Rivayetlerde de, Kur'ân-ı Kerim ayetlerinin şahitliğiyle işlerin Peygamber'e (s.a.a) havale edilmesi meselesi muhtelif şekillerde gündeme getirilmiştir. Pek çok rivayet, "Peygamber size ne verdiyse onu alın, size
ne yasakladıysa ondan da sakının" ayetinin deliliyle işleri Peygamber'e (s.a.a) havale etmeyi ve din işlerini ona bırakmayı emreder; neyi helal sayarsa helaldir, neyi haram ederse haramdır ve halkın işlerinin Peygamber'e havale edildiğinden bahseder.
Peygamber'e İtaatin Sınırları
Peygamber'e itaat konusunda tartışılan meselelerden biri de müminlerin itaat ederken tabi olmaları gereken sınırlardır. Ayetler ve bu mesele hakkında nakledilen rivayetler Peygamber'e itaati Allah'a itaat seviyesinde kabul eder. Ne bu ayetler, ne de diğer ayetler bu konuda belli bir sınır tayin etmiş değildir. Allah'a itaat mutlak olduğu ve Allah'a itaatte bir sınır tasavvur edilmediğine göre Peygamber'e itaat de aynı mutlaklığa sahiptir. Bu doğrultuda, "Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin, sizden
olan ululemre de" ayetini tefsir eden müfessir ve âlimler, "ululemr"e itaat de mutlak olduğundan, ululemrin masumiyetini ispat etmeye çalışmışlardır; çünkü masumiyet olmaksızın hiç kimse mutlak itaate layık olamaz.
Peygamber'in Siyasî Hâkimiyetiyle İlgili Diğer Ayetler
Bu konuya dair ayetlerde, Peygamber'e itaatin bireysel ve toplumsal bütün işleri kapsadığı beyan edilmiştir. Burada biz, örnek olarak "Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının" ayetinin nüzul sebebinden bahsedeceğiz. Mesele ganimetin bölüşülmesiyle ilgilidir. Ayetin nüzulüne sebep olan olay, hem toplumsal hem de bireysel menfaatlerle alakalıdır. Bu olayda, Peygamber'in umumi gelirler hakkında karar verici olduğu, maslahat icabı ganimeti, savaşa katılanlar arasında eşit olmayan bir biçimde bölüştürebileceği hakikatinin aşikâr olduğuna işaret edilebilir. Her ne kadar bu ayetin manası genelse de Peygamber'in bütün buyruklarını -rivayetler de bunu beyan etmektedir- kapsamaktadır.
Peygamber'e İtaat Hakkında Şüpheler
Peygamberlere (a.s) itaat konusunda, bir kısmı doğrudan din meselesi ve dinin insanların hayatındaki rolüyle ilgili, diğer kısmı özellikle İslâm diniyle alakalı bazı şüpheler ortaya atılmıştır. Birinci kısım hakkındaki tartışma bu makalenin mevzusu dışındadır ve bağımsız bir araştırmaya ihtiyaç duyar. Bununla birlikte, Kur'ân-ı Kerim'de hem önceki peygamberler söz konusu edildiği, hem de din hakkında genel meseleler gündeme getirildiğinden ikinci kısım hakkında yapacağımız açıklamalarla belli ölçüde birinci kısım da izah edilmiş olacaktır.
Bazıları Kur'ân-ı Kerim ayetlerine dayanarak dinin halkın günlük hayatıyla irtibatı olmadığı ve Peygamber'in mümin toplum üzerinde hâkimiyeti bulunmadığı sonucuna varmışlardır. Hz. Peygamber'i, sadece, mebde ve meâd konusundaki mesajı tebliğ etmek üzere Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olarak tanıtmışlar, dini de yalnızca bu iki meseleye odaklanmış bir şey biçiminde tefsir etmişlerdir. Bu yüzden de topluma liderlik ve bireysel hayata müdahaleyi peygamberlerin görev alanı dışında saymışlardır. Önceki bahislerde belli ölçüde Kur'ân-ı Kerim'e göre dinin ve Peygamberlerin konumu meselesinden bahsetmiştik. Burada ise doğrudan Peygamber'in toplumsal olmayan işlerdeki göreviyle ilgili ayetleri ele alacağız.
Kur'ân-ı Kerim'de Peygamberin Sakındırıldığı Şeyler
Peygamber'in sakındırıldığı şeyler olduğuna delil getirilen ayetlerden biri, Hz. Peygamber'e hitap eden şu ayettir:
"Senin yapacağın bir şey yoktur; ister tövbelerini kabul eder, ister onlara azap eder"
Bu ayet, ayetin siyakından ve müfessirlerin açıklamalarından anlaşıldığı üzere, Müslümanların Uhud Savaşı'nda yenilmesi hadisesiyle ilişkilidir. Uhud Savaşı'nda yenilgi alınmış, Bedir savaşında ise zafer kazanılmıştır. Ayet, Hz. Peygamber'in (s.a.a) Allah tarafından gönderildiğini ve bu yenilginin onunla ilgili olmadığını anlatmak istemektedir. Bunun delili, Müslümanların belli bir konumdan mı nasiplendiklerinden şüphe duymalarına cevaben Allah'ın bütün her şeyi kendisine tahsis ettiğini bildiren sonraki ayettir:
"Hepsi tamamen Allah'a aittir"
Bununla birlikte ayet, bazı rivayetlerde olduğu gibi, Hz. Ali'nin (a.s) velayetinin haber verilmesine dair Hz. Peygamber'in (s.a.a) kaygısıyla ilişkilendirilse bile makbul bir çıkarım için yeterli görünmemektedir. Çünkü her şeyden önce söz konusu rivayetlerde eleştiri, ayetin hiçbir işin Peygamber'in (s.a.a) elinde olmadığını söylediğini zanneden kişi tarafından yöneltilmiştir. İmam (a.s) "Peygamber size ne verdiyse onu
alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının" ayetini delil getirerek bu iddiayı çürütmüş, Allah'ın her şeyi Peygamber'in (s.a.a) yetkisine bıraktığını ifade etmiş ve sonra ayetin, Peygamber'in (s.a.a), Hz. Ali'nin velayetini açıklaması bağlamında düşmanlardan çekinmesiyle ilgili olduğu biçiminde müşahhas hale getirmiştir.
İkincisi, diğer ayetlerle birlikte düşündüğümüzde ayetin, Allah'ın
Peygamberi'ne yasakladığı hidayet meselesiyle ilgili olduğu anlaşılacaktır: