ki (...) verdiğin hükmü (...) kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar" ayetinde de önceki ayetlere atıfta bulunarak, başta "Allah'a itaat edin, Resule itaat edin..." ayetinin geldiğini, daha sonra da, "ne zaman insanlara Allah'ın indirdiği şeye doğru ve Resulün yanına gelin söylense münafıkların Resule sırt çevirdiği" meselesine yöneldiğini görüyoruz. Sonra bu külli hüküm bütün peygamberler hakkında "Biz her peygamberi, Allah'ın izniyle ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik" şeklinde söz konusu edilmiştir. Daha sonra da konumuz olan ayet nazil olmuş ve müminleri, birincisi, peygamberi kendi aralarında hakem tayin eden, yani onu hakem yapmaya mecbur tutan; ikincisi de canı gönülden onun hükmüne razı ve teslim olan kimseler olarak göstermiştir. Sonraki ayette, Peygamber (s.a.a) tarafından sadır olma ihtimali bulunan ahkâmdan birini "Eğer onlara birbirlerini öldürme veya şehir ve diyarlarından çıkma emri verseydik çok azı dışında bunu yapmazlardı" içeriğiyle izah eder. İmam Sadık'tan (a.s) bir rivayette "Hayır, Rabbine andolsun ki (...) iman etmiş olmazlar" ayetini izah ederken şöyle denmektedir:
"Şayet bir kavim bir tek olan ve şeriki bulunmayan Allah'a ibadet eder, namazı kılar, zekâtı verir, Beyt'i hacceder ve Ramazan ayı orucunu tutar da sonra kalkıp Allah'ın veya peygamberin yaptığı şeye itiraz edip neden bunun aksini yapmadığını söylerse yahut dile getirmese bile kalbinde böyle bir şey bulursa müşrik olmuş demektir." Sonra "Hayır,
Rabbine andolsun ki (...) iman etmiş olmazlar" ayetini okudu. Sonra Ebu Abdullah'a dedi ki: "Teslim olmak görevinizdir."
Üçüncüsü, Peygamber'in (s) hükmünün tahkim yargıçlığına hamledilmesi için -daha önce de izah edildiği gibi- delil konusu yapılan ayette mesele gayet açıktır. Çünkü orada esas itibariyle sözü edilen, işlerde hüküm vermeye hamledilmesini kabul etmek veya kabul etmemek değildir. Bilakis tartışma, ne zaman Allah'tan ve Resulünden zorunlu bir emir sadır olsa artık müminlerin tercih hakkı bulunmadığı, yani normal olarak onların tercihine bağlı işlerin bile Allah ve Resulünün hükmüyle ellerinden alınacağı üzerinedir. Bu mesele, Peygamber'in (s.a.a) hükmünün, muhtelif konularda verdiği bütün buyrukları kapsadığını anlatmaktadır. Hatta bu hükümlerle amel edilmesi, kendisi hazır bulunsa da bulunmasa da uygulanması lazım gelenler cümlesindendir. Onun yokluğunda da olsa eğer ortaya Peygamber (s.a.a) tarafından hükmü verilmiş bir mesele çıksa onunla amel etmek gerekir.
4. Peygamber'i (s) Toplumsal İşlerde Eksen Olarak Tarif Eden Ayetler
Toplumda Adaleti Sağlamada Peygamberler'in Eksen Olması
Kur'ân-ı Kerim, peygamberlerin bisetinin hedeflerinden birini toplumda adaleti sağlamak olarak tarif eder:
"Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik."
Sosyal adalet, tarih boyunca beşer toplumlarının arzularından biri olmuştur ve hala da böyledir. Bir şekilde toplumun idaresini üstlenmiş veya üstlenmek isteyen kimseler adaleti topluma müjdelerler. Allah da peygamberleri (a.s) aynı hedefle insanların arasına göndermiş; Kitap ve Mizan'dan oluşan gerekli araçları onların istifadesine sunmuştur. (Peygamberler konu olduğunda adaletin, insanın maddi hayatından çok daha geniş bir daireyi kapsadığını söylemeyi ihmal etmeyelim.)
Ayet-i şerifte mevcut bulunan -ve Allah'ın değiştirilemez sünnetlerinin parçası olan- nokta, halkın Allah'ın teşrii hidayetini kabul etmede özgür olduğudur. Bu sebeple peygamberlerin liderliği güç ve zorlama temelinde değil, iman esasına göre gerçekleşir. Bu ayette de toplumda adaleti gerçekleştirmenin eksenleri olarak masumların liderliği ve kanunu teminden sonra adalet için kıyam, halkın uhdesine verilmiştir. Şaşırtıcı olan şudur ki, toplumun ıslahı için zorunlu şeylerden biri olan zorlayıcı erk, sonraki aşamaya bırakılmıştır ve burada hedef de peygamberlere (a.s) ve Allah'a yardım olarak beyan edilmiştir:
"Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür."
Sonuç itibariyle, peygamberler (a.s) vesilesiyle toplumda adaletin icra edilmesi onlara imandan sonra gerçekleşecektir. Bu aşamadan önce -daha önce geçtiği gibi- onların görevi, kâfirlerin ve müşriklerin iman etmesi için ikazdır. Aslında bu da adaletin bir başka türüdür. Çünkü Kur'ân-ı Kerim'in mantığında "Şirk en büyük zulümdür." Buradan, neden bir kısım peygamberlerin (a.s) halkın liderliğini üstlenmedikleri sorusunun cevabı da verilmiş olmaktadır. Bunun sebebini muhatapları olan kavimler tarafından kabul görmemelerinde aramak gerekir. Öyle ki onlara tabi mümin bir toplumun gerçekleşme şartları henüz hazırlanmış değildir.
Sosyal İşlere Katılma Sırasında Peygamber'den (a.s) İzin Almak
Nur suresinde Allah, toplumsal işlerde Peygamber'in (s.a.a) eksen olduğunu vurgulamakta ve müminleri bu işlerde ona tabi olan kimseler olarak göstermektedir: