Kur’an’ın ve Kutsal Kitabın Kadına Bakış

04 December 2025 28 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 6

“Şeytan, ona vesvese verdi de ey Âdem dedi, sana ebedilik ağacını ve zeval bulmayacak devleti göstereyim mi?... Ve Âdem, Rabbinin emrine karşı geldi de umduğundan mahrum oldu.” (Ta-Ha/120-121)

Yine başka bir ayette şöyle okuyoruz:

“Andolsun, biz bundan önce Âdem’e ahid vermiştik, fakat o, unuttu. Biz onda bir kararlılık bulmadık.” (Ta-Ha/115)

Bu yüzden bu hatadan tövbeyi de Âdem’e bağlıyor:

“Âdem, Rabbinden bazı sözler belledi de Allah tövbesini kabul etti.” (Bakara/37)

Kur’an’ın bu bakış açısı Yeni Ahit’te tamamen ve açıkça farklıdır:

“Aldatılan da Âdem değildi, kadın aldatılıp suç işledi.” (1. Timoteos 2: 13)

“Aziz Pavlos’un bu sözleri o kadar ciddiye alındı ki Kilise’deki pederler şu sonuca vardılar: “Yılan Havva’nın yılanı ve Havva Âdem’in yılanıydı.” Bu öğretiyi daha açık da beyan ediyorlardı: Yılan Havva’nın şeytanı ve Havva Âdem’in şeytanıydı.” (Bach 1999: 257)

Kur’an, şeytanın vesvesesinden bahsettiğinde Âdem ve Havva’nın ikisini de kapsayan ikil (dual) zamir kullanıyor. Bakara suresinin 36. ayetinde ve A’raf suresinin 20, 22 ve 27. ayetlerinde de Âdem ve Havva’nın beraber kandırıldığını ifade ediyor. Kur’an, kadının erkeği günaha zorlayan günah etkeni, fitne sebebi ve şeytanın işbirlikçisi olduğunu öğretmiyor ama Kutsal Kitabın hikâyesinden bunların hepsini çıkarmak mümkündür.

Diğer bir fark Havva’nın yaratılışında ortaya çıkıyor. Eski Ahit başka bir yerde insanın Allah eliyle erkek ve dişi olarak yaratıldığından bahsetmesine rağmen Havva’nın yaratılış hikâyesinde önceki görüşe rücu ediyor ve Âdem’i Havva’nın yaratılışındaki maddi kaynak olarak tanıtıyor. Üstelik Havva en başta Âdem’in yardımcısı olarak ve onun için yaratıldığından, bir tür ikincil ve bağımlı varlık özelliğine sahiptir. Kur’an’da da Âdem’in eşinin Âdem’den yaratıldığına değinildiyse de onun Âdem’e göre ikincil konumda olduğuna dair hiçbir işaret yoktur. (Fazlu’r-Rahman 1980: 2. Bölüm)

Eski Ahit’in hikâyesinde Allah Âdem’i, yasak meyveyi yedikten sonra uyarıyor ve Âdem bu itaatsizliğin taksirini eşi Havva’ya yüklüyor ve Havva da uyarı sırasında taksiri, yoldan çıkaran yılanın üzerine atıyor. Oysa Kur’an’da, Allah Âdem ve Havva’yı uyardıktan hemen sonra onlar suçu üzerlerinden atmaya çalışmadan direk şöyle diyorlar:

“Her ikisi de Rabbimiz dedi, kendimize zulmettik biz, bizi yarlıgamazsan, bize acımazsan ziyankârlardan oluruz.” (A’raf/23)

Yani taksirlerinden dolayı özür diliyorlar. Eski Ahit’te Âdem ve Havva kusurlarını kabul etmiyorlar ve özür de dilemiyorlar, sadece çıplaklıklarından ötürü utanç duyuyorlar.

Eski Ahit’e göre Havva’nın hilesinin cezası sancılı bir doğum, eşe karşı isteklilik, sürekli ona tabi olmak ve onun tasallutu altında bulunmaktır. Âdem’in cezası ise toprağın onun yüzünden lanetlenmesi ve ömür boyunca topraktan zahmetle beslenmektir. Bu hikâyede Allah, Âdem ve Havva’yı, hayat ağacından yerler de ölümsüz olurlar diye cennetten çıkarıyor ama Kur’an’da dünyaya iniş sebebinin Âdem’e hitapla Allah’ın buyruğundan çıkmak ve şeytanın ayartmasına uymak olduğu söyleniyor. Aslında dünyaya iniş hikâyesinin kahramanı ve ana mihveri Kutsal Kitap’ta Havva, Kur’an’da Âdem’dir.

Kur’an’da dünyaya iniş hadisesi anlatıldıktan sonra ümit verici ve müjdeli tabirler görülüyor, üstelik Âdem bağışlanıyor. Âdem’in nesli de, ilahi hidayete uymaları halinde kurtuluş ümidine sahip olabilirler.

Özetle Eski Ahit’in hikâyesinde Havva’ya karşı oldukça kötümser bir bakış açısı vardır. Havva Âdem’in kandırılmasının, sorun yaşamasının, neslinin günaha bulaşmasının ve sıkıntıya düşmesinin kaynağı olarak tanıtılmıştır. Havva’yı Âdem’in vücudunun bir parçası saymasına ilaveten, onu hiçbir şekilde Âdem’in insanlık düzeyine –ki Allah’ın sureti üzerine yaratılmıştır- denk görmüyor.

Kur’an ise bu konuda Havva’dan daha çok Âdem’i kınıyor ve hiçbir zaman doğrudan Havva’ya işaret etmiyor. Dünyaya inişe, etkilerine ve neticelerine karşı da daha iyimser bir bakışı var. Kur’an’a göre dünyaya iniş, insanın itaatsizliğinden kaynaklanmıştı ve Âdem’le Havva bunu beraber yaptı. Ama bu itaatsizliğin onların nesliyle bir ilgisi yoktur, herkes kendi amelinden sorumludur ve herkes için kurtuluş ümidi vardır.

Kur’an, insanî kemallerden, salih amelin ölçülerinden, ilahi rızayı kazanma şartlarından ve cennete girmekten bahsederken kadın veya erkek olmaktan söz etmiyor. Allah’ın Kur’an’da hitabı insanadır ve herkes kendi amellerinden sorumludur (Müddessir/38). Kimse daha önceden mahkûm edilmiyor ve başkasının amelinin yükünü omuzlarına almıyor (İsra/15). Bu yüzden Kur’an’da kadının düzeyi, özellikle de yaratılış ve dünyaya iniş hikâyesine bakıldığında, insanlık düzeyindedir ve kimse, ilahi rızanın hilafına kendi istek ve iradesiyle yaptığı ameller hariç, kınanmamaktadır. Yine bu yüzden Kur’an’ın insanın yaratılması ve dünyaya inişi hikâyesinde kadının suçlandığına dair ve onun erkeğe göre daha düşük düzeyde olduğunu düşündürecek hiçbir dayanak yoktur. (Fazlu’r-Rahman 1966: 38-40)

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar