Dinî Plüralizm

04 December 2025 25 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 6

-Okuyuş biçimleri, anlayışlar ve yorumların çeşitliliği dinî tecrübelerin doğal sonucudur.

-Her dinî tecrübede ve onunla eşzamanlı olarak bir yorum vardır ve tecrübe yorum olmaksızın mümkün değildir.

-İnsanların ellerinde Allah'tan apaçık hiçbir anlam bulunmaz. Hatta aksine her biri sadece hakikatin bir kısmını anlamıştır ve bu anlayışlar birbirine karşı tercih edilebilir değildir.

-Genel ilahi rahmet ve hidayete itikat, plüralizme itikadın sonucudur. Çünkü yalnızca bir tek mezhebin veya dinin takipçilerini hidayete ermiş kabul etmek Allah'ın hâdi sıfatıyla uyuşmaz.

-Faziletler ve değerler birbiriyle uyumlu değildir ve insanların her biri kaçınılmaz biçimde bir tek değerler topluluğunu seçer. Böylelikle de doğal olarak ve mecburen çokluk ortaya çıkar.

-Dinî tecrübe hakikate doğru süluktan ibarettir ve bu tecrübe bütün dinlerde mevcuttur. Bundan dolayı dinlerin tüm takipçileri hakikate erişirler.

-Dinlerin akılla incelenmesi ve birbirine tercih edilmesi mümkün değildir. Bu tercih sadece duygu alanında gerçekleşebilir.

-İnsanların tümü gizli hidayete erdiricilerin hidayeti ışığında yürürler. İnsanların kurtuluş ve mutluluğun yolunu bulmasının asli etkeni işte bu gizli hidayetlerdir ve dinin görünür ve gizli hâdileri yalnızca hissiyatla ilgili bir iştir.

-Kâmil insan yoktur. Herkes kendisi için insan-ı kâmil olabilir ve kemale ulaşabilir. Tabii ki onun kemali başkasından farklıdır. Bu yüzden de çokluk ortaya çıkar. Ama bireylerinin birbirini reddetmediği, bilakis her birinin kendi başına kemalin mayasına sahip olduğu bir çokluktur bu. Bu amaçla delil getirilmesi mümkün olan ayet şudur:

"Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geleceksiniz." (En'am, 94)

Bu ayetten, insanların kıyamette tek tek hesaba çekilecekleri ve başkalarıyla mukayese edilmeyecekleri sonucu çıkarılabilir.

Acaba şeriatların çeşitliliğini, peygamberlerin çokluğunu ve programlarının farklılığını plüralizm teorisi izah edebilir mi?

Kur'an vahyi tek kurtuluş yolunu İslam'ı benimsemek ve son dini seçmek olarak gördüğüne göre bu tekelciliğin haklılığı için hangi kriterler gösterilebilir?

Kur'an açısından acaba insanın mutluluk ve kurtuluşu hakikatin tamamını bulmasına ve ona mümin olmasına mı bağlıdır, yoksa hakikatlerin bir kısmına iman bile kurtuluşun mayası olabilir mi?

Kur'an vahyinde dinî öğretiler ve inançların hepsi özü itibariyle mi önemlidir, yoksa hepsinin araçsallık ve iletici olma yönü vardır da yerlerine başka şeyler geçebilir mi? Yahut ayrışmayı kabul edip asıl ve detay itikatlar, sabit ve değişken hükümler, ibadet ve toplumla ilgili ahlak ve ödevler arasında fark mı gözetilmelidir?

Eğer dinî plüralizme bir şekilde eğilim duyuyorsak, diğer dinlerin takipçilerini açıkça İslam'a davet eden, hatta İslam'ı kabul etmeyenleri cezalandırmakla tehdit eden aşağıdaki ayetler için nasıl bir izahımız olacaktır?

"Allah evlât edindi" diyenleri de uyarmak için. (Kehf, 4)

Dediler ki "Rahman bir çocuk edindi." (Meryem, 88)

Andolsun "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler de kâfir olmuşlardır. (Maide, 73)

Andolsun ki "Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesîh'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. (Maide, 72)

Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten menedersiniz. (Âl-i İmran, 110)

Şüphesiz biz ona yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör. (İnsan, 3)

Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. (En'am, 153)

Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar; dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. (Bakara, 137)

Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim. (Maide, 3)

Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. (Âl-i İmran, 20)

O, müşrikler hoşlanmasalar da dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulünü hidayet ve hak din ile gönderendir. (Tevbe, 33)

Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler. (Sebe, 28)

Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e Furkan'ı indiren Allah, yüceler yücesidir. (Furkan, 1)

İslam'ın zuhurundan sonra dünyanın doğusunda ve batısında insanların önünde bir taneden fazla yol olmadığına delalet eden başka ayetler de vardır. Çünkü başka yollar da müstakim ve doğru olsaydı onların takipçilerinin "kâfir", "sapkın" ve azaba müstahak olarak tanıtılmaması gerekirdi:

De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez. (Âl-i İmran, 32)

Kim Allah'a ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır. (Nisa, 14)

Her kim Allah ve Rasülüne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzab, 36)

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar