islami psikolojinin varsayımları

04 December 2025 31 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 8

Başka bir yerde ise, hakkı ızhar eden ve onu korumaya eğilimli olduğunu belirten ikiyüzlülerden söz etmektedir. Ancak bunlar, sözkonusu hakkı savunma ve koruma vakti geldiğinde bundan kaçınıp yerlerinde oturma sevdalısıdırlar. İşte bu sevda ve ''gönül rahatlığı'' onları yerlerinde oturmaya sevk etmektedir. Bu gurubu oturmaya sevkeden ve savaştan kaçınmalarına sebep olan etken, aslında onların gelecekte de bu ameli tekrar işleyeceklerini ve asla savaşmayacaklarını açıklayan etkendir. Sonuç olarak, bazen bu çekici etkenden ''gönül bağlamak/sevgi beslemek'' kavramıyla söz etmektedir. Semud kavminin apaçık yolları bilmelerine rağmen uygunsuz işlerine gönül bağladıklarını ve karanlık yollara düştüklerini vurgulamaktadır.

Bu çekicilik, kimi zaman çok güçlü bir çehre olarak karşımıza çıkmaktadır. Kur'an, bazı insanların amellerinden söz ederken bu tür bir çekicilikten bahseder. Örneğin Musa (as)'ın takipçilerinin buzağıya tapmasından söz ederken o altın buzağıya duyulan geniş hayranlık ve bağlılıktan bahseder. Kur'anın ifadesiyle, onların çorak yüreklerine su serpen bir pınar misali sevgi beslemişlerdi. Züleyha'nın Yusuf'a (peşinden gidip gömleğini yırtması) yaptığından söz ederken de ''gönül bağlamak''tan bahseder; bu sevgi, Züleyha'nın kalbini esir almıştı. Yusuf'un (Züleyha'nın elinden firar etmesi) yaptığından söz ederken de farklı bir çekicilikten bahsetmektedir. Zira bu defa gönül bağlama değil, gönlü adamaktır. Yusu, gönlünü Allah'a adamıştır. Bundan dolayı, Züleyha'nın isteğine yüz çevirerek karşılaştığı sıkıntı; yani zindanı daha çok sevmişti; bu gönül adaması, müminin Allah'ı gayrısı olan herşeyden daha çok sevmesine vesile olmuştur. Buna benzer çekici başka etkenlerden biri de ''tutku'' kavramıdır.

Öte taraftan, amel'in kaynağı bazen de nefret veya firardır. Bu da ufak tefek kaçamaklardan en acı ve sert nefretlere kadar oldukça genişçe bir alanı kapsamaktadır. Kur'an daha mülayim firarlardan söz ederken ''korku ve kerahet'' kavramlarını kullanır. Musa (as), Firavundan kaçışını ''korku''dan bilmektedir. Başka bir örnekte de iman getirdikten sonra küfre girenlerin amellerinden söz etmekte ve bunlar hak ve batılı bilmelerine rağmen dinden çıktıklarını belirtmektedir. Bu ameller, kerahet ve sıkıntıya tevessül ederek haksöze karşı duydukları rahatsızlığı açıklarlar. Sıkıntı ve kerahet, bu fertleri hakka karşı bıkkınlık duyan başkalarının peşinden gitmesine sebep olmuştur. Başka bir yerde de aşırı nefretler amelin temelini teşkil eder ve ''buğz'' ve ''kin'' kavramlarını kullanır.

Çekicilik ve firar çeşitli yönleriyle insanın davranışının kaynağı olabilir. Amelin bu kaynağını ''arzu'' olarak da adlandırmak mümkündür.

İslami kaynaklar, insanın davranışından söz ederken marifet/bilgi ve arzu dışında başka kaynaklardan da bahsetmektedir. Ayetler ve hadislerde bireyin ''irade''sine özellikle vurgu yapılmaktadır. Buna en iyi örnek, savaşın zorluğu ve can alıcı yönü karşısında tedirgin olan bir gurubun diğerlerine savaştan vazgeçin ve şehre geri dönün demeleridir. Bir diğer gurup da bu gurubun daveti üzerine, evlerinin korunaklı olmayışını, eşleri ve çocuklarının düşman tarafından saldırıya uğrama tehlikesini hatırlatarak peygamberden evlerine dönmek için izin istediler. Oysa, evleri korunaklı ve aileleri de güvendeydi. Allah bunların söyledikleri ve yaptıklarını açıklarken ''firara irade ettiklerini'' belirtmektedir. Başka bir ifadeyle, onlar şehre geri dönmek için firara karar vermişlerdi. Yoksa evleri ve aileleri gerçekten korumasız değildi. Bu sadece kalben karar verdikleri şeye bahane üretmekti.

Bu anlamda kullanılan kavramlardan biri de ''niyet''ti. Niyet, bir ameli yerine getirmeye irade etmek ve istemektir. Örneğin, kendi ihtiyaçları olmasına rağmen sırf ''Allah'ın rızasına mazhar olabilmek için'' muhtaçlara veren kimseler gibi. Bu davranışın temelinde söz konusu muhtaçların gönlünü almak veya teşekkürlerine nail olmak için değildi. Bu davranış, ancak taşıdığı niyet ve irade ile açıklanabilir, aksi takdirde söz konusu davranışın bir anlamı olmayacaktı. Teşekkür ve karşılık beklentisinin reddedilmesi, yanlış ve dar düşünen muhatapların ıslahına yöneliktir. Bu açıklamalara dayanarak, amel'in diğer bir kaynağının da ''irade'' olduğunu söyleyebiliriz.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar