Kur'ân'a Göre Hz. Peygamber'in Toplumsal Liderliği

04 December 2025 39 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 10

"Müminler, ancak Allah'a ve Resulüne inanmış kimselerdir. Onunla bir iş üzerinde birlikteyken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. İşte bunlar Allah'a ve Resulüne inanmış kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde sen de onlardan dilediğine izin ver, onlar için Allah'tan bağışlanma dile."

Bu ayet-i şerife, müminlerin liderliği rolünü Peygamber'e (s.a.a) vermekte, toplumsal işlerin şahsi işlere olan önceliğini beyan etmekte ve sosyal işlerde hiç kimsenin başına buyruk davranmaya, kendi görüşüne göre hareket etmeye hakkı olmadığı uyarısında bulunmaktadır. Bütün bu işler Peygamber'in (s.a.a) izniyle yürütülmelidir. Tabii ki Peygambere de talimat verilerek, kişilerin şahsi sorunlarını gidermek için ondan izin istemelerine müsaade edilmiştir. Fakat bu izin de Hz. Peygamber'in (s.a.a) isteğine bağlıdır. Sonraki ayette de bu eksen oluşa bir başka şekilde dikkat çekilmekte ve bir lider olarak Peygamber'in (s.a.a) daveti başkalarının davetinden ayrı telakki edilmektedir. Onun buyruklarına muhalefetin, fitne çıkması veya azap inmesi biçimindeki zarar verici etkilerine odaklanılmaktadır:

"Peygamber'i kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. İçinizden, birini siper edinerek sıvışıp gidenleri muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeple, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar." Allame Tabatabaî bu konuda şöyle buyurur:

Resul'ü çağırmak, insanları herhangi bir işe çağırmaktan ibarettir. Tıpkı imana ve salih amele, toplumsal işlerde meşverete, Cuma namazına çağırma, dünyevi veya uhrevi işlerinde onlara talimat vermek gibi. O halde bunların hepsi Peygamber (s.a.a) tarafından yapılmış çağrılar sayılır.

Böylelikle ayetlerin siyakına bakınca, Resul'ü çağırmaktan muradın insanların Allah'ın Resulü'ne başka insanlara seslenir gibi ismiyle seslenmesi veya "muhalefet edenleri sakındır"daki emre muhalefetten maksadın Allah'ın buyruğu olması ihtimali ortadan kalkmaktadır. Bu ihtimalleri doğru saysak bile Peygamber'in (s.a.a) toplumsal işlerde eksen olmasına dair ayetlerdeki berraklık yerinde kalacaktır.

Peygamber'in (s.a.a) Toplumun Mali İşlerinde Eksen Olması

Toplumsal işlerdeki önemli eksenlerden biri de mali faaliyetlerdir. İslâm'da toplumsal adaletin gerçekleşebilmesi için üç önemli eksen göz önünde bulundurulmuştur. Bunların her üçü de toplumun lideri olarak Peygamber'in (s.a.a) tasarrufuna verilmiştir. Zekât, hums ve enfal bu üç ekseni oluşturur. (Gerçi vacip ve müstahap sadakalar ve kefaretler de bu alanda ele alınabilir ama bunların daha çok bireysel boyutu vardır ve öngörülebilir de değildirler.)

Allah, Peygamber'i (s.a.a) zekât işlerinin mütevellisi tayin etmiş ve müminlerden, Allah ve Peygamber (s.a.a) tarafından kendilerine verilmiş paya rıza göstermelerini istemiştir: "Eğer onlar Allah ve Resulünün kendilerine verdiğine razı olup, 'Allah bize yeter, yakında bize Allah da lütfünden verecek, Resulü de. Biz yalnız Allah'a rağbet edenleriz' deselerdi…"

Bireylerin payını ve zekât alacakları belirleyen peygamberdir (s.a.a). Buna ilaveten, uygulama alanlarından biri olan "Allah yolunda" kalemi, harcama sırasında gözetime ihtiyaç duyulmaktadır.

Enfal ve hums da zekât gibidir; bunun dışında enfal, sadece Allah'a aittir:

"Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir."

Fakat humusta başka bireyler de ortaktır:

"Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resulüne..."

Burada önemli olan ve her iki babın rivayetlerinin delalet ettiği şey, Peygamber'in (s.a.a) ve ondan sonra da İmam'ın (a.s) hums ve enfal üzerindeki gözetimidir. Öyle ki bu ikisi onların nazarı altında sarf edilecektir. Her ne kadar Peygamber (s.a.a) ve İmam (a.s) şahsî işleri için bu iki kaynaktan yararlanabileceklerse de en önemli sarf kalemi devlet işlerinin idaresi ve toplumsal adalet içindir. Bu rivayetler arasında, humsun vacip olduğu alanları beyandan sonra şöyle buyrulmuş bir hadis vardır:"Allah'ın hissesi ve Resulullah'ın payı vardır. Resulullah'tan sonra da ululemrin payı vardır."

Rivayetin devamında velayet sahibi, humsu diğer ortaklar arasında taksim eden kişi olarak tanıtılmaktadır. Eğer onların ihtiyaçları giderildikten sonra artarsa onu vâliye ait sayar, yok eğer eksik kalırsa onu tamamlama görevi yine velayet sahibinin omzundadır.

Velayet sahibinin nezdindeki malların harcanması hakkında da şöyle buyurur: Bundan sonra mallar Allah'ın dinine yardım, İslâm'ı takviyeye yarayacak maslahatta, içinde umumun maslahatı bulunan cihat ve benzeri cihetlerde dinin kuvvetlendirilmesi için kullanılır, bunda az ya da çok kendisi için pay yoktur.2

Bunun ardından ganimetler meselesine girer ve onu Peygamber'in (s.a.a) ve sonra da velayet sahibinin tasarrufuna bırakır.

Başka rivayetler de aynı muhtevayı nakletmişlerdir.

5. Müminleri Peygamber'e (s.a.a) İmana Çağıran Ayetler

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar