Kur’ân’da Hac

04 December 2025 41 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 7 / 9

Kâbe, hiç şüphesiz tekvinî bir emniyetle muhafaza edilmektedir. Çünkü bugüne değin birçok zalim o yüce evi yıkmayı ve Mekke halkına da zarar vermeyi hesaplamıştır ama her defasında Yüce Allah, orayı bir kez daha ayağa kaldırmış ve şöyle buyurmuştur:

“O ki onları yedirip açlıktan kurtardı ve onları korkudan güvene kavuşturdu.”

O günlerde teşriden yani kanunlardan bahsedilmezdi ama Mekke’nin müşrik halkı yine de emniyet içerisindeydi. Teşri-i emniyet yani kim o hareme girse şer’i açıdan emniyette ve âmândadır. Taberî, Âl-i İmran suresi 97. ayetin açıklamasında şöyle nakleder: “Cahiliye döneminde bir can Kâbe’ye sığınırsa, bir Allah’ın kulu ona eziyet edemezdi.”

Yani illa da Âyât-i Beyyinât’ı “İbrahim Makamı” veya Kâbe’nin emin oluşu olarak yormak zorunda değiliz. “Zemzem”, “Hacer ve İsmail” “Haceru’l-Esved” de beyyinat ayetlerindendir. Hatta o mübarek evin kendisi dahi Beyyine ve mucizedir. Çünkü Fil suresinin de değindiği gibi Kâbe’yi yıkmaya niyetlenenlerin, ansızın gelişen İlâhî orduların saldırısıyla darmadağın oluvermeleri bunun en bariz örneğidir:

“Fil ashabına Rabbin ne yaptı, neler etti, görmedin mi? Ve onlara, çeşitli yerlerden bölük bölük, birbiri ardınca ebabil kuşları göndermedi mi? Onları, balçıktan taşlarla taşladılar. Onlar da içi boş ekin saplarına, kırılıp ezilmiş samanlara döndüler.”

Hal böyle olunca yalnızca “İbrahim Makamı” Beyyine ayetlerinin açıklamasıdır demek gereksiz oluyor, ama bu şekilde dile getirmenin de herhangi bir sakıncası yoktur.

Mübarek Bakara suresinde buyrulmaktadır ki:

“Hatırla o zamanı ki, biz o evi insanlar için sevap kazanmaya yönelik bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yaptık. Siz de İbrahim’in makamından bir dua/namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şu sözü ulaştırmıştık: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû-secde edenler için evimi temizleyin!”

Beytullah bütün herkes için emniyetli bir yer hükmüne bürünmüştür. Bu hem tekvini (yaratılmışlıktan kaynaklanan) emniyet ile kendini göstermekte; mesela Kâbe’yi yakıp, yıkmak için harekete geçen birisine Yüce Allah, asla aman vermemekte ve hem de Teşriî (şeriata dayalı) emniyet ile aşikâr olmaktadır ki; örneğin Kâbe’ye sığınan kim olursa olsun ona orada İlâhî haddi ve cezayı uygulayamazsınız. Ancak sığınan şahsın kendisi o eve bir hürmetsizlik yaparsa bu istisna: “ve’l-haramat kısas” eğer birisi Kâbe’ye, Mescidu’l-Haram’a veya Haram aylara hürmetsizlik yaparsa siz de tüm bu bahsedilen yasaklara kısas yapmak kaydıyla riayet etmeyebilir ve onları bir nevi çiğneyebilirsiniz.

Eğer birisi Harem’in içerisinde bir cana kıymışsa ona uygulanması gereken şer’î cezayı uygulayabilirsiniz, ama Mescid-i Haram dışında böyle bir olaya sebebiyet vermiş birisi, eğer Kâbe’ye sığınmışsa, ona mühlet vermeli ve Harem’den çıkması beklenmelidir. Elbette bu zaman zarfında onunla herhangi bir alış-verişte bulunmak, ona yiyecek ve içecek vb. şeyler temin etmek haramdır ve zaten uygulanacak bu baskılar neticesinde suçlunun oradan tezlikle çıkartılması hedeflenmektedir.

Allah Teâlâ, Ankebut suresindeki ayet gibi Kur’ân’ın bazı ayetleri de Mekke’nin emniyetli oluşuna değinmiştir:

“Görmediler mi çevrelerinde insanlar kaçırılıp, birbirlerini öldürüp dururken biz kendi şehirleri Mekke’yi, güvenli, dokunulmaz bir bölge yaptık? Hâlâ batıla inanıp Allah’ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?”

Hatta Cahiliye döneminde dahi bu topraklar emin belde olarak tanınmaktaydı. Halk, diğer bölgelerde diken üzerinde yaşarken Mekke’de kendilerini emniyette hissediyorlardı. Bunun sırrı hiç şüphesiz şudur; birisi Kâbe’ye ya da o topraklar üzerinde yaşayan insanlara zarar vermek isterse ve bu zarar özellikle Kâbe için geçerli olursa, Allah Teâlâ buna asla müsaade etmez:

“Ve Kim orada nehyedilmiş bir şeyi zulmederek yapmak isterse, biz ona acıklı bir azabı tattıracağız.”

Merhum İbn Bâbeveyh-i Kummî “Men la Yahzuruhu’l-Fakih” adlı değerli kitabında şöyle demektedir; “Mademki Kâbe’nin özel bir saygınlığı ve dokunulmazlığı var ve Ebrehe’nin ordusuna karşı “Ebabil Kuşları” bu görevi ifa etmek için görevlendirildi. Peki, o zaman neden Mekke kuşatıldığında Kâbe içerisinde bulunan İbn Zübeyir’i Allah korumadı? Nasıl oluyor da Haccac b. Yusuf, Abdu’l-Melik’in emri ile Ebû Kubeys Dağı üzerine kurulmuş mancınıkla Kâbe’yi taş yağmuruna tutup, tahrip ediyor ve İbn Zübeyir de o saldırıda esir düşüp, öldürülüyor?”

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar