Dini Kaynaklara Göre İslam Mezhepleri Arasındaki Dostluğun Etken ve Engeller 2015 Eskişehir BeDeL

04 December 2025 35 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 9

Acaba Hz. Nebi (s.a.a) şöyle buyurmamış mıdır:

" سباب المؤمن فسوق و قتاله کفر"

"Mümine hakaret fasıklık ve onunla savaşmak küfürdür." ve aynı şekilde şöyle buyurmuştur:

"لا ترجعوا بعدی کفراً یضرب بعضکم رقاب بعض"

"Benden sonra kâfir olmayın ve birbirinizin boynunu vurmayın" (Sahih Müslim/Kitabu'l İman/Bab 28-29)

Acaba Sahih-i Müslim'in 26. babında Müslüman'ı tekfir etmek küfürdür denilmemiş midir? Yani tekfir edenin küfrü tekfir edilen mümin olduğu zaman geçerlidir ve zaten imanın ispatı da buydu ve geçti gitti.

Ve yine Sahih-i Müslim'in 33. babında "Ensar'a ve İmam Ali'ye mahabbet ve sevgi imanın alametlerinden ve onlara olan kin ve nefret de nifakın alametlerindendir." diye zikredilmemiş midir? Bugün hangi Müslüman Ensar ve Hz. Ali'yi sevmiyor da onları tekfir ile suçluyorlar? Öyleyse tekfir etmek, katletmek ve tefrikayı yaymak hangi hadis doğrultusunda cereyan ediyor?

Sormak lazım acaba Kuran ayetleri Bismillah ile Bismillah da iki rahmet ile başlamıyor mu? Rahman ve Rahim. Rahmaniyet kâfirleri dahi kapsamaktadır ve Rahimiyet kıyamette yalnızca müminler ile sınırlıdır. Acaba bunlar mahabbet ve sevgi için birer ders değil midir? Acaba infak nedir diye soran bir kişiye Allah Teâlâ Kuran-ı Kerim'de: "قل العفو" "İnfak, De ki; Affetmektir." Bakara/219, buyurmamış mıdır?

Acaba Yüce Allah Gafur, Rahim, bağışlama sahibi ve ayıpları örten değil midir de "سبقت رحمتی غضبی" "Rahmetim gazabımın önüne geçmiştir." buyurmuştur. Şimdi Müslümanların bunlardan ders almaması mı gerekmektedir?

İslam Mezhepleri Arasındaki Dostluğun Engelleri

Şimdi Akıl, Kuran ve hadislerin naklettikleri doğrultusunda dostluğa davet edinildiğini açıkça görmekteyiz. Onlarca ayet-i kerime ve yüzlerce hadis-i şerif bizleri birbirimize karşı mahabbetli olmaya, dostluğa, ikramda bulunmaya, tartışmadan uzak durmaya, husumetleri gidermeye, düşmanlık ve kötü ahlakı yok etmeye, tekfir edip öldürmekten sakınmaya davet eder. Şimdi Müslümanlar arasında tefrika ve ayrılığa neden olan, İslam mezhepleri arasındaki dostluğu engelleyen başlıklara geçelim. Çünkü bu hastalığın nedenlerini bilmeden ona karşı sağlıklı bir çare yolu bulamayız.

Birinci Unsur: Cehalet

Eğer ilim ve bilgiyi rivayetlerde de geçtiği üzere nur ve ışık olarak değerlendirirsek hiç şüphesiz cehaleti de zulmet ve karanlık olarak addetmemiz gerekir. Ayrıca rivayetlerde şöyle gelmiştir: " الناس اعداء ما جهلوا " "İnsan bilmediğine düşmandır."

Âlimler hiçbir zaman birbirlerine düşmanlık etmezler ve eğer aralarında bir düşmanlık görülürse bilin ki onların arasına cehalet girmiştir. Bu düşmanlığın sebebi ilimlerinden değil cahillikleri ve bununla alakalı olan diğer unsurlardandır. İlim hiç bir zaman düşmanlığı doğurmaz. İlim mahabbet ve sevgiyi getirir başka bir şeye gebe değildir.

Bilgisizlik ve cehalet belası çok tehlikelidir. İşte bu yüzden Kuran-ı Kerim enbiyanın risaletini ilim öğrenmek ve nefsi güzelleştirmek ile özetlemiştir. Çünkü toplum içerisinde vuku bulan birçok olumsuz olay, onların cahilliğinden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden ilk aşamada Müslüman toplumlar arasında dostluk ve ünsiyet için onların birbirlerini tanımalarını sağlamak, ilim ve bilgi ile onları tanıştırmak gerekmektedir.

İkinci Unsur: Dünyayı İstemek

Daha önce zikrettiğimiz Kuran ayetinde görüldüğü üzere; dünyalık arzu ve işler müminin bu dünya arzuları yüzünden imanının yok olmasına neden olan en büyük etkendir. Peygamber-i Ekrem de (s.a.a) birçok hadis-i şerifinde bu konuya defalarca değinmiştir. Sahih-i Buhari, Müslim ve diğer muteber kitaplarda şöyle nakledilmektedir:

اِنّس لستُ اخشی علیکم ان تشرکوا بعدی و لکّنی اخشی علیکم الدنیا ان تتنافوا فیها و تقتتلوا فتهلکوا کما هلک من کان قبلکم

"Ben kendimden sonra sizlerin müşrik olmanızdan endişe etmiyorum. Benim endişem daha önceki kavimlerin helak olması gibi dünya arzusu yüzünden birbirinizin canına kastetmeniz ve helak olup gitmenizdir."

Üçüncü Unsur: Taassup

Hadislerde şöyle gelmiştir; "Müminin (en büyük) alameti hakkı batıla, doğruyu da yalana tercih etmesidir." Yani hak ve doğruluğun kendi zararına, batıl ve yalanın da kendi menfaatine olduğu bir durumda bunu yapması, Allah'ı kendisine tercih etmesi demektir. İşte bu imanın başlangıcıdır. Ama taassup bunun tam aksi bir durumdur. Kendimizi ve bizle alakalı şeyleri, doğruluğa ve Allah'ın rızası olan şeylere tercih etmektir. Kuran-ı Kerim onlar için; duyduğu her güzel sözü kabul ederler diye müjdelemektedir ve o güzel söz de mutlaka her zaman bizim yararımıza olan manasını taşımamaktadır. Ama taassup buna engel olmaktadır ve bu yüzden Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

" یا ایّها الذین آمنو کونوا قوامیّن بالقسط شهداء لله و لو علی انفسکم اوالو الذیبن و الاقربین ان یکن غنیّناً او فقیراً فالله اولی بهما فلا تتبّعوا الهوی ان تعدلوا و ان تلو و او تعرضوا فانّ الله کان بما تعملون خبیراً "

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar