorik kısmı ve ahlak problemlerinin felsefî açıdan değerlendirilmesi yönünden kaynaklık ederler. İslam düşünürleri farklı kültür ve medeniyetlere ait eserlerden yararlanırken İslam’ın temel ilkelerini dikkate almışlar, naslarla çelişmemeye çalışmışlar ve dinî öğretiye uymayan hususları uygun hale getirme gayreti içinde olmuşlardır.
Birçok İslam filozofu ahlakla ilgili eser yazmış olmakla birlikte özellikle Farabi'nin Kitabu't-Tenbih ala Sebili's-Saade, es-Siyasetü'l-Medeniyye, İhsaü'l-Ulum, el-Medinetü'l-Fazıla; İbn Miskeveyh'in Tehzibü'l-Ahlak; Nasiruddin et-Tusi'nin Ahlak-ı Nasiri; Gazali’nin İhya-u Ulümu'd- Din ve Kınalızade Ali Efendi'nin Ahlak-ı Alai adlı eserleri felsefî ahlak sahasında yazılmış olan önemli eserler olup Müslümanların ahlakî düşünüş ve yaşayışları hakkında doğrudan bilgi vermektedirler. Aynı zamanda bu eserler, İslam ahlakının gelişmesinde ve sistemleşmesinde etkili olmuşlardır.
2. Kur’ân-ı Kerîm’de Ahlakî Kapsam
2.1. Ahlak-Din İlişkisi