Allah’ın asıl emriyle Havva’nın çıkardığı sonuca göre anlattıkları arasındaki ihtilaflar şunlardır:
Allah’ın asıl emri:
1- Allah, buyurdu, dedi.
2- Bahçede istediğin ağacın meyvesinden yiyebilirsin.
3- İyiyle kötüyü bilme ağacı
4- Sen
5- Yeme
6- Ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.
Havva’nın anlatışı
1- Allah dedi.
2- Bahçedeki ağaçların meyvesinden yiyebiliriz.
3- Bahçenin ortasındaki ağaç
4- Siz
5- Ondan yemeyin ve ona dokunmayın.
6- Yoksa ölürsünüz.
Bu ihtilaf noktaları aslında şunlara sebep olmuştur: İlahi kudret ve velayetin küçültülmesi (1. nokta), cömertliğin bol hevesli bir izin türüne çevrilmesi (2. nokta), kendisinin sanki hiç önemi yokmuş gibi, ağacın öneminin mekâna dayalı (=bahçenin ortasında) bir önem seviyesine düşürülmesi (3. nokta), yapılmaması gerektiği halde Allah’ın emrine dehalet ve üzerinde tasarruf, nitekim Eski Ahit’te şöyle yazar:
“O’nun sözüne bir şey katma, yoksa seni azarlar, yalancı çıkarsın.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 30:6) “Size verdiğim buyruklara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın.” (Yasanın Tekrarı 4:2) (4. ve 5. noktalar) ve buyruğun kuvvetinin azaltılması (6. nokta).
Bu değiştirmeler, eksiltmeler ve fazlalaştırmalar, tesadüfî olamayacak kadar veya bir kimsenin konuşmasındaki sözleri naklederken yapılan basit değişiklikler sınıfında olamayacak kadar hesaplı ve önemliler. Bunlar Havva tarafından yılan (=Şeytan) karşısında gösterilen, telkinlere açık olma, hatta kabule hazır olma durumudur. Eğer mesele sadece Havva’nın Şeytan tarafından kandırılması olsaydı, Havva’nın, Şeytan vesvesesine başlamadan önce pak ve garezsiz bir şahıs olması gerekirdi. En azından Allah’ın emrini olduğu gibi aktarmalıydı, muhtelif şekillerde önemini, gücünü ve değerini azaltarak değil. Havva, Şeytan vesvesesine başlamadan önce ortamı onun için hazırlamış ve Şeytan, Havva’da olan kabiliyeti yeşertmiştir. (Kimelman; 1999: 244-245)
Bununla beraber Eski Ahit, insanın dünyaya inişini Havva’nın hatasına bağlıyor, hem de yılanın (=Şeytanın) tahrikiyle. Havva Âdem’i itaatsizliğe sürüklüyor ve neticede ikisi de dünyaya inmeye ve ilahi cezaya maruz kalıyorlar.
Yeni Ahit’te iki yerde yaratılış hikâyesine ve dünyaya inişe değinilmiştir ve her ikisi de elçi Pavlos’un mektuplarındadır. Orada da Eski Ahit’teki rivayetin aynısının kabul edildiği görülmektedir. Pavlos diyor ki:
“Ne var ki, yılanın Havva’yı kurnazlığıyla aldatması gibi, düşüncelerinizin Mesih’e olan içten ve pak adanmışlıktan saptırılmasından korkuyorum.” (2. Korintliler 11: 3) Başka bir yerde de şöyle söylüyor: “Çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Âdem değildi, kadın aldatılıp suç işledi. Ama doğum yapıp kurtulacaktır; yeter ki, sağduyuyla iman, sevgi ve kutsallıkta yaşasın.” (1. Timoteos 2: 13-15)
Zikretmeye değer bir nokta Pavlos’un Mesih’e yönelmeden önce Hıristiyanların peşine düşüp eziyet eden mutaassıp Yahudi zümresinde olmasıdır. (Hocks 1377: 328) Bu yüzden Yahudilik inançlarını Hıristiyan olduktan sonra da korumasında şaşılacak bir şey yoktur. Böylece Havva’nın yaratılış hikâyesi ve Âdem’in dünyaya inişindeki taksiri, makbul bir miras gibi Hıristiyan kilisesine geçmiştir.
Eski Ahit’teki Hikâyenin Düşünsel ve Toplumsal Tesirleri
“Eski çağlarda kadının zalimce ve tahammül edilemeyecek vaziyeti Kutsal Kitap’ta gün yüzüne çıkmaktadır. Eski ve Yeni Ahit’in yazarları, kendi dönemlerinin adamlarıydılar. Kendi dönemlerinin önyargılarından bağımsız ve uzak olduklarını düşünmek sığ görüşlülük olur. Aslında Kutsal Kitap, modern çağ kadınları, hatta genel olarak modern çağ insanı için sarsıcı ve kabul edilemez birçok konu içermektedir. Modern çağ kadınlarının kendilerine dair tasavvurları; bir ölçüde bağımsız ve kendi kaderlerini belirleme hakkına sahip şahıslar oldukları şeklindedir. Şimdi ise Kutsal Kitap’ta yazılanlara bakıldığında, kadın kocasına, sanki kölenin sahibine veya halkın sultanına hitap ettiği gibi hitap ediyor. On Emir’de bir adamın karısı, o adamın inek ve eşek türünden mallarının yanında zikrediliyor:
“Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.” (Eski Ahit, Mısır’dan Çıkış 20: 17)
Aynı zamanda koca karısını boşayabiliyordu ama kadın boşanmayı isteyemiyordu. Kadının gayrimeşru ilişkisinin ve ihanetinin ağır cezaları vardı ama kocanın ihaneti sadece başka bir erkeğin hakkını çiğnediğinde, yani kocası olan bir kadınla gayrimeşru ilişki kurduğunda cezalandırılıyordu. Erkek, kendi kızlarını, kendi köleleri gibi satabiliyordu. Karı-kocanın çocuğu olmadığında sorunun kadında olduğu düşünülüyordu. Özetle kadınların hukukî ve toplumsal vaziyeti, bağımlı ve ikinci sınıf varlık durumundaydı. Yahudi kavminin dualarından biri şuydu: “Allah’ım, beni kadın olarak yaratmadığın için sana şükrediyorum.” (Van Nieuwenhuijze 1985: 135-140)