Dini Kaynaklara Göre İslam Mezhepleri Arasındaki Dostluğun Etken ve Engeller 2015 Eskişehir BeDeL

04 December 2025 35 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 9

"Hayır, (artık dönüş diye bir şey yok) bu boş bir söz, onun söylediği bir söz." Mü’minûn/100

Bu ayetten dünyada merhamet, dostluk ve insanlık sıfatlarının nur olarak bahsedildiğini ve ahirette ise kurtuluş sebebi olduğunu görüyoruz. Cehennem ehli sıfatı ve davranışları bu dünyada karanlık ve öbür dünyada ise ebedi bir pişmanlıktır.

4. İhtilaf, gök ve yeryüzü belalarından sonra üçüncü bir bela türüdür. Bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

" قل هو القار علی ان یبعث علیکم عذاباً من فوقکم او من تحت ارجلکم او یلبکم شیعاً و یذیق بعضکم بأس بعض انظر کیف نصرف الایات لقلم یفقهون "

En'am/65

Görüldüğü gibi yersiz tartışmalar, çatışmalar ve düşmanlıklar gökyüzü ve yeryüzü azapları ile beraber sayılan halkın isyan ve günahları yüzünden vuku bulan üçüncü bir İlahi ceza konumundadır. Bunlardan kurtulmak için tövbe en iyi çıkış kapısı değil midir? Ve aynı zamanda kalp birlikteliği ve dostluk semavi ve ilahi bir rahmet değil midir?

5. Tüm Müminlerin Kardeşliği; Allah Teâlâ bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır:

انّها المؤمنین اخوه فاصلحوا بین اخویکم و اتقوا الله لقلکم ترحمون

Yüce Allah bu ayet-i kerimede Müminleri birbirlerinin kardeşleri olarak tanıtmakta ve onların arasının düzeltilme emrini vermektedir. Bunun ardından takvalı olunması emrini vermiş ve bu konuda takvadan ayrılmamalarını ve bu şekilde İlahi rahmetin etkisi altına gireceklerini buyurmuştur. Burada belirtilmesi gereken bir nokta da, takvanın haramdan sakınmak ve vacip olanları kusursuz yerine getirmek değildir. Burada takvanın manası müminler arasında kargaşa çıkarıp, onların arasını bozacak olaylardan sakınmaktır. Hatta ortaya çıkan sıkıntı ve karışıklıklara karşı sessiz kalmamak ve onların ıslahı için çaba harcamak, Allah'ın rahmetine şamil olunacak bir huzur ortamını temin etmektir. Bazıları şöyle bir iddiada bulunabilirler; "Bu ayette geçen müminler bizlerden oluşan gruplar ve bunların yanı sıra bizlerle aynı fikri paylaşan kimselerdir. Zaten bunlar dışında olanlar ya kâfirlerdir ya da kâfirlerden de beter olan münafıklar grubudur." Buna cevap olarak da Allah Teâlâ'nın mümin ile mümin olmayan arasındaki farkı açıkladığı şu ayeti sunabiliriz:

یا ایّها الذین آمنوا اذا ضربتم فی سبیل الله فبتینو و لا تقولوا لمن القی الیکم السلم است مؤمناٌ تبتقون عرض الحبوه الدنیا فضل الله مغائم کثیره

"Ey inananlar, Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayın, dinleyin, size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatini gözeterek: "Sen mü'min değilsin!" demeyin. Çünkü Allah'ın yanında çok ganimetler vardır. Önceden siz de öyle idiniz, Allah size lutfetti (imana geldiniz). O halde iyice anlayın (dinleyin, peşin hüküm vermeyin)." Nisa/94

Ve bu ayetten önce kasten bir mümini öldürmenin ilelebet cehennem ateşinde yanmak demek olduğunu vurgulamaktadır. Bugün yalnızca verdiği bir selam şekli ile imanı, kendilerini Müslüman olarak gösteren kişiler tarafından sorgulanan ve daha sonra kâfir yaftası takılıp, katledilen bu insanların kelime-i şahadetlerinin dudaklarından taştığını görmezler mi? Namaz kılıp, Kuran okuduklarını, hatta Allah Resulü'nün (s.a.a) sünnetlerini eksiksiz yerine getirdiklerini görmezler mi? Kuran-ı Kerimin buyurduğu gibi: "تبتغون عرض الحیوه الدنیا" dünya sevdası onların gözlerini kör eylemiş ve masum Müslümanları öldürerek düşmanlık ve kin tohumlarını onlar arasına ekiyorlar. İşte bu şekilde de ebedi Cehennem azabını kendileri için zahire ediyorlar. Bu nasıl bir zihniyettir ki; yalnızca verilen bir selam şekli ile o şahsın dini hakkında hüküm verebiliyorlar ama kelime-i şahadetleri, kıldıkları namaz, tuttukları oruç, Hac, zekât ve okudukları Kuran ile onların Müslüman olduklarına hüküm verilemiyor.

Acaba Kuran'da bir insanın imanı için kelime-i şahadetten başka bir şart var mıdır? Acaba başkalarını araştırmak ve onların hakkında casusluk yapma hakkına ne denli sahibiz? Kalpte olanlar başkalarını ne ilgilendirir? Onu yalnızca Allah bilir ve ona göre de hükmünü verir.

Acaba Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a) "Müminin fazileti Kâbe'den de yüksektir" dediğini ve bunun muhtelif mezhepler kanalıyla aktarıldığını biliyor musunuz? Acaba Hz. Peygamber'in (s.a.a) "Allah nezdinde Müminin makamının dört büyük melekten daha faziletlidir" sözlerini biliyor musunuz? (Kenzu'l A'mal/821)

Acaba Allah Resulü'nün (s.a.a) şöyle buyurduklarını bilmezler mi: "İman etmedikçe cennete giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız ve birbirinizi sevip, dost olmanız da selam ile başlar" (Sahih Müslim/Kitabu'l İman/ Bab 22)

Acaba Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmamış mıdır; "Kim Allah'ın Rab, İslam'ın Hak ve elçisinin nübüvvetinden razı olmuşsa o mümindir." öyleyse bunlara karşı beslenen mahabbet ve sevgi onların cennete girme şartlarından değil midir? (Sahih Müslim/Kitabu'l İman/ Bab 11)

Acaba yine Allah Resulü şöyle buyurmamış mıdır: " اقرؤ القرآن ما أتلفت علیه قلوبکم فاذ اختلفتم فیه فقوموا " "Kuran okuyun ta kalpleriniz onunla aynı atsın ama ihtilafa düştüğünüz zaman artık devam etmeyin." (Sahih Müslim/Kitabu'l İman/ Bab 3)

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar