Dini Kaynaklara Göre İslam Mezhepleri Arasındaki Dostluğun Etken ve Engeller 2015 Eskişehir BeDeL

04 December 2025 35 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 7 / 9

"ادعُ الی سبیل ربک بالحکمه والموعظه الحسنه وجادلهم بالتی هی احسن"

"Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et ve onlarla, en güzel olan neyse o yolla mücadele et." Nahl/125

İnsanları Allah'a davet ederken şu üç yolun kullanılması istenmektedir; Bilgi, güzel nasihat ve güzel yolla mücadele. Görüldüğü gibi kötü huy, tekfir etmek, küfür ve lanetleşmek bunlar arasında yoktur. Allah yolunda olanlar öncelikle kendi ahlaklarını güzelleştirmek ve ıslah etmek için yola koyulurlar ve kendilerini yetiştirmeden kimseye müdahale etmezler.

Acaba töhmet atıp, tekfir ederek, kibir ve kötü ahlakla yaklaşarak birilerini doğru yola sevk edebilir miyiz? Acaba İslam Peygamberinin (s.a.a) en büyük silahının ahlak olduğunu unuttuk mu? O tahammül, sabır, güzel huy, fedakârlık, ruhun yüceliği ve herkese sevgi dolu yaklaşımı ile İslam dinine davet etmiyor muydu? Acaba bizim izlediğimiz yol şu Kuran emri ile ne denli uyuşuyor:

" ادفع بالتی هی احسن فاذ الذی بینک و بینه عداوه کانّه ولی حمیم "

"Kötülüğü, en güzel tavırla sav! O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sımsıcak bir dost gibi oluvermiştir." Fussilet/34

Burada düşmanı en iyi defetme yolunun ona karşı iyilik yapılması gerektiğine vurgu yapılmakta ve onun getirisinin de sıcak bir dostluk olacağı anlatılmaktadır. "Kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak" denilerek o ve senin arandaki düşmanlığın samimi bir dostluğa dönüşeceğine işaret edilmektedir.

Peki, acaba bizim yöntemimiz: "اذاخاطبهم الجاهلون قالو سلاماَ" "cahiller kendilerine laf atarsa "Selam" derler." Furkan/63 ile ne denli uyuşmaktadır?

Acaba bizim yöntemimiz Hz. Musa'ya (a.s) emrolunduğu gibi mi?: " قولا له قولاً لینّاً لعّله یتذکر" "Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır." ile ne denli bağdaşmaktadır?

Fırka ve mezhepler arası düşmanlığın sebebi, Kur'ani yöntemden uzaklaşmak, Peygamberlerin o güzel sünnetlerinden yüz çevirmektir. Hal böyle olunca da onlar ıslah olup, düzeltilmeden ümmet de ıslah olmaz. O günün ümidi ile .

Sekizinci Unsur: Allah ve Hesap Gününe Karşı İnancın Az Olması ve Korkmamak

Takva ehli hiçbir zaman ihtilaf ve düşmanlığın sebep ve kaynağı olmamıştır. İçinde Allah korkusu ve inancı olan insanlar bir nevi Kıyamet gününü hesap ederek söyleyecekleri söz ve yapacakları işlerde oldukça ihtiyatlıdırlar. Eğer birisinin kalbini kırdıysalar hemen onu telafi etmeye çalışırlar. Rahatlıkla birilerini tekfir edip, fasık olmakla suçlayan ve onları aşağılayan kimseler genellikle inancı ve takvası az olan kişilerdir. Basiretli olan abid ve zahitler de doğruyu kolayca bulmakta, hiçbir zaman husumet ve düşmanlığın menşei ve kaynağı olmamaktadırlar.

Arif olan Selman-i Farisi, Veysel Karani ve diğer Ashab, Tabiin ve diğer Müslümanlar her zaman yakınlık ve dostluğun sebebi olmuşlardır. Dünya ehli, makam peşinde koşan ve takvası olmayanlar da her zaman ihtilaf ve ayrılık nedeni oluvermişlerdir. Aynı İmam Ali'ye (a.s) karşı açılan Nehravan ve Cemel savaşlarında ganimetlerin adaletsizce dağıtıldığını düşünen, içlerinde dünya sevgisi olup da, imandan nasipsiz kalan kişilerin bu savaşların kökünü ve temelini oluşturdukları gibi.

Bunun gibi daha yüzlerce farklı örnek verebiliriz ve hatta Allah Resulünün (s.a.a) Kerbela'da katledilen evladının temelde para ve makam aşkı yüzünden vuku bulduğunu detayları ile tarih sayfalarında yazdığını söyleyebiliriz.

Dokuzuncu Unsur: İlmi Yeterlilik, Tekebbür ve Tevazu Eksikliği

İnsanı doğru yoldan çıkaran nefsin isyanı oldukça tehlikeli bir durumdur. Bu hal insanın kendisini ilmi, mali, makam açısından üstün ve yeterli görmesine, kibirlenip, kulluk ruhiyesinden çıkmasına neden olur.

Kuran şöyle buyurmaktadır:

"کلاّ انّ الانسان لیطغی ان راه استغنی"

"Hayır! Rabbinin bunca nimetlerine rağmen kâfir insan kendisini ihtiyaçsız zannetti diye azar." Alak/7

İşte insanın kendisini yeterli görüp, kibirlenmesi diğerlerini tahkir etmesine neden olur. Artık böylece ihtilaflar baş gösterir, bölünmeler başlar. Bu da facialara sebep olur ve ümmeti yok eder. Peygamberin (s.a.a) sözlerine tahammül edememenin kendisi buna en güzel delildir. Çünkü ona tahammül edemeyen başkalarının sözüne asla tahammül edemez.

Teğabun suresinde bu konuya değinilmekte ve şöyle buyrulmaktadır:

" فقالوا ابشرٌ یهدو ننا فکفروا و تولّوا واستغنی الله "

"Onlar: "Bir insan mı bize kılavuzluk edecek?!" deyip küfre saptılar ve yüz çevirdiler." Tağabun/6

Onuncu Unsur: Dinde Gösterişe önem vermek ve Sevgi gibi Dinin ruhunda olanlara aykırı davranmak

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar