Tefsirine Yönelik Çalışmaların

04 December 2025 57 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 10 / 13

Ebu’l-Kâsım Mahmûd bin Amr Hârezmî, hicrî 467 yılında Harezm’in köylerinden birinde dünyaya geldi. Hicrî 538 yılında da Harezm’in köylerinden olan Gorganc’da vefat etti. Zemahşerî, ilk eğitimini, doğum yeri olan köyde babasının ve diğer âlimlerin huzurunda tahsil etmiştir. Daha sonra bu dersleri tamamlamak üzere Harezm, Buhârâ ve Horasan’a gitmiştir. Kısa bir müddet sonra Mekke’ye yolculuğa çıkmış ve uzun bir zaman orada ikamet etmiştir. O diyara olan bağlılığı ve aşkı sebebiyle “Cârullah” lakabını almıştır. Ömrünün sonlarında tekrar doğduğu yere dönmüş ve orada vefat etmiştir.

Zemahşerî, tefekkür ve itikadında Mutezilî olup, açık bir şekilde de bunu ilan etmiştir. Tefsirini de işte bu üslûp üzere inşa etmiştir. O, Arap diline oldukça hakimdi. İrab, lügat ve şiirde olduğu kadar; belâgat, beyân ve nahiv ilimlerinde de tam anlamıyla yetkindi. Zemahşerî’nin bu üstünlüğü ve aynı zamanda sahip olduğu ilmî ve edebî dehâsı, kıymetli bir tefsir olan Keşşâf’ın; belâgatin aydınlığında ve keşfinde, Kur’ân’ın beyânının büyüleyiciliğinde ve cemâlinin güzelliğinde eşsiz olmasını sağlamıştır. O, bu tefsirde sarfî ve nahvî birtakım özelliklere, meânî, beyân, kırâat ilimlerine ve de âyetlerin nüzul sebeplerine değinmiştir. Tefsîr-i Keşşâf, hemen hemen İsrâiliyyât barındırmamaktadır. Bu tefsir Arapça olup dört cilt halinde basılmıştır.

7.Tefsîrü Ravzi’l-Cinân Ve Rûhi’l-Cenân, Ebu’l-Fütûh Râzî, Farsça, Hicrî Altıncı Yüzyıl

Cemâleddîn Ebu’l-Fütûh Hüseyin bin Ali bin Muhammed bin Ahmed Hezâî Râzî (v. hicrî 552), Peygamber (s.a.a)’in meşhur sahabelerinden olan Nâfi bin Bedîl Hezâî’nin torunlarındandır. Hicrî altıncı yüzyılda Rey şehrinde yaşamıştır. Onun tefsiri, Şîa’nın en eski Farsça tefsirlerindendir. Bu kitap daha çok vaaz ve nasihat içermektedir. Bununla beraber sarf, nahiv ve Arap dili hakkındaki açıklamaların yanı sıra; meânî, beyân, şiir ve fıkıh usulü gibi ilimlerde de çeşitli bilgiler ve deliller içermektedir. Bu tefsir, diğer tefsir kitapları arasında üstün bir konuma sahiptir. Bundan dolayı diğer birçok tefsir de bu tefsirin sahip olduğu sağlam temelleri, kendine temel olarak almıştır. Örneğin Fahr-i Râzî, kendi Tefsîr-i Kebîr’ini, Tefsîri Ebu’l-Fütûh Râzî’nin temeli üzerine bina etmiştir.

Ebu’l-Fütûh, kendi tefsir metodunda akıl ve nakilden faydalanmıştır. Haber ve hadîslerin zikrinde de kendini Şiî kaynaklarla sınırlamamış; bilakis hem Şîa’nın, hem de Ehli Sünnet’in külliyâtlarından istifade etmiştir.

8.Mecme’ü’l-Beyân Fî Tefsîri’l-Kur’ân, Emîni’l-İslâm Tabersî, Arapça, Hicrî Altıncı Yüzyıl

Bu tefsirin müellifi, Ebû Ali Fazl bin Hasan bin Fazl Tabersî (h. 468 – 548)’dir. O, Arapça’sı Tabers olan Tefreş şehrindendir. Bu şehir, Sâve yakınlarında mamur bir şehirdi. Emîni’l-İslam Tabersî; fıkıh, kelâm, sîre, tarih ve tefsir gibi zamanın çeşitli ilimlerine kâmilen hakim olup, bunlardan istifade etmiştir. Bu ilimlerde kitaplar ve risâleler kaleme almıştır. Ancak onun ilmî şöhret ve itibarı, tefsir ve Kur’ân ilimleriyle, bilhassa da Mecme’ü’l-Beyân ile hasıl olmuştur.

Mecme’ü’l-Beyân tefsiri, İslam dünyasının en önemli ve en değerli tefsirlerindendir. Şiî ve Sünnî âlimler ona ilgi göstermişler ve tefsir kaynaklarından biri olarak zikretmişlerdir. Ehli Sünnet’in büyük müftüsü Şeyh Şaltût, bu tefsire yazdığı mukaddimede şöyle söylemiştir: “Mecme’ü’l-Beyân, tefsir kitapları arasında eşsizdir. Bu tefsir, konularındaki kapsamlılık, derinlik ve çeşitliliğin yanı sıra, tasnif ve tertip itibariyle de birtakım özelliklere ve ayrıcalıklara sahiptir. Bu durum da onu kendinden önceki ve sonraki eserler arasında benzersiz kılmaktadır.”

Tabersî kendi tefsiri için yedi mukaddime yazmış ve bunlarda Kur’ân âyetlerinin sayısını, meşhur kârilerin isimlerini, tefsir ve te’vilin tanımlarını ve açıklamalarını, Kur’ân’ın isimlerini, Kur’ânî ilimleri, Kur’ân’ı okumanın faziletlerini ve âyetlerin tilâvetlerinin keyfiyetini açıklamıştır. Bunlara ilaveten, Kur’ân’ın tahriften, eksiklikten ve fazlalıktan korunmuş olması konularını da ispata kavuşturmuştur.

Mecme’ü’l-Beyân; kırâat, irab, lügat gibi konuları kapsamakla birlikte; meânî ve beyân gibi bahisleri zikretmek suretiyle âyetlerin nüzul sebeplerini, âyetlerde belirtilmiş olan haberleri, kıssaların şerh ve açıklamalarını da içermektedir. Mecme’ü’l-Beyân birçok konuda Şeyh Tûsî’nin Tibyân’ından etkilenmiştir. Aynı zamanda Tefsîr-i Ebû’l-Fütûh Râzî’den de yararlanmıştır.

9.Mefâtîhü’l-Gayb (Tefsîr-İ Kebîr), Fahri Râzî, Arapça, Hicrî Altıncı Yüzyıl

İbn Hatîb olarak bilinen Fahreddîn Muhammed bin Amr bin Hüseyin Râzî, İslam’ın altıncı asırdaki büyük mütekellim ve müfessirlerindendir. O, aslen Taberistanlı idi. Ancak babası daha sonra Rey’e gelmiş ve Râzî de orada yaşamaya başlamıştır. Bundan dolayı “Râzî” olarak ünlenmiştir. O, tahsiline Merâğe adlı yerde başlamış, daha sonra Harezm’e gitmiştir. Orada Mutezile ile münazaralara tutuşması sebebiyle avâm tabaka onun aleyhine ayaklanmış ve onu oradan ihraç etmişlerdir. Râzî, daha sonra buradan Rey’e dönmüştür.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar