Bazı yazarlar birinci görüşü, şârinin yeni bir şey vazettiğine inanan Hariciler ve Mutezile'ye ait saymışlardır. İkinci görüşü ise şârinin, maksatları ifade etmek üzere mevcut lugat anlamlarına şart ve kayıt ilave ettiğine inanan Ebubekir Bakıllani'ye nispet etmişlerdir. Üçüncü görüş, kendine has örflerin yaptığına benzer şekilde şârinin Arapça lafızlarda tasarrufta bulunduğuna inanan Gazali ve Razi'ye ait kabul edilmiştir.
Her halükarda Kur'an'ın, Arapların tanıdığı kelimelerin kucağına yeni anlamlar ve hakikatler koyduğu, böyle bir şeyin daha önce yaşanmadığı ve sonrasında da görülmediği inkâr edilemez bir gerçektir.
Kur'an'ın oluşturduğu kültür Arapların bütün fikri kavramlarını ve inançlarını değiştirdi. Bu paha biçilmez kitap; varlık, hayat, insan, Allah'ın âlemle irtibatı, dünyanın ve insanın geleceği, ibadet, ahlak ve toplumun gerekleri, adab-ı muaşeret, dindaşlar ile yabancılar arasındaki ilişki, koordinasyon yapısındaki mikro ve makro binlerce mevzu hakkında, o güne kadar gündeme hiç gelmemiş yeni bir dünya görüşü ve yeni düşünceler üretti. Ahmed b. Faris, el-Sahibi'de şöyle der: "Cahiliye Arabının kendi kelimeleri, adabı, ibadetleri ve kurbanları vardı. Allah İslam'ı gönderdiğinde durum değişti, yanlış inançlar kaldırıldı ve lafızlar kendi anlamlarından yeni anlamlara nakledildi... Mümin, müslim, kâfir, münafık gibi kelimeler zuhur etti ve salat, secde, siyam, hac, zekât gibi kelimeler yeni özellikler ve şartlar edindi."
Yine Ebu Hilal Askeri şöyle der:
İslam'da cahiliyet asrında başka anlama gelen birtakım anlamlar ortaya çıktı ve isimlendirmeler zuhur etti. Bu kelimelerin başında Kur'an, sure, ayet ve teyemmüm gelir. Allah Teâla şöyle buyurmuştur: "فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدًا طَيِّبًا" Sonraları sıkça kullanılmasının etkisiyle "özel mesh" olarak teyemmüm yaygınlaştı. "Fısk" da Allah'a itaatten çıkmak olarak şöhret buldu. Hâlbuki bundan önceki anlamı, hurma çekirdeğinin kabuğundan dışarı çıkması ve farenin yuvasından çıkmasıydı. Küfrü gizlemeyle birlikte olan iman "nifak" olarak adlandırıldı. Puta secde "küfür" ve Allah'a secde "iman" adını aldı. Cahiliyet bu kavramlardan habersizdi. Suyuti de el-Müzhir'de aynı noktaya değinmiştir."
Bu sözün manası, Kur'an'ın hakiki anlamına ulaşabilmek için Kur'an'ın dinî anlam zeminini incelemek zorunda olduğumuzu ve Kur'an'ın maksadını belirlemek için sadece lugat anlamın delaletinin yeterli olmadığını göstermektedir. Bu mevzu, günümüzde modern semantiğin kendi sorunlarından biri olarak gördüğü ve tek başına lugatın, varlığımızın içindeki tüm düşünceleri ve anlamları iletemeyeceğini söylediği meselenin ta kendisidir. Bu yüzdendir ki kimileri, Kur'an'ın, Arap aklının yansıması veya belli tarihsel koşulların ürünü olmadığını, kendi anlamını yarattığını belirtmektedir.
Ahmed Emin'in tabiriyle, hiç kuşku yok Kur'an Arap lugatı üzerine indi ve onun ışığında o dönemin akıl kültürü, toplumsal ve ekonomik hayatı bilinebilir. Ama Kur'an'ın kelimeleri, ifadeleri ve anlamları tamamıyla cahiliyet çağının lugatı değildir. Çünkü Kur'an, cahiliye toplumunda kullanılmayan yeni kelimeler getirdi. Kelimeleri, daha önce gündemde olmayan yeni anlamlara tahsis etti. Cahiliyenin kullanımının dışında metaforlar ve mecazlar gösterdi.
Çağdaş yazarlardan bir diğerinin sözüyle, Kur'an'ın gelmesiyle cahiliye asrının bazı ıstılahları Kur'an'da yerinde kaldı; cennet, firdevs, cin, melaike, hac, umre ve benzeri. Cahiliye asrının yaygın ıstılahlarından kimisinin ise delaletleri değişti. Bazen genel kavramlar, Kur'an'ın dikkate aldığı özel anlamlara tahsis edildi; şeriat, rasul, salat, siyam gibi. Bazen önceden beri yaygın olan kimi ıstılahların kapsamı genişledi; küfür, fısk, nifak vs.
Bir kısım ıstılahlara, eskiye dayanan geçmişi bulunmayan yeni bir delalet kazandırdı. Aynı şekilde Kur'an'ın üslubuna bakarak denilebilir ki bir kısım kelimelere de daha önce mevcut bulunmayan delaletler kazandır. Nitekim Kur'an, felah ve fevz, ecr ve sevap, azap ve ikab, rih ve riyah, gays ve matar, nimet ve naim vs. arasına fark koydu ve her birini belli bir yerde kullandı. Matar kelimesini dünyevi cezalar ve azap konumunda, gays kelimesini ise hayır ve bereket için kullandı. Bu hususiyetler nedeniyle Kur'an kelimelerinde eşanlamlılığın bulunduğu kabul edilmez, çünkü her kelime, kullanıldığı yerde kendine mahsus anlama sahiptir.
Kur'an'a aşina olanlar eski zamanlardan bu yana Kur'an'a bu gözle bakmakta; Kur'an'ın sözkonusu ettiği anlamları, birbirinden kopuk ve sadece lugata dayalı olarak değil, kuşatıcı ve çok yönlü bir bakışın ışığında araştırmaktadırlar. Taberi şöyle yazar: Kabul edilebilir bir delil vesilesi olmaksızın Kur'an'ı uslubundan koparmamız caiz değildir.
Kur'an'ın Kavramlarına Birkaç Örnek
Kur'an