Eğitmenlerin Söz ve Eylemlerinin Farklı Olması

04 December 2025 43 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 10

İmam bu hadiste açıkça taraftarlarından insanları hakka güzel eylemlerle davet etmelerini istemektedir. Zira İmam eylemleri cezbedici bilmektedir. Aslında eğitimdeki bir noktaya işaret etmektedir; eğer eylemsel girişimleri diğer insanlar görseler, bu onları cezbeder ve eyleme dökülen fiillerin gerçekleşebilmesi için ortam sağlar.

Başka bir hadiste Emirülmüminin İmam Ali (a.s) eğitimde eylemsel yöntemin önemine dikkat çekmekte ve topluma örnek olan önder için gerekli bir sıfat olarak beyan etmektedir:

"Kendisini topluma önder yapmış kimsenin, başkalarını eğitmeden önce kendisini eğitmesi gerekir ve (başkalarını) sözle eğitmeden önce eylemle eğitmelidir."

Bu hadiste İmam, eğitmenin iki önemli özelliğine dikkat çekmektedir. İlki eğitmenin her şeyden önce kendi ilmî ve ahlâkî salahiyetini elde etmesidir. İkincisi de onun eylemsel eğitmenliğinin, sözel eğitmenliğinden önce gelmesidir. Diğer bir tabirle, başkalarına söylemek istediği şeyi eylemiyle göstermeli ve eylem ve sözü bir diğerini tasdikliyor olmalıdır.

İmam Ali (a.s) başka bir hadisinde kendi eylemsel yöntemine işaret ederek açıkça ve kesinlikle insanlara söylediklerinin daha önce kendisinin amel ettiği şeyler olduğunu buyurmaktadır:

"Ey insanlar, Allah’a yemin ederim ki, kendim amel etmediğim hiçbir şeyi size emretmiyorum ve terk etmediğim hiçbir günahtan sizi sakındırmıyorum."

İmam’ın buyruğu, sözde ve eylemde sadakate ve söz ve eylem uyumuna yapılan başka bir vurgudur. İmam bu sözünde, başkalarının da aynı yolda yürümesi için kendi tebliğ metodunu beyan etmektedir.

Bu konuda ayetler ve hadisler oldukça fazladır. Biz bu kadarıyla yetiniyoruz ve ayet ve hadis ışığında söz ve eylem farklılığı ve ahde vefasızlık konusunu incelemeye başlıyoruz.

2-Ayetler Açısından Söz ve Eylem Farklılığı

Kur’ân-ı Kerim’de birçok ayette bir şekilde bu konu ele alınmış ve ondan nefret edildiği beyan edilmiştir. Söz ve eylem farklılığını açıkça yeren ayet, belki de şu ayetlerdir:

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ

"Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır."

Yukarıdaki ayetler, eylemsiz söylemi şiddetle yermekte, kınayarak müminleri bu davranıştan sakındırmakta ve bu davranışla Allah’ın şiddetli nefretine duçar olunacağını beyan etmektedir. Merhum Allame Tabatabaî bu ayetin tefsirinde şöyle demektedir: "(3. ayetteki Arapça) megt kelimesi, şiddetli nefrettir. Bu ayet bir önceki ayetin anlamının analizidir. Allah Teala insanın yapmadığı bir şeyi söylemesinden nefret eder. Zira bu davranış nifak mısdaklarından birisidir."

Allame sözünün devamında şöyle demektedir: "Eylemsiz söylemin iki şekli olabilir: bazen insan bir söz söyler ancak onu eyleme dökme düşüncesi hiç yoktur ki bu bir tür nifaktır. Bazen de bir söz söyler ancak sonrasında onu eyleme dökmez ki bu da irade zayıflığından kaynaklanmaktadır. İrade zayıflığı da insanın saadete ermesine engeldir."

Her ne kadar sonraki ayetlerin siyakından dolayı bu ayetin hitabı savaştan kaçıp Allah Resulü’nü ve ashabını yalnız bırakanlar olsa da, ayetin zahirî manası mutlaktır. Dolayısıyla her çeşit söz ve eylem farklılığına ve sözden dönmeye şamil olmaktadır. Bunun delili, Emirülmüminin Ali’nin (a.s) Malik-i Eşter’e yazdığı emirnamedeki buyruğudur:

"İnsanlara söz verip sözünden dönmekten sakın. Zira sözden dönmek Allah’ın ve halkın şiddetli nefretine neden olur. Allah şöyle buyurmaktadır: Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır."

İmam sözden dönmenin kötü ve istenmeyen bir şey olduğunu beyan etmek için yukarıdaki ayeti zikretmektedir. O halde ayet mutlaktır ve söz ve eylem farklılıklarının tümünü kapsamaktadır.Başka bir ayette de İsrail Oğullarını yermek için şöyle buyurmaktadır:

اَتَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

"(Ey âlimler!) Sizler Kitabı (Tevrat’ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği (birri) emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?"

Eminu’l-İslâm Tabersî (r.a) Mecmau’l-Beyan adlı eserinde "birr"den kastın Allah Resulü’ne iman etmek olduğunu beyan etmekte ve Yahudî âlimlerine hitap ettiğini söylemektedir. Zira yakınlarına ve akrabalarına Tevrat’ta müjdesi verilen gelecek son peygambere iman ve yardım etmeleri telkininde bulunuyor ancak yine kendileri Tevrat’ta sıfatlarıyla anlatılıp müjdesi verilen İslâm Peygamberini inkâr ediyor ve sonuçta Tevrat’a asi oluyorlardı. Bundan dolayı bu ayet onları kınamakta ve kötü ve münafıkça davranışlarından ötürü onları yermektedir. Ardından da aynı zamanda cevap da olan şu soruyu sormaktadır: Acaba başkalarını iyiliğe davet edip kendinizin ona amel etmemesi gibi kötü bir davranış hakkında düşünüp aklınızı kullanmaz mısınız?

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar