bayram

04 December 2025 55 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 13

Kur’an’da Ûtü’l-İlm, Allah tarafından kendilerine ilim verilenler anlamında bir kavramdır. Allah, emirlerine imtisal ettikleri müddetçe kendilerine ilim verilenleri sair müminlere üstün tutmuştur. Mücâdele Sûresi’ndeki “Allah içinizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” ayeti buna delalet etmektedir. Bu ayette geçen ilim kelimesi bazıları tarafından Kur’an’ı okuyanlar şeklinde yorumlanmıştır. Ûtü’l-İlm terkibinde ilmin Allah tarafından verildiğine yönelik vurgu ön plandadır. İlmin kendisinden neşet ettiği varlık âlemini yaratan Allah olduğuna göre bu âlemden beşerî gayret ile elde edilen ilim de Allah’a ait olmuş olur. Bu sebeple kişi ne kadar ilim sahibi olursa olsun, mutlak ilim sahibi yaratıcısı ile irtibatını güçlü tutmalı, O’na minnet ve şükran duymalıdır. Dolayısıyla kişinin sahip olduğu ilme güvenerek Allah’ı unutması, isyan etmesi, inkâr etmesi kabul edilebilecek bir durum değildir.

2.8. Ulü’l-Emr

Ulü’l-Emr ifadesi, genel itibarı ile yöneticiler, idareciler anlamına gelse de müfessirlerin bir kısmı Nisâ Sûresi’nde geçen bu kavramı ilim sahipleri olarak yorumlamışlardır. Kurtubî, buradaki Ulü’l-Emr’den kastedilenin ilim ve derin kavrama kabiliyetine sahip kişiler ya da ordu kumandanları olduğunu nakletmiştir. İlgili ayette güven ve korku ile ilgili bir haber alındığında bunun hemen yayılmaması, işin hakikatinin anlaşılması için Peygamber’e ve Ulü’l-emre müracaat edilmesi emredilmektedir:

“Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; hâlbuki onu, Rasûl'e veya aralarında yetki sahibi kimselere (Ulü’l-Emr) götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi.”

Ayetteki Ulü’l-Emr “yani o işe selahiyet ve ihtisası bulunan zevata veya ümeraya redd û irca etseler, danışsalar veya havale eyleseler” şeklinde tefsir edilmiştir. Bu ayette Ulü’l-Emr, ilim ve istinbât kelimeleri peş peşe zikredilmiştir. Kuyudan çekilen ilk su anlamındaki “nebt” fiilinden türeyen istinbât, istihraç etmek anlamında olup nassın olmadığı konularda içtihat müessesesinin işletilmesine de delalet etmektedir. Ayette zikri geçen ise istinbât şu şekilde açıklanmıştır: “Mebâdi ve mâ’lumat-ı mevcûdeyi tetebbu’ ve istikra, tedkîk û tenkîh ve mukayese ederek yeni bir ilim istihraç etmeye dahi istinbât ve istihrâç tabir olunur ki bu bir meleke ve iktidar-ı mahsustur.” Böylelikle ister yönetici ister alanında uzmanlık şeklinde yorumlansın her iki durumda da bilgi sahibi olan kimselere müracaat edilmesi, toplumda bu vazifeyi icra edecek insanların olması gerektiği vurgulanmış olmaktadır.

2.9. Ulü’l-Elbâb

Kur’an’da ilimle irtibatlı olan kavramlardan birisi de akıl ve bu anlamda kullanılan yakın kelimelerdir. Bilginin elde edilmesi ancak aklın yerinde ve doğru bir şekilde kullanılmasına bağlıdır. Bu nedenle birçok ayette insanın akletme ve düşünme potansiyelini kullanıp doğru yola tabi olması emredilmiştir. Bilgiye ulaşmaya vesile olan akıl kelimesinin Kur’an’da hiçbir ayette isim olarak yer almayıp 49 yerde fiil formunda geçmesi, onun dinamik yönüne, görev ve işlevine işaret etmektedir. Bu çerçevede selim akıl sahipleri anlamında birçok yerde Ulü’l-Elbâb, Ulü’n-Nühâ, Ulü’l-Ebsâr gibi terkipler kullanılmıştır. Çünkü akıl, insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik olup ilâhî emirler karşısında muhatap tutulmasını sağlayan, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırt edebilme, düşünme ve analiz yapma yetisidir. Bu nedenle aklî melekelerin kullanılması temelinde somut birçok örnek Kur’an’da zikredilmiştir. “…yalnız akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.” ayetini tefsir ederken Râzi, Kur’an’dan hakkı ile istifade edenlerin ancak kâmil akıl sahipleri olduğunu belirtir.

3. Kur’an’da İlim Türleri

Tarihsel süreçte Müslümanların okudukları ve okuttukları ilimler bir gayeye matuftu. Bazı kimselerin iddia ettikleri gibi ilim, sırf dinî alana hasredilmemiş bütün beşerî ve tecrübî yönleri kuşatmıştır. Bu durum onların ilimleri tasnifinde de kendisini göstermiştir.

Fârâbî (ö. 339/950), İbn Sînâ (ö. 428/1037), İbn Hazm (ö. 456/1064), Gazzâlî (ö. 505/1111) ve Taşköprülizâde (ö. 901/1495) gibi alimler, ilimlerin tasnifine dair farklı kategoriler ortaya koymuşlardır. Örneğin Fârâbî, İhsâü’l-Ulûm adlı eserinde ilimleri beş kategoride ele almıştır: Filolojiye dair ilimler, mantığa dair ilimler, matematiğe dair ilimler, fizik ve metafizik ilimler, medeni ilimler (ahlâk ilmi ve siyaset ilmi) ile fıkıh ve kelam ilimleri. Kur’an’daki ilimleri farklı tasniflere tabi tutmak mümkündür. Biz de bu başlık altında Kur’an’daki ilim türlerini ilâhî ilim, vehbî ilim ve mükteseb ilim olmak üzere üç kısımda değerlendireceğiz.

3.1.İlâhî İlim

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar