Dinî Plüralizm

04 December 2025 25 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 6

Biri, mezhep plüralizmi olarak isimlendirilebilecek dinin kendi iç plüralizmidir. Çünkü kimi zaman bir dinde onlarca mezhep, anlayış, yorum ve okuma biçimi mevcut olabilir. Çoğulculuk teorisine göre bunların hepsinin hakikatin bir bölümünü içerdiği düşünülebilir.

İkincisi, çok sayıda dini kabul etmek ve bunların hepsinin mutluluğa ulaştıracağına, aynı hedef ve akıbete ortak olduklarına inanmak anlamında dinin dışsal plüralizmidir.

3. Inclusivism (Kapsayıcılık): Hak dinin sadece bir tek din olduğu, ama mutluluk ve kurtuluştan yararlanmanın, insanın resmi olarak kendisini bu dine bağlı görmesine bağlı olmadığı, aksine bireyin davranışı ve eylemi hak dinle ve sahih dinin değerleriyle uyum içindeyse o bireyin kurtuluşa erebileceği anlamına gelir.

Bu sebeple hak dinde gizli olan rahmet, mutluluk ve kurtuluş sadece o dinin resmi takipçileri için değildir, bilakis -bilinçsizce de olsa- hak dinle ve onun programlarıyla uyum sağlamış herkesi kapsar.

Karl Rahner bu kesimi "isimsiz Hıristiyanlar" olarak adlandırır. İslam kültüründe bu görüşün benzeri Ehlikitap hakkında serdedilmiştir.

Teori ve Görüşlerin Özeti

Soruları ortaya atmadan ve onların dinî bilgi ile irtibatını ve bu sorular için Kur'an'dan cevapları araştırmanın zaruretini açıklamadan önce dinî plüralizm alanındaki görüşlere özet olarak değinmek gerekli görünmektedir. Çünkü bu görüşlerin incelenmesi, mevzunun daha iyi analiz ve çözümlemesini mayalamakta, atmosfer oluşturmakta ve soru üretmektedir. Başka bir ifadeyle, inceleme ve araştırma için konuyu aydınlatmaktadır.

İnsanın dinî hayatı, çok sayıda eşitsizlikler ve başkalıkların maya ve mahiyetinden yararlandığı görülen güçlü bir zincirdir. Fakat bu farklılıklar, insanın yaratıcılığından kaynaklanmaktadır ve insanların düşüncesindeki tabiat ve suretlerin değişik yansımalarıdırlar.

Her bir din kendine özgü kavramlara sahiptir. İki dinin aynı kavramı kullandığı vaki değildir. Mesela Hıristiyanlar Allah'ın bağışlayıcı olmadığını söylemez. Çünkü Hıristiyan teolojisi, ilke olarak Allah hakkında hiçbir önerme ve hükmü kapsamaz.

Sonuç şudur ki, esasen dinler birbirlerini reddetmek üzere ve birini kabul etmenin diğerini reddetmek anlamına geleceği şekilde, birbirlerine dönük olmamışlardır.

Wittgenstein'ın "dil oyunu" teorisi de yukarıdaki görüşe yakın veya onun aynısı olabilir. Wittgenstein'a göre Hıristiyan inancı içinde var olan şey, başka bir dinde ifade edilmiş olana aykırı görülemez. Çünkü dinî diller muhteliftir ve her dil özel bir topluma ve geleneğe aittir.

Milattan önce bin yılından biraz sonra dinî yaratıcılığın altın çağı başlamıştı. Bu dönemde dünyanın değişik noktalarında bir dizi keşfe dayalı tecrübeler meydana gelmiş; İlya, Zerdüşt gibi peygamberler, Çin'de Lao Tzu ve Konfüçyüs, Yunan'da Sokrat ve Eflatun, Hindistan'da Buda ve Mahavira gibi düşünürler tarih sahnesine adım atmış ve milletler arasındaki iletişimin sınırları ve bu dinlerin çeşitlenmesine sebep olan kültürlerin yatağı oluşmuştu.

Dindarlığın cevheri iman tecrübesidir ve insanın bu tecrübeyle karşılaşması tarihsel, sosyal, linguistik ve bedensel çerçevelerde gerçekleşir. İşte bu çerçeveler çokluğu ortaya çıkarmıştır.

Bu görüşe göre iman şeriata -âdâp, gelenekler ve tarzlar- tercih edilir ve asıl olan, bütün dinlerde mevcut dinî tecrübe ve iman ilkeleridir.3

Her dinin takipçilerinin hak ve batıl tartışmasını ciddiye almaya, kendi dinini ve mezhebini tek kurtuluş yolu görmeye hakkı vardır. Fakat bu, barış içinde bir arada yaşama yolunu kapatmasını gerektirmez.

Allah, hakikatin sırrını insanlardan gizlemek ve sadece gizem ustasının hakikate ulaşabilmesini sağlamak için bir tedbir düşünmüştür.

Sonuç itibariyle, aslında aynı asıl ve kökten çıkmış olsalar da dinlerin çokluğunun bir hikmeti vardır.

Hakikatler katman katman ve iç içedirler. Her insan, seçimi sırasında hakikatin bir katmanına gönül verir ve bu güzergâhta dinlerin ve mezheplerin çokluğu, çeşitliliği ortaya çıkar.

Dünyada övülecek bir tek şey vardır. Tüm dinler ve inançlardaki bütün insanlar, yöntemleri ve lafızları birbirinden farklı olsa da aynı tek hakikati övmek üzere ağızlarını açarlar.

İtikadî öğretiler dinin cevheri değildir. Aksine dinin cevheri insanın şahsiyetinin gelişmesidir. Bu yüzden görünüşte uyumsuz ve çok sayıda olan dinler ruhsal gelişimi meydana getirmede eşitseler, onları uyumlu ve uzlaştırılabilir görmek gerekir.

Hakikat, her biri bir dinde bulunabilecek parçalar ve öğeler toplamıdır.

İnsanlar, ister doğru sözlü olsunlar, ister yalancı, ister bir yolu bilgece seçsinler, ister taklitle, ister hakikate hemen ulaşsınlar, ister uzun aradan sonra ve daha fazla güçlükleri ve aşamaları kat ederek, nihayetinde hakikati elde edeceklerdir.

Dünyada hak ve bâtıl birbirine girmiştir ve saf hak asla bulunamaz. Tıpkı tepeden tırnağa bâtıl olan hiçbir şey olmayacağı gibi.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar