Dinî Plüralizm

04 December 2025 25 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 6

Hak ve bâtılın karışık bulunması insanların dinden anladıklarında da hak ve bâtılın birbirine girmiş olmasına yol açar. Bu sebeple çokluk meydana gelir; bireylerinin hiçbir şekilde birbirine üstün olmadıkları bir çokluk.

Hidayet, kuşku içeren bir iştir ve dinlerin birbirinden farklılığı da asgari veya azami düzeyde hidayeti kullanmış olmalarına bağlıdır.

Bundan dolayı dinler arasındaki farklılık dikeydir. Hepsi de hak doğrultusunda hareket eder, hakka ve kurtuluşa hidayet eder ama kimisi hidayet etmede daha güçlüdür, kimisi de daha zayıf.

Kur'an Sahasından Kelam Soruları

Zikredilen noktalar göz önünde bulundurulduğunda aşağıdaki sorular gündeme gelecektir:

Kur'an kültürünün ruhu exclusivisim, plüralizm ve inclusivisim teorilerinden hangisiyle uyumludur ve acaba bunun için ayetlerin nassından deliller gösterilebilir mi? Yahut bu zeminde Kur'an'ın teorisi ayetlerin kategorilendirilmesi ve kavramsal icaplarından mı çıkarılmalıdır?

Kur'an'ın, İslam dininin dışında kalan tüm dinler hakkındaki bakışı ve yargısı bir midir, yoksa ayetlerin toplamından anlaşıldığı gibi Kur'an, Ehlikitap ile şirke bulaşmış inançlar ve inkârcı meşrepler arasında fark gözetmekte midir?

Kur'an, İslam dışındaki dinler arasında farklılık düşündüğüne ve Ehlikitabı müşrikler ve inkârcılardan ayırdığına göre bu, semavi dinlerin genel olarak hidayet ve kurtuluş bahşetmede ortak bir güce sahip olduğu, buna karşılık şirke bulaşmış ve inkârcı inançlarda bu özelliğin bulunmadığı anlamına gelmez mi, yoksa bu konuda fark gözetmeyi başka bir yerde mi aramak lazımdır?

Semavî dinler aynı tür ortak hedefi ve gayeyi takip ettikleri ve Kur'an hepsi için bir tür itibar düşündüğü halde İslam'ın diğer semavi dinleri tercih etme sebebi Kur'an açısından nasıl değerlendirilebilir? Acaba hidayeti göstermede kuşku teorisi kabul edilebilir mi, peygamberler ve onların dinleri için dikey mertebeler düşünülebilir mi?

Acaba Kur'an ayetlerine göre dinin öğreti, talimat ve kanunları iki bölüme ayrılıp bunların bir bölümü imanın ve diyanetin cevheri ve mayası, diğer bölümü ise üstyapı, çeper veya yöntem sayılabilir mi?

Eğer dinin cevherini, insanın mutluluk, kurtuluş ve necatının bağlı olduğu imanın en zaruri öğesi, buna karşılık en az bilgi ve inanç anlamıyla kabul ediyorsak Kur'an açısından cevher nedir? Kur'an inanç ve amelin ne kadarını kurtuluşun gerekli şartı görmektedir?

Dinin cevheri Kur'an açısından, daha çok, inanç ve bilgi boyutuna mı sahiptir, yoksa amel ve davranış özelliği daha mı önemlidir yahut da itikat ve amel eşit biçimde mi dikkate alınmıştır ve birbirinden ayrılamazlar mı?

Bu soruya dikkat çekilmesinin nedeni şudur ki, eğer dinin cevheri ve hakikatini mutluluk bahşeden amel ve davranışta arayacaksak bu durumda bilinçsizce ve fıtri eğilimleri nedeniyle salih amel sahasına adım atan kimseler, itikat ve inançta mümin sayılmasalar da mutluluğa ulaşacaklardır. Yok, eğer dinin cevherini sadece inanç alanıyla özetlersek, iman iddiasındakiler, amelde inançlarına vefalı davranmazlarsa da kurtuluşa ereceklerdir!

Kur'an'da "Allah katında din İslam'dır" (Âl-i İmran, 19), "Kim İslam'dan başka din ararsa bu kabul edilmeyecektir" (Âl-i İmran, 85) gibi ayetler göze çarpmaktadır. Acaba bu ayetlerde geçen İslam kelimesi, son Peygamberin dinindeki ve Kur'an vahyindeki inanç ve kanunların toplamına mı atıftır, yoksa daha çok onun lügat manası mı göz önünde bulundurulmuştur ve bu ayetler aslında, insanın tanıdığı hak karşısında teslim olmaktan ibaret iman cevherini mi beyan etmektedir?

İslam'ın sözlük anlamı hesaba katıldığında (teslimiyet ruhunun) imanın cevheri ve kurtuluşun mayası olduğu sonucu çıkarılabilir ve bu psikoloji, İslam'ın ve İslam dışındaki dinlerin ve mezheplerin pek çok takipçisi arasındaki ortak nokta sayılabilir. Hak bilerek ona değer veren ve teslim olan insanlar kurtuluşa ereceklerdir, ister Müslüman olsunlar, ister Hıristiyan, ister başka şey... Fakat bu kurtuluşa erme işi, plüralizm teorisi temelinde midir, yoksa kapsayıcılık teorisi esasına göre mi?

Kur'an'ın şu ayette Ehlikitabı ortak düşünceye, işbirliğine ve birlikteliğe davet etmesinin manası nedir:

"Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda müşterek olan söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım. O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın." (Âl-i İmran, 64)

Acaba bu ayette kitap ehli, imanın cevherine mi davet edilmiştir?

Aynı tarafta olmaya ve ortak yönlerden yararlanmaya yapılan bu çağrı, sadece barış içinde yaşamak için toplumsal birliktelik midir, yoksa daha fazla diyalog ve tanışma için zemin mi? Yahut esas itibariyle insanların kurtuluşu için bu ölçüde dinî ortaklığın kâfi olduğunun göstergesi midir?

Acaba Kur'an'da ve tefsirde plüralizmin bütün veya bir kısım temelleri için -ispat veya nefye dair- deliller ve konular araştırılabilir mi?

Bahsi Geçen Temeller Genel Olarak Şunlardır:

-Dinî metnin anlaşılmasının çeşitliliği, hiç kuşku yok ki dinler ve mezheplerin çokluğu ve çeşitliliğini izler ve bu çokluktan kaçış yoktur.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar