Birileri Kâbe-i Muazzama’yı tahrib edip, ortadan kalkmaya kalkışırsa “Ebabil Kuşları” ile onu koruyan Allah, başka bir mucizesi ile onu tekrar koruyacaktır. Ama Mescid-i Aksa ve Beytu’l-Mukaddes için böyle bir vaad söz konusu olmamıştır. Bu nedenle, “Buhtu’n-Nasr” Mescid-i Aksa’yı yerle bir etmişti ama Ebrehe’yi bekleyen akıbet, onun için tekrarlanmamıştı.
İnsanoğlunun Yararına İnşa Edilen Bina; Kâbe
Ayet-i Şerife’nin zahirinden anlaşılan; Kâbe’nin, insanlar için bir mabet (ibadet yeri) olarak yeryüzünde inşa edilen ilk ev olması ve onun da Mekke şehrinde hem bölge halkı hem de diğer beldelerde yaşayan insanların yararına inşa edilmesidir. Bu detay hakkında Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “vazee li’n-nâs”. Her ne kadar Hac yükümlülüğü hakkında “li’llahi ‘ale’n-nâs” ayetinde “’ala” kelimesini kullansa da ileride değineceğimiz gibi Allah’ın verdiği emir ve ibadetler hiçbir zaman halkın aleyhine değildir. O yüzden yolu oraya düşenler için “müşerref oldular, mükellef değil!” denilmektedir. Erkeğin yaşı onaltı’ya ve kadının yaşı da on’a geldiğinde onlara “Allah’ın sözleriyle müşerref oldular, şereflendiler” denilmektedir. Çünkü İlâhî emirler külfet değil, bilakis şerafettir. Düşünsenize önceleri böyle bir şey için değer ve kabiliyetleri yoktu, ama bu evreden sonra Allah onlara haydi “Namaz kılmaya ve zekât vermeye” demektedir. Bu şekilde bu görevlere lâyık görülmektedirler:
“ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْ Böyle yapmanız yaratıcınız katında sizin için daha iyidir”
Diğer Peygamberlerin Mabetleri
Yukarıda zikredilen ayetten anlaşıldığı üzere Kâbe-i Muazzama ve Beytu’l-Harâm yeryüzündeki ilk ibadethane olmuş ve gelmiş bütün peygamberler için de Kıble olagelmiştir. Bunu Kur’ân’da geçen başta “Meryem” suresinde yer alan ayet ve diğerleriyle destekleyebiliriz. Bu ayette Hz. İsa (a.s.) hakkında:
“Beni bulunduğum her yerde yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti!”
Ve yine bir başka ayet-i kerimede diğer peygamberler hakkında önce isimlerini zikredip ardından konuyu değerlendirmektedir:
“İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimet lütfettiği peygamberlerdendir: Âdem’in soyundan, Nûh’la birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in soyundan, kılavuzluk edip seçtiğimiz kimselerdendir. Kendilerine Rahman’ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdelere kapanırlardı.”
Âdem’den (a.s.) Nuh’a, Nuh Nebi’den İbrahim’e ve bu peygamberlerin aralarında yaşayan diğer enbiyaya kadar hepsini hayırla yâd etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Hepsi secde ediyorlar.” mademki secde edilmekte öyleyse bunun bir yöne doğru yapılması gerekmektedir. Eğer secdeden maksat namaz ise yine bir yöne ya da var olan bir kıbleye edilmelidir. Zaten bir sonraki ayette buyrulmaktadır ki:
“Ama arkalarından öyle bir nesil geldi ki; namazı/duayı yitirdiler, şehvetlere uydular. Bunlar, azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.”
Görüldüğü gibi Nebiler namaz ehli idiler ve namaz kılıp, secde ederlerdi ve tabi ki de belli bir kıbleleri (ibadette yönelecekleri yerleri) vardı. Bu konu hakkında ayette geçtiği gibi ya şöyle diyebiliriz:
“Doğu da Allah’ındır, Batı da. Artık nereye dönerseniz dönün, orada Allah’a dönmüş olursunuz.”
Ki bu oldukça uzak bir ihtimaldir ya da şöyle diyebiliriz: Onlar için belli bir yerde muayyen olan Kıble vardır. Ayetin zahirinden Âdem’den (a.s.) Hatem’e (s.a.a.) tüm peygamberlerin kıblesi yalnızca Kâbe idi olarak yararlanabiliriz; çünkü hepsi namaz ve secde ehliydi ve müşahhas olan bir kıble yoksa bu, ayetin kendisiyle çelişmektedir.
Kâbe’nin Kutsallığı
“Âlemlere uğur, bereket ve hidayet kaynağı” Mekke’de bir ibadetgâh olarak inşa edilen bu ilk ev, hem bolluk ve bereket hem de dünya insanları için bir hidayet vesilesidir. “Bereket” sabit olan bir mal ya da bir şey için kullanılır. Öyle bir şey ki; sebat ve devamlılığından fayda getirsin. Çöllerde ve kurak topraklarda suyu kendinde hapseden ve suyun heder olmasını engelleyen çukurlara “Birke/Berke” derler ve Şeyh Tûsî’nin tabiriyle göğse de (bağıra da) “Berk” derler çünkü orası düşüncenin, gizliliğin ve ilmin korunduğu yerdir. Ayrıca Arap, devenin göğsündeki o kürke de “Berk” demektedir.
Zat-ı Akdes-i İlâhî, sabit ve her daim var olduğu için “Tebarek” olarak adlandırılır. Bu da onun aralıksız yani devamla hayır etmesi, yani Mübarek olması demektir. Bu nedenle Mekke’de ve Kâbe’de bu hayır diğer yerlere nazaran daha bariz ve daha derin görüldüğü için ona “Mubareken” buyrulmuştur.