Kur'ân'a Göre Hz. Peygamber'in Toplumsal Liderliği

04 December 2025 39 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 10

Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a) teşriî velayeti konusunu ve bunun anlamını aydınlatmak için şu noktaya dikkat etmek zaruridir: Peygamber'in (s.a.a) teşrii velayeti hakkında konuşurken kastedilen, toplumun işlerinin yürütülmesi ve yasama meselesidir. Bu, ister halkın seçimiyle gerçekleşsin, ister diktatör devletlerdeki gibi zorbalıkla, ister Allah tarafından atanmak suretiyle olsun tüm alanlarda bir kişi tarafından toplumun üzerinde hâkimiyet ve velayetin var olması gereğini konu eden, toplumun bir emirinin bulunması zarureti ve emaret bahsinin kendisidir. Çünkü halkın bir şahsı işlerin idaresi için seçtiği ve işlerin çekip çevrilmesini kendisine devrettiği yerlerde bile toplumun idaresi için kanun vazetme, onları icraya ve yasaları çiğneyenleri cezalandırma mecburiyeti vardır. Hatta bundan hoşnut olmasalar dahi bireylerin şahsi işlerinin çoğuna da müdahalede bulunulur. Bundan dolayı toplum için devleti kabul etme zorunluluğu, toplumun işleriyle ilgili olarak hâkime ait bir velayet tarzını kabul etmeyi gerektirir.

Ayetullah Cevadi Âmulî'nin, makalesine yöneltilen eleştiriye verdiği cevapta da geçtiği gibi, velayetin "yeterlilik" konusuna mahsus kabul edilmesinin fıkıh bablarında bile birçok çelişkileri vardır. Çünkü kaza, hudud, cihad, emri maruf ve nehyi münker, hatta kızların izdivacı, Cuma namazı gibi muhtelif bablarda, hiçbiri yeterlilik sahibi olmayanın mütevellisi meselesiyle bağı bulunmayan imam, fakihler, baba vs. tarafından üstlenilen velayetlerle karşılaşıyoruz. Hatta Cuma namazı babında bir grup fakih, bazı rivayetlere dayanarak İmam-ı Masum'u (a.s) namazı icra edecek mütevelli kabul etmiş ve gaybet zamanında namazın ikamesini caiz görmemiştir.

"Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha önceliklidir" ayeti hakkında, ayetin zâhirinin -Ayetullah Cevadi Âmulî ve diğer müfessirlerin söylediği gibi- Peygamber'in (s.a.a) müminlerin velayetiyle ilgili değil, müminlerin kendileriyle ilgili olarak önceliği bulunduğuna delalet ettiği belirtilmiştir. Hairî'nin sözünden anlaşılan ve Peygamber'in (s.a.a) onlara önceliğinin anlamı ise onların işleri ve hallerinde öncelik sıralaması bulunduğudur. Nitekim eğer Peygamber (s.a.a) bir konuda karar alırsa, hatta onların şahsi işleriyle irtibatlı bile olsa o konuda fikir beyan etmede artık sıra kendilerine gelmeyecektir. Fakat eğer Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a) görüşü yoksa -müminlerin eliyle sağlıklı biçimde idare edilen çoğu işte olduğu gibi- onlar bizzat işleri çekip çevirmekle meşgul olabilirler. Tıpkı bu mevzunun "Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur"2 ayetinden çıkarılması gibi. Çünkü bu ayet-i şerifenin nazil olmasının sebebi, Peygamber'in (s.a.a) şahsî bir işe, yani Zeyneb Bint-i Cahş'ın evliliğine yanlış bir toplumsal geleneği bertaraf etmek için müdahalesi ve hüküm vermesiydi. Ayet, Hz. Peygamber'in müminlerin şahsi ve toplumsal işlerindeki önceliğini beyan etmektedir.

Öyle anlaşılıyor ki Peygamber'in (s.a.a) ismeti göz önünde bulundurulduğunda O'nun bireylerin şahsi işleri üzerinde nereye kadar velayeti bulunduğundan bahsetmek manasızdır, her ne kadar diğer tartışmalarda velayet-i fakihin çerçevesini belirginleştirmek için gerekli bir iş gibi gözükse de. Bu yüzden burada bu meseleden sarf-ı nazar ederek Allame Tabatabaî'nin "Peygamber, müminlere kendi nefislerinden..." ayeti hakkındaki sözüyle konuyu nihayete erdiriyoruz:

Müminlerin nefisleri, müminlerin kendileridir. Öyleyse ayetin anlamı, Peygamber'in (s.a.a) onlara onlardan önceliği vardır ve önceliğin anlamı da, onlarla başkaları arasında bir iş ortaya çıktığında Peygamber'in (s.a.a) tarafının rüçhaniyetidir. Şu halde özetle, mümin kendisi için korunma, muhabbet, murakabe, üstünlük, daveti kabul etme ve iradeyi hayata geçirmeye kail olsa da Peygamber (s.a.a) o işe kendisinden önceliklidir. Eğer bunlardan birinde Peygamber (s.a.a) ile kendisi arasında bir durum doğsa Peygamber'in tarafının ona rüçhaniyeti vardır.

Rivayetlerde de bu konu çeşitli şekillerden ifade edilmiştir. "Veliniz sadece Allah'tır..." ayeti hakkındaki rivayete dair tartışmayı (çalışmada)

sonraki bölüme bırakıyoruz. "Peygamber, müminlere kendi

nefislerinden..." ayeti hakkında da Şia ve Ehl-i Sünnet'ten, Peygamber'in (s.a.a) bu ayet-i şerifeye istinaden Hz. Ali'yi (a.s) insanların velayetine tayin ettiğine ve "Ben kimin mevlasıysam Ali de onun mevlasıdır" buyurduğuna ilişkin pek çok rivayet nakledilmiştir. İmam Musa b. Cafer'den bir rivayette, Peygamber'in (s.a.a), vefatından on dokuz gün önce bu meseleyi üçüncü kez halka beyan ettiği nakledilmiştir.

Başka bir rivayette İmam (a.s) ve Peygamber'in (s.a.a) velayeti babanın oğlu üzerindeki velayetine benzetilmiştir. Buna göre oğlun babasına itaat etme gereği vardır ve eğer oğul fakirse baba da onun harcamalarını üstlenmelidir. Bu durumda müminlere de Peygamber'e (s.a.a) itaat etmeleri farzdır ve Peygamber de (s.a.a) onlarla dayanışmayı sorumluluğuna almalıdır. Sonra aynı makam Hz. Ali (a.s) ve diğer

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar